Sağ Reklam Alanı
Sol Reklam Alanı


Rehabilitasyonda Kalan Engelli Öğrenci Üniversiteyi Kazandı
İlçemiz Ali Rıza Alıçlı Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi Müdürlüğünde kalan engelli Muhammet Özkan, bu yıl girdiği üniversite sınavında Ermenek Meslek Yüksekokulu Bilgisayar Programcılığı bölümünü kazandı.
Rehabilitasyon görevlileri ile birlikte İlçemiz Kaymakamı İbrahim Gökmen’ i makamında ziyaret eden Muhammet Özkan “bu başarısının diğer engelli arkadaşlarına örnek olmasını istedi”. Üniversite kazanmasından dolayı duyduğu memnuniyeti dile getiren Kaymakamımız, Muhammet Özkan’ a başarılar dileyerek, kendisine her türlü desteği vereceğini söyledi.






Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


İlçemiz Kütüphanesinde Çeşitli Etkinlikler Düzenlendi
İlçemiz Halk Kütüphanesinde yaz boyu devam eden etkinlikler için kapanış töreni düzenlendi. İlçemiz Kaymakamı İbrahim Gökmen, Ak Parti İlçe Başkanı Aytekin Aydın, İlçe Milli Eğitim Müdürü Hasan Açıkgöz ile öğrenci ve ailelerinin katıldığı programda yaz döneminde en fazla kitap okuyan öğrencilere ve kompozisyon yarışması birincisine ödül verildi. Kaymakamımız öğrencilerle beraber saz çaldı. Program çeşitli etkinliklerle sona erdi.







Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:
- Hayrola, neden elimi öpmek istedin?
- Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinize katıldım. Hayatım değişti.
O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.
- Ne oldu, nasıl oldu?
- Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, "Bir insanın ana vatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır. "Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:
- Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, "Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına
olanaklar yaratmaktır." Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm.
Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?
- Hayır, neden?
- Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. "Oğlum bugün ödevini yaptın mı?" Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da
*sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, "cık" sesini çıkarıyordu.* Kızıyordum, söyleniyordum, "Niye yapmıyorsun ödevini!" diyordum.
Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.
Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:
- Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. "Ben ne biçim babayım," diye kendime sordum. Seminer için geldiğim*
İstanbul'dan çalışma yerim olan Kayseri'ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.
- Radikal bir karar!*
- Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam.
Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.
- Eşiniz ne dedi?
- Hocam biliyor musun ne oldu?
- Ne oldu?*
- Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, "Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış!
Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz."- Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!
- Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim.
Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.
- Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?
- İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve "Hayır!" anlamına gelen "cıkk" dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım.    
Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. "Ne büyük tehlike!" diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.
 - Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!
- İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, "Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın," demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim!
Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.
- Eşiniz gelmek istemedi!*
- Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye.
Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler.
Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. "Çok mu kötü hocam?" diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. "Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?"                                                                           
- Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?
- Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım.
İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. "O kadar mı kötü?" diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım.
Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.
"Gel seni yeniden kucaklayayım!" dedim. Kucaklaştık.
"Çocuklar Gülsün diye!" yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur.
Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler.
Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler.
Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!  
Doğan CÜCELOĞLU


Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı hizmet birimlerinde 4857 sayılı İş Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri kapsamında Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü aracılığıyla 1012 engelli işçi ve 528 eski hükümlü işçi olmak üzere toplam 1540 sürekli işçi alınacaktır.
Sürekli işçi kadroları ve başvuru şartları Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün internet sitesinde yayımlanacaktır.  Başvurular, personel alım ilanlarının Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü sitesinde yayımlanmasına müteakip 10 gün süreyle www.iskur.gov.tr adresi üzerinden yapılacaktır.
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Karaman Valisi Fahri Meral, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesine (KMÜ) nezaket ziyaretinde bulundu.
Karaman Valisi Fahri Meral’e, üniversiteye gerçekleştirdiği nezaket ziyaretinde KMÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Akgül eşlik etti. Ziyaret kapsamında İslami İlimler Fakültesinde incelemelerde bulunan Vali Meral ve Rektör Akgül daha sonra İslami İlimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fikret Karapınar’ı makamında ziyaret ettiler.
2018-2019 eğitim öğretim dönemi hakkında karşılıklı fikir alışverişinin gerçekleştiği ziyaret iyi dilek ve temennilerin ardından sona erdi.
 
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Ermenek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve İşkur arasında imzalanan protokole göre Toplum Yararına Projesi kapsamında çalıştırılmak üzere 30 adet işçi alımı yapılacak. İşçi seçimi liste yöntemi ile yapılacaktır. 
Başvurular 12.09.2018 - 16.09.2018 tarihleri arasında İşkur İnternet Sitesi üzerinden ve Kaymakamlık İle Belediyede bulunan İşkur Hizmet Noktaları üzerinden yapılabilecek. 
İşkur Programı 24.09.2018 tarihinde başlayarak 23.06.2019 tarihinde bitmek üzere 9 ay (270 gün) olarak planlanmıştır.
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Kamuoyuna Sunulur Beş Yılın Mücadelesi Karamanoğulları Atası Nure Sofi ve Hanımının mezarlarının ve çevresinin düzenlemesi hakkında alınan karar kısaca şöyle: Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait ve tapunun Mersin İli, Mut İlçesi, Yalnızcabağ Mahallesi, Değirmenlik Mevki, 101 Ada, 1071 Parsel, 19.543.68 m² yüzölçümlü taşınmazı üzerindeki 2. grup korunması gerekli vakıf kültür varlığı tescilli Türbe (Nureddin Sofi), Mescit Kalıntısı, Mezarlar ve yakın çevresine yönelik onarım talebime nihayet cevap geldi. Verilen cevap özetinde; ......"2. grup korunması gerekli vakıf kültür varlığı tescilli Türbe (Nureddin Sofi), Mescit Kalıntısı, Mezarlar ve yakın çevresine yönelik projelerin hazırlanması işi ihale edilmiş, yer teslimi yapılmış ve projeler bitmiş haliyle Bölge Müdürlüğümüze teslim edilmiştir. Projeler ve raporlar Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu onayına sunulmuş olup, karar beklenmektedir." Denilmektedir. Nure Sofi İlk olarak Ermenek kalesini alıp kışı orada geçiren Nureddin Bey, İlkbahar’da Mut üzerine yürüdü. Kale dışında (şimdi Mut öreni) oturan Mutlularla birleşip Kaleyi kuşattılar. Kırk gün kuşatmadan sonra kaledeki Ermenilerin Kız Kalesine kaçmaları ile boşalan kaleye kale dışında oturan Mutluların yerleşmeleriyle kale artık “Mut Kalesi” adını aldı. Daha sonra Gülnar ve Mara kalelerini de alan Nureddin bey, aldığı kalelerin anahtarlarını sultana gönderdi. Sultan I. Alaeddin Keykubat çok memnun oldu, devlet göstergesi olan hil’at, kılıç, tabl ve alem gönderip aldığı kaleleri de Nureddin Beye bağışladı. Böylelikle Karamanoğulları Beyliği’nin temeli atılmış oldu. Nureddin Bey zapt ettiği ve sultanın izni ile egemen olduğu bu bölgede asayişi sağladıktan sonra buradaki kuvvetlerin başına oğlu Kerimüddin Karaman Bey’i bırakıp kendisi Sivas’ta olan obasının başına döndü. Orada Babai şeyhi Şeyh İlyas adında bir şeyhle tanıştı. Ona mürid oldu, yedi yıl mağaralarda yaşadı “sofi” oldu. Şeyh İlyas’ın halifesi (vekili) olarak buralara tekrar geldi. Kuvvetlerinin başına geçti. 1256 yılında Silifke kalesini de aldıktan sonra artık yaşlanıp seferlere çıkmaya gücü yetmeyince bütün yetkilerini oğlu Kerimüddin Karaman Bey’e bırakıp kendisi Mut’un Yalnızcabağ köyü yakınındaki Değirmenlik yaylasına çekilip 1264 yılında ölünceye kadar orada oturdu. Öldükten sonra çok sevdiği bu yerde, Değirmenlik’te bir buruna defnedildi, üzerine bir türbe yaptırıldı. Karısının mezarı da buradadır. Türbe içerisinde üç mezar vardı. Zamanla ortada ki mezar bakımsızlıktan yıkılmıştır. Şu an iki mezar var gözükmektedir. Türbe, çevredeki insanlar tarafından devamlı ziyaret edilmektedir. Şerafettin GÜÇ Karamanoğulları Tarihi araştırmacısı Yazar




Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi (KMÜ) ev sahipliğinde düzenlenen ve Hacettepe Üniversitesi Yerel Yönetimler Uygulama ve Araştırma Merkezi (HÜYAM) ile Karaman Belediyesinin katkılarıyla gerçekleştirilen 3. KENTFOR, kapanış ve değerlendirme toplantısının ardından sona erdi.
Üniversite ve il protokolü, bilim insanları, araştırmacılar ve davetlilerin katılımıyla ‘Yerel Kalkınma ve Siyasal-Toplumsal Dönüşüm Bağlamında Kent ve Çevre Yönetimi’ teması ile gerçekleştirilen program kapsamında, sanayileşmeden yerel kalkınmaya, çevre politikalarından akıllı kentlere, yerel yönetimlerden hizmet yönetimine, kent sosyolojisinden toplumsal cinsiyete, kentsel planlamalardan göç ve güvenliğe kadar 16 farklı alt konu çerçevesinde 23 farklı oturumda 79 bildiri sunuldu.
3. KENTFOR Düzenleme Kurulu Başkanı ve KMÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Oktay Başkanlığında gerçekleştirilen kapanış oturumunda ilk olarak söz alan Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. M. Kemal Öktem, oturumlarla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Maddi manevi bütün destekleri, alt yapısı ve misafirperverliği için Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesine, şehrinize, üniversitenin bütün yetkililerine ve katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Ufuk açıcı, dinlendirici ve faydalı bir program oldu. Sonraki dönemlerde düzenleyeceğimiz toplantılarda kendimizi daha çok geliştireceğimizi ve gelişmeye her daim açık olacağımızı ümit ediyorum.” dedi.
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yakup Bulut ise, KENTFOR’un çalıştay tarzına dönüştürülüp bilginin genişliği ve doyurucu olması açısından daha uzun sürmesi gerektiği önerisinde bulunarak emeği geçen herkese teşekkür etti.
Merkez Valisi Kayhan Kavas, yerelleşmenin uzun bir yolculuk olduğunu belirterek, “Dünyada ve Türkiye’de merkezileşme oluyor. Yerelleşme çok gündemde değil. Yerelleşme artık gerçek hayata uygulanmalı. Kentsel ve kırsal alan kavramlarını tekrar gözden geçirerek bir dahaki toplantıda değerlendirmeliyiz. Emeği geçen kişi ve kurumlara teşekkür ediyorum.” şeklinde konuştu.
4. KENTFOR’u daha spesifik ve kritik konuları ele alarak düzenleyeceklerinin müjdesini veren Hacettepe Üniversitesi HÜYAM Müdürü Prof. Dr. Uğur Ömürgönülşen ise “3. KENTFOR’da iki gün boyunca iki özel oturum, bir serbest kürsü ve 79 bildiri sunuldu. İki gün boyunca süren maraton başarıyla tamamlandı. 3. KENTFOR organizasyonuna katılan emeği geçen, sunum yapan herkesin eline, ayağına, diline sağlık.” dedi.
Program da son olarak söz alan 3. KENTFOR Düzenleme Kurulu Başkanı ve KMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ercan Oktay, “Çok sayıda bilim insanının üniversitemize gelmesinden ve böyle güzel bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan fevkalade mutlu, onurlu ve gururluyuz. Katkılarından dolayı başta üniversitemiz rektörü Prof. Dr. Mehmet Akgül’e, Karaman Belediyesine, Hacettepe Üniversitesine, emeği geçen tüm akademik ve idari personele çok teşekkür ediyorum.” diyerek sözlerini noktaladı.
3. KENTFOR, kapanış oturumu, değerlendirme konuşmalarının ardından Karaman’ın tarihi ve doğal güzelliklerinin gezilmesiyle birlikte sona erdi.
                                                                    
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
Düzenleme | Copyright © 2013-2018 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN