Merkezi Ermenek olan, Ermenek’ten geçen Göksu’nun milyonlarca yıldır oluşturduğu vadinin kayalık etrafına Taşeli denmektedir.
Rakımı yer yer 2500 metreye ulaşan yaylaların araları Göksu’ya dikine dökülen derelerle zaman zaman geçit vermez şekilde kanyonlarla ayrılmış olan Taşeli’nin batısını Sarıveliler, doğusunu Silifke oluşturur.
Taşeli: İç il karşılığı olan Dış İl terkibinden bozma değildir. Taş ve ili kelimelerinin birleştirilmiş şeklidir. Zira Ermenek’in kendisi de tarihte İçi İl merkezi olmuştur.[1]
Malum olduğu üzere Taşeli bölgesinin antik çağdaki adı Taşlık Kilikya’dır. Bunun Latince yazılışı Kilikia Trakheia’dır.
Taşın Osmanlı metinlerinde Farsçadan giren karşılığı “seng” ve ülke anlamına gelen sitan kelimesiyle terkibi Sengistandır ve taşlık yurt demektir. [2]
Ermenek ve Taşeli için Sengistan kelimesinin kullanıldığı bir belgeden:
“Yıllarca Diyarbakır’da vezir, eyalet mutasarrıfı ve genel valilik yaptıktan sonra kendi doğum yeri olan Ermenek’te, ikamete mecbur edilince birkaç yıl dayanabilip sonra kaçmak için padişaha yalvaran devlet adamlarına şahit olmuştur bu tarih.
1818 yılında Ermenek’e Sengistan / Kayalar beldesi diyen ve Sengistan halkını idare etmekte zorlandığını ifade ederek burada kalmak istemeyip başka yere tayinini isteyen ve bu konuda padişaha yalvaran bu vali: Eski Diyarbakır Valisi Zeynel Abidin Paşadır.” [3]
Karamanoğullarının atası Nure Sofi’nin Ermenek’i Fethini anlatan bir tarih kitabında aynen şu şekilde geçmektedir:
“Sultan Alâeddin zamanında Anadolu Türkleri Moğol kavmi şerrinden kaçıp Ermenek civarında yerleşmişler idi yani Taşeli ve Varsak kalesi kefere zaptında idi. Ermenek’e Moğollardan kaçan Türklerin başında Nure Sofi vardı. Büyük oğluna Karaman derlerdi.
 Bir gün Ermenek’te kurulan bir panayırda toplanmış olan kâfirleri ansızın bastı ve cümlesini kılıçtan geçirdi. Onların elbiselerini kendi ve askerine giydirdi. Sonra akşam karanlığında panayırdan gelen kâfirler süsü vererek kaleye daldılar. Bu hile ile Ermenek kalesini aldı. Sonra Nure Sofi oğlu Karamanı bu hadisini beyan için Konya’ya gönderdi. Sultan Alâeddin’in elini öptü, o da çok memnun olup özel kıyafet giydirdi ve kılıç kuşattı ve Ermenek sancağını Karamana verdi.
Nure Sofi ve oğlu Karaman Bey ömürlerinin sonuna kadar Ermenek ve Taş ilinde yaşadılar.” [4]
Burada 350 yıl önce yazılan “Tacü’l-mülük” adlı tarih kitabının “Karamanoğulları” bölümünde iki kelime ayrı ayrı Taş İli yazılmaktadır. Bu da taş ili ve ülkesi kelimesinin Farsçası olan Sengistan demek olup bu kelime de Osmanlı belgelerinde sık sık geçmektedir.[5]






[1] 1845 Ermenek ve Köyleri Hane Mal Varlıkları Sh 132 (Mükremin Kızılca / Çimke Yayın Evi 2019)
[2]   







[3] 1830 Ermenek Nüfus Kayıtları Sh 170 / Mükremin Kızılca / Ermenek Belediyesi / 2018
[4] Tacü’l-mülük V. 350/a / Topkapı Sarayı Kütüphanesi
[5]


Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Vali Cüneyit Orhan Toprak’ın yanı sıra Konya'nın ilçelerinden gelen üreticilerin de katıldığı programda Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin 2019 – 2020 Akademik Yılını çiftçiler açtı. Çiftçiler adına Karatay Ziraat Odası Başkanı Rıfat Kavuneker de bir konuşma yaptı ve üniversitesinin gıda ile tarım için önemeni vurguladı. Bu sene 4. dönem öğrencilerini alan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi; teknoloji, Ar-Ge, güvenli gıda, verimli ve modern tarım için yoğun çalışmalar yürütüyor. Ülkemizdeki geleneksel üniversite kalıplarını kıran, sanayi, saha ve üniversite işbirliğini kısa zamanda kurduğu sistemle hayata geçiren Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, rol model olma yolunda hızla ilerliyor. Yaptığı çalışmalarla milli ve yerli üretimi artırmayı ve dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlayan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin Rektörü Prof. Dr. Cumhur Çökmüş, yaptığı konuşmada, yürüttükleri projelerden verim alma sürecine girdiklerini, bundan sonra da üniversite olarak, çalışmalarıyla kendilerinden çok fazla söz ettireceklerini söyledi.


 
“KONYA GIDA VE TARIM ÜNİVERSİTESİ, GIDA VE TARIM ALANINDA ÜLKEMİZİN İLK İHTİSAS ÜNİVERSİTESİDİR”
 
Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin 2019-2020 Akademik Yılı açılışı, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinde Konya Protokolününde katılımıyla çiftçiler tarafından yapıldı.
Programa, Vali Cüneyit Orhan Toprak, 3. Ana Jet Üs Ve Garnizon Komutanı Hv. Plt. Tuğg. Fidan Yüksel, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Mustafa Uzbaş, İl Jandarma Komutanı Tuğg. Şakir Uslu, Cumhuriyet Başsavcısı Ramazan Solmaz, İl Emniyet Müdürü Mustafa Aydın, Karatay Ziraat Odası Başkanı Rıfat Kavuneker, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Mütevelli Heyeti ve Rektörü,  Anadolu Birlik Holding İcra Kurulu, rektör yardımcıları, fakültelerin dekanları, akademisyenler, çiftçiler ile öğrenciler katıldı.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşının okunmasının ardından müzik dinletisi yapıldı ve konuşmalara geçildi.
Törende bir konuşma yapan Konya Valisi Cüneyit Orhan Toprak, “bu üniversitede bir akademisyene 7 öğrenci düşüyor. Adı da ihtisas üniversitesi, bunun da hakkını verecek bir yapılanma görüyoruz. Sanayiyle, Konya Şeker’le iç içe olması bakımından da baktığımızda sadece Konya’mızın değil, ülkemizin de göğsünü kabartan bir üniversiteye sahibiz şu anda. Konya da bu anlamda şanslı bir şehir, 5 tane üniversitemiz var, bugün 4. oluyor benim akademik yıl açılışına katıldığım. Bu davetlere koşa koşa geliyoruz, büyük bir keyifle. Böyle ilim yuvalarında olmak, ilimle yatıp kalkan, laboratuvarlarda zaman harcayan, dersler üzerinde kafa yoran öğretim üyelerimizle ve öğrencilerimizle beraber olmak, bizlere büyük bir güç ve enerji veriyor geleceğimiz adına. Buralarda bu heyecanı, bu enerjiyi bu araştırma tutkusunu gördükçe bizler de geleceğimiz adına, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği adına ümitleniyoruz. Buralar ilim-irfan yuvaları. Konya’yı ilk tanımladığımızda tabi, tarımın başkenti, diye söylenir, onun için bu üniversite Konya’ya çok yakışmış, emeği geçenlere ben çok teşekkür ediyorum” dedi.


“VİZYONUMUZ, ALANINDA ÜLKEMİZDE BİRİNCİ, DÜNYADA İSE İLK 100 ARASINDA YER ALAN ULUSLARARASI BİR ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTESİ OLMAKTIR”
Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cumhur Çökmüş de konuşmasına, “Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi, 25 ve 26. Dönen AK Parti Milletvekili ve PANKOBİRLİK Genel Başkanı Sayın Recep Konuk’un kurucusu olduğu “Bilimsel Araştırma Teknoloji Eğitim ve Kültür Vakfı” tarafından 12.06.2013 tarih ve 6492 sayılı Kanun ile bir vakıf üniversitesi olarak kurulmuş ve kuruluşu 18 Haziran 2013 tarihli ve 26681 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış, gıda ve tarım alanında ülkemizin ilk ihtisas üniversitesidir” ifadeleriyle başladı.  
Öğrencilere, teorik eğitimin yanı sıra fabrika, işletme ve uygulama alanlarında pratik yapma imkânı da verildiğini belirten Çökmüş şöyle konuştu;
“Eğitim – Öğretime hem lisans hem de yüksek lisans düzeyinde 2016/2017 Akademik Yılında aynı anda başlamıştır. Bilgiye dayalı Biyo-Ekonomi konsepti çerçevesinde gıda ve tarım alanında ülkemizi uluslararası rekabet edebilecek düzeye taşımak ve yüksek katma değerli ürünlere yönelik bilgi ve insan gücü havuzunun oluşmasına katkı sağlamak temel misyonumuzu oluşturur iken vizyonumuz, alanında ülkemizde birinci, dünyada ise ilk 100 arasında yer alan uluslararası bir araştırma üniversitesi olmaktır.
Üniversitemizde hâlihazırda kanunen 4 Fakülte ve 1 Meslek Yüksekokulu mevcut olup bunlardan Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi, Tarım ve Doğa Bilimleri Fakültesi aktif durumdadır.
2016 yılında 7 bölüm ile eğitime başladığımız 3 fakültemizde şu an için 11 bölüm bulunmaktadır.
Ortak programlarda eğitim modelimiz T-shape olup öğrencilerimiz YKS ile doğrudan ortak programlara yerleşmekte, 3 yarıyıl sonunda ortak program altında bulunan bölümlerden istediğini herhangi bir kısıt olmadan seçebilmektedir. Bu eğitim modeli ile öğrencilerimiz istedikleri bölümleri daha bilinçli olarak seçebilmekte, bu şekilde memnuniyet derecesi artmakta, aynı zamanda çift anadal (diploma) ve yandal uygulamaları daha da kolaylaşmaktadır.”


“PROJE SAYISI 2015 YILINDA 4 İKEN 2018 YILINDA 10 KAT ARTARAK 41’E YÜKSELMİŞTİR”
Konya Gıda ve Tarım Üniversitesin bu yıl ilk mezunlarını vereceğini de belirten Rektör Çökmüş; “üniversite sıralamalarında kriterlerden biri olan uluslararası öğrenci sayısı Türkiye genelinde hızla artmakta olup 2014 yılında 48.183 iken 5 Kasım 2019 itibariyle 5 yılda %357 oranında artarak 171.991’e ulaşmıştır. Üniversitelerimizin ve ülkemizin tanıtımı ve temsilinde oldukça önemli olan uluslararası öğrencilere önem vermekteyiz ve ilk öğrencilerimizi kabul etmiş bulunmaktayız.
Gerek lisans gerekse lisansüstü programlarımızdan mezun olan öğrencilerimiz için etkin bir takip ve haberleşme sistemi oluşturacağız.
Yabancı dil eğitimi dışındaki lisans ve lisansüstü eğitim ve araştırma faaliyetlerinin önemli bir kısmı merkez binada gerçekleştirilmektedir. Toplam 30.000 m2 kapalı alana sahip merkez binada toplam konferans salonları, amfi ve dersliklerin yanı sıra öğrenci ve araştırma laboratuvarı mevcuttur.
2018 yılında Öğrenci Kulüplerimiz tarafından toplam 30 faaliyet gerçekleştirilmiş olup bunların 26’sı sosyal sorumluluk ve kültürel içerikli, 4’ü gezi niteliğindedir” dedi.
Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin, Stratejik Ürünler Geliştirme, Uygulama ve Araştırma Merkezi (SARGEM) ile Yeni Nesil Gıda Kit ve Referans Madde Araştırma Geliştirme Merkezi (KİT-ARGEM)’in çalışmalarını da anlatan Prof. Dr. Çökmüş, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesindeki bilimsel çalışmalarla projeleri şöyle anlattı:
“Yıllar itibariyle Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adresli toplam yayın sayılarına bakıldığında, aybaşına düşen Web of Science’da yer alan dergilerdeki Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adresli yayın sayısı 2015 yılında 0.25 iken 2018 yılında 2.42’ye; SCOPUS’da yer alan dergilerdeki Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adresli yayın sayısı 2015 yılında 0.25 iken 2018 yılında 2.25’e yükselmiştir. Buna paralel olarak da, öğretim üyesi başına düşen SCI, SSCI ve A&HCI kapsamındaki dergilerde yayımlanmış Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adresli yayın sayısı 2015 yılında 0.167 iken 2018 yılında 0.642’ye yükselmiştir.
Üniversite sıralamalarında kullanılan bir diğer kriter de yayınlara yapılan atıf sayıları olup ay başına düşen Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adresli yayınlara yapılan atıf sayısı Web of Science’da 2016’da 0.33 iken 2019’da 32.33’e, Scopus’da 35.89’a yükselmiştir. Bir diğer deyimle; öğretim üyesi başına düşen atıf sayısı 2016’da 0.12, 2017’de 1.25, 2018’de 3.52 iken bu değer 2019 yılında 7.25’e yükselmiştir.
Üniversite sıralamalarında önemli olan bir diğer kriter de makalelerin yayımlandığı dergilerin etki faktörleri olup 2018 yılında Üniversitemize ait bu değer Türkiye ortalaması olan 0.82’nin 4 katından fazla olup 3.42 olarak gerçekleşmiştir.
2018 yılında Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi adresli olarak ulusal ve uluslararası kongre ve konferanslarda toplam 71 adet bildiri sunulmuş olup bunlardan 61’inin (%86) uluslararası olması Üniversitemizin uluslararası olma çabalarının bir göstergesidir.
Akademik personelin yanı sıra öğrencilerimiz de kongre ve yarışmalara katılmakta ve başarılar elde etmektedir.
Üniversitemizin hızlı gelişimine paralel olarak Üniversitemiz personeli tarafından yürütülen proje sayısı 2015 yılında 4 iken 2018 yılında 10 kat artarak 41’e yükselmiştir. Bu projelerin büyük bir kısmı ana misyonumuz olan gıda, tarım ve hayvancılık ve ilişkili konulardadır. Örnek olarak bunlardan; gıda tanı kitlerinin geliştirilmesi, biyolojik mücadele, bitki ıslahı ve yerli tohum geliştirme, tıbbi ve aromatik bitkilerin yetiştirilmesi,  biyoaktif hammadde eldesi ve kullanımı, hayvancılıkta in vitro embriyo yönteminin kullanılması, hayvan yemlerinin geliştirilmesi, yerel ve geleneksel gıda ürünlerinin fabrika boyutunda üretimi, yerel yoğurt starter bakteri kültürlerinin eldesi ve geliştirilmesi sayılabilir.
Sonuç itibariyle; Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi olarak temel amacımız bir yandan İngilizce ve uluslararası düzeyde eğitim vererek özgüveni ve yetenekleri yüksek mezunlar vererek ülkemizin bu alanda ihtiyaç duyduğu insan gücüne katkı sağlamak ve aynı zaman gıda ve tarım ve ilişkili mühendislik ve sosyal bilim dallarında yenilikçi yaklaşımlarla sektör ve ülke sorunlarının çözümü ve dışa bağımlılığın azaltılması temel hedefimiz olup bu alanda Üniversitemizi ulusal ve uluslararası düzeyde en üst sıralara taşımaktır.
Konuşmamın sonunda, öncelikle Üniversite-Sanayi işbirliğinin ilk kez etkin bir şekilde modellendiği ve desteklendiği Üniversitemizin mimarı ve Kurucu Başkanı Sayın Recep Konuk Bey’e içtenlikle teşekkürlerimizi sunuyoruz.”  

 
“GELECEK NESİLLERE ÖNCÜ OLMAK, HAFİFE ALINACAK BİR BAŞARI DEĞİLDİR”
Programa katılan ve akademik yıl açılışını yapan çiftçiler adına Karatay Ziraat Odası Başkanı Rıfat Kavuneker de bir konuşma yaptı. Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinde bir tarım kuruluşu temsilcisi olarak bulunmaktan büyük bir gurur duyduğunu belirten Kavuneker şöyle konuştu;
“25. ve 26. Dönem AK Parti Milletvekili ve PANKOBİRLİK Genel Başkanımız Sayın Recep Konuk’un tarım vizyonunu sanırım en güzel bu üniversite karşılıyor, çünkü biliyoruz ki, bu üniversite bilgi üretiyor ve bilgi üretiminin de merkezi olacak.
Ben şuna inanıyorum, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinin öncülük ettiği bu yol, ülkemizde tarım ve gıdada çok önemli çığırların açılmasına vesile olacaktır.
Bu kurumlarla birlikte, nüfusu daha da artan dünyamızda yıldızı parlayacak olan gıda sektörüne tohumdan, zirai üretime, hayvancılıktan çevre uygulamalarına, gıda hammaddesi üretiminden gıda sanayiine, mamul üründen pazarlamasına kadar sürecin bütünü için Türkiye’den bir A takımı oluşturulacaktır.
Buradaki öğrencilerimize de özellikle teşekkür ediyorum, zira bu gençlerin ben ülkemizin geleceğine inanan gençler olduğunu düşünüyorum, gıda ve tarım gibi dünyanın bugün için en önemli, en stratejik konusunda teknoloji üretmek, bilgi üretmek, gelecek nesillere öncü olmak hafife alınacak bir başarı değildir.
Elbette ki, böyle bir üniversiteyi kuran, Konya Şeker’e ve Genel Başkan Sayın Recep Konuk Beyefendiye özellikle de sizlerin huzurunda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
Türkiye’nin ihtiyacı olan, sektörün ihtiyacı olan, bilim ve teknolojiyi sanayi ile buluşturan bu üniversite çiftçilerimizin üniversitesidir, tam bir çiftçi üniversitesidir. Şunu net bir şekilde ifade edebiliriz ki, kar amacıyla kurulmamış, gıda sektörümüze, gıdamızın güvenli kalmasına, tarımımıza, hayvancılığımıza, sanayi ile üniversitenin buluşmasına, teknolojiye katkı yapması için kurulmuştur. Gıda ve tarım başta olmak üzere, ilgili diğer alanlarda önemli bilimsel ve teknolojik katkılar yapacağına ve ülkemizin dışa bağımlılığını azaltacağına inancımız tamdır. Türkiye’de, gıda ve tarım alanında ihtisaslaşmış ilk ve tek vakıf üniversitesidir.”

Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinde Akademik Yıl Açılışı sonrası ilk ders verildi. İlk derste, Sürdürülebilir Tarımsal Üretim ve Gıda Sanayinin Gelişme ve Kalkınmada Rolü başlıklı sunumu gerçekleştiren Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mikdat Çakır, öğrencilere de önemli tavsiyelerde bulundu.  
Ayrıca programda Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinden lisansüstü programlardan mezun olan öğrencilere diplomaları da verildi.
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

‘’Baba bana muz alır mısın?’’ dedi.
Adam sessizce ‘’Söz kızım para kalırsa bu hafta alacağım sana’’ deyip ilerledi, ama tam arkasındaki beni farketmedi. 
Pazarcı abiye dedim ki "Bu adam ile çocuğuna iyi bak. Şimdi 2 kilo muz tart. Birazdan senin tezgahın önünden geçerse ve durup muz almazsa abi diye seslen. Sonra ona " Hani geçen hafta bozuk yok diye para üstü verememiştim ya. İstersen muz vereyim, helâlleşelim" diyeceksin. O baba çocuğun yanında rencide olmasın. Ama canı muz çekmiş, aklında kalmasın. Eğer böyle yaparsan hem sevaba girersin, hem de bereketlenirsin. 
Söz fazla fazla vereceğim, 10 kilo da ben alıp götüreceğim. Şimdi ben arka taraftan sizi seyredeceğim... 
Abi kızını diğer tarafa almış, geçiyor. Kızı muz tezgahını görmesin istiyor. 
Pazarcı abi tam da dediğimi yaptı. O küçük kız o poşeti babasına bırakmadı, kendisi taşıdı. Aslında babası anlamıştı. Pazarcı bir hayır yapmak için bu oyunu tasarlamıştır diye sanmıştı. Başı önde yürüdü gitti. Son bir defa dönüp sessizce gözleri ile teşekkür etti. 
Pazarcı abiye uzattım parayı almadı. Gözyaşlarını saklamak için arkasına bakmaktaydı. 
Birini mutlu etmek bu kadar kolaydı. Ama bütün mesele aynı zamanda da babayı utandırmamaktı. 
Çok şükür bu da kısmet oldu. İçimiz huzur ile doldu. 
Aslında 7,5 TL idi kilosu. Ama işte olmayınca olmuyordu. Ama en çok beni etkileyen bir tane yemek isteyen kızına ‘’Evde ye kızım, belki alamayan vardır; olur mu? ‘’ diyen baba oldu…

Alıntıdır
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

S.S. Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği’nin (PANKOBİRLİK) 47’nci Olağan Mali Genel Kurulu, Birliğin Ankara’daki merkez binasında gerçekleştirildi. Tarım ve Orman Bakanlığı ile Pancar Ekicileri Kooperatifleri ve Türk Şeker temsilcilerinin de katıldığı programda konuşan Genel Başkan Recep Konuk, “PANKOBİRLİK bahane üretmiyor, işini yapıyor. Her yeni faaliyet yılında da işimizi bir önceki yıla göre daha iyi nasıl yaparız diye kafa yoruyoruz. Bir sosyal medya hesabındaki yalan yanlış bilgi, şirketleri, üreticiyi töhmet altında bırakıyor. Yanlış o kadar çabuk kanaat haline geliyor ki doğrunun hükmü kalmıyor. Bizim, çiftçinin işini iyi yapması yetmiyor. Başkalarının da işini iyi yapması gerekiyor. Bunlara birilerinin ‘dur’ demesi lazım, sektördeki otorite boşluğunun doldurulması lazım. Yani işini iyi yapanlara acil ihtiyaç var. Ya işini iyi yapanlar çıkmazsa ne yapacağız? Etkilenen biziz, bizim üreticimiz, onu da biz yapacağız” dedi.
 
PANKOBİRLİK’İN YENİ STRATEJİSİ HIZLI HAREKET ETMEK
S.S. Pancar Ekicileri Kooperatifleri Birliği’nin (PANKOBİRLİK) 47’nci Olağan Mali Genel Kurulu, Birliğin Ankara’daki merkez binasında gerçekleştirildi. Genel Kurula 31 Pancar Ekicileri Kooperatifinin Yönetim Kurulu Üyeleri katıldı. Genel Kurul’da gündem maddelerinin okunmasının ardından Divan teşekkül ettirildi. Divan Başkanlığına Ankara Pancar Ekicileri Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı Muhittin Bıyıkoğlu seçildi.
Divanın oluşmasından sonra kürsüye gelen PANKOBİRLİK Genel Müdürü Taner Taşpınar, PANKOBİRLİK’in çalışmalarını anlattı. Başkan Recep Konuk’un talimatıyla PANKOBİRLİK’in çiftçinin gübre, tohum, ilaç başta olmak üzere birçok ürünü daha uygun alabilmesi için ciddi çalışmalar yürüttüğünü belirten Taşpınar, “Bu yapılan çalışmalar neticesinde çiftçilerimiz çok ciddi kazanımlar elde etmiştir. Türkiye’de bir yılda 1,5 milyar metre damla sulama borusu satılıyor bu pazarda PANKOBİRLİK’in payı yaklaşık %20’dir. Bu sene Türk Şeker’in çiftçilerine yönelik gübre dağıtımını da biz yaptık, birçok ilde bu alanda ciddi çalışmalar yaptık ve çiftçilerimizin maliyetlerini azalttık. Sadece pancar için çalışma yürütmüyoruz, pancarın yanı sıra ayçiçeği, mısır, buğday gibi birçok ürünün tohumları için çalışmalar yürütüyoruz” dedi.
PANKOBİRLİK’in üretici ortaklarının girdi maliyetlerini düşürmek, kooperatiflere sevk ettikleri girdileri daha ucuza temin etmek, üreticilerin daha tohumu tarlaya atarken kazanmalarını sağlamak için ön ödemeli alım modeli geliştirdiklerini söyleyen Genel Müdür Taşpınar sözlerini şöyle sürdürdü;
“Tedarikçilerimizin satış yapmadığı dönemlerde alım yaptığımız bir model geliştirdik. Firmaların satış yapamadıkları bu dönemde finansman ihtiyaçları da pik noktada oluyor. Biz hem bizim hem onların kazanacağı bir model geliştirdik. O satışın yapılmadığı dönemde biz çiftçimizin ihtiyacı olan girdinin yüksek iskontolu şekilde alımını yapıyor, bedelini firmaya ödüyoruz ve çiftçimiz sezondaki fiyatlara göre mağazalarımızdan bu ucuz temin ettiğimiz girdiye daha uygun fiyatlarla ulaşabiliyor. Mesela biz ön ödemeli modelle Amini 268 TL’ye temin ettik, sezonda fiyatı 412 TL oldu. Yine Biesteri biz ön alımla 368 TL’ye aldık sezonda 428 TL oldu.”
Kooperatiflerin çiftçiye hizmete devam edebilmesi için finansal yapılarının bozulmaması gerektiğini vurgulayan Taşpınar ortak kooperatiflerin çiftçiden 1 Milyar 142 Milyon TL alacağı olduğunu bunun da 441 Milyon TL’sinin vadesi geçmiş alacak olduğunu belirterek, bu konuda kooperatiflerden hassasiyet istedi. Kooperatifler kanunun ile ilgili Cumhurbaşkanlığı nezdinde girişimde bulunduklarını ve bir çalışmanın başladığını belirten Taşpınar “Türkiye’de tarımsal amaçlı olarak 12 binin üzerinde kooperatif var. Bu kooperatiflerle beraber aynı kanunlara tabiyiz, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu ile birlikte çalışıyoruz. Tarımsal amaçlı kooperatiflerin bir çatı altında toplanması için bir kanun hazırlığı yapıyoruz. Bunu başarabilirsek, tarımsal amaçlı kooperatifler diğer kooperatiflerden ayrılarak, başka bir kanunla çalışmalarını yürütmüş olacaklar. Böylece, atıl olan kooperatiflerin kapatılmasını sağlayacağız. Neticede de aktif bir şekilde çalışanların etkili bir çalışma yürütebilmesinin önü açılacak, buna göre bir düzenlemenin yapılması için çalışma yürütüyoruz.” dedi.
 
ORTAKLARIMIZIN ELE GÜNE MUHTAÇ OLMAMASI İÇİN ÇALIŞTIK
Genel Müdür Taşpınar’ın ardından kürsüye gelen 25. ve 26. Dönem AK Parti Karaman Milletvekili ve PANKOBİRLİK Genel Başkanı Recep Konuk, özellikle ülkemizin üzerindeki finansal baskıların artmasına, şartların zorluğuna rağmen PANKOBİRLİK’in ve Pancar Üreticileri Kooperatiflerinin bu faaliyet yılında da çiftçiyi muhannete muhtaç etmediğini belirterek, “Ortaklarımızın girdiye uygun fiyatlar ve şartlarla erişmesini sağlayarak şeker pancarı başta olmak üzere tarladaki, bağdaki, bahçedeki, meradaki, ağıldaki üretimini ele güne muhtaç olmadan devam ettirmesi için yıllardır yaptığımızı geçtiğimiz faaliyet yılında da tekrarladık. Kooperatiflerimiz için temin veya aracılık ettiğimiz gübre tutarı bir önceki yıla göre %15’in üzerinde arttı. Keza, yemdeki artış %16’yı, tohum, fide, fidandaki %11’i, bitki koruma ürünlerindeki artış %23’ü aştı. Birliğimizin ve kooperatiflerimizin gelir çeşitliliğini arttırmak, faaliyet alanını genişletmek için yıllardır bir çalışma yürütüyorduk. Bizi sınırlayan, daraltan bir uygulama vardı. Kooperatif mağazalarımız üye dışına satış yapamıyor, faaliyet alanı dışında ürün satamıyordu. Bizi daraltan, sınırlayan bu durum yapılan kanuni düzenleme ile değişti. Yani kooperatif mağazalarımız artık herkese, her ürünü satabilecek. Bu, hem gerçek manada tarım marketleri kurabilmek hem de tarım sektörü ile tüketici arasında aracısız satış yapabilmek için önümüze bir fırsat kapısı açtı. Bu değişikliğin yapılmasını sağlayarak birliğimiz ve tüm kooperatiflerin önünü açan Sayın Cumhurbaşkanımıza bu vesileyle bir kez daha şükranlarımızı arz ediyorum. Artık top bizde, bizim yapacaklarımızda. Nitekim, PANKOBİRLİK yapacaklarımız, yapabileceklerimiz konusunda yoğun bir çalışma başlattı. İlk etapta, kooperatiflerimize kesintisiz bir gelir kaynağı oluşturmak için Doğrudan Marketler ile ilgili bir çalışmanın startını hemen verdik. İkinci etap ve daha sonrasında yapılabilecekler konusunda özellikle tarımsal ürünlerin pazarlanması hususunda yapılabileceklere arkadaşlarımız çalışıyor.” ifadelerini kullandı.
 
İLETİŞİMİN HIZLANDIĞI BİR ÇAĞDA YANLIŞ BİLGİ O KADAR ÇABUK KANAAT HALİNE GELİYOR Kİ DOĞRUNUN HÜKMÜ KALMIYOR
PANKOBİRLİK’in bahane üretmediğini, işini yaptığını vurgulayan Konuk, “Her yeni faaliyet yılında da işimizi bir önceki yıla göre daha iyi nasıl yaparız diye kafa yoruyoruz. Ancak bizim işimizi iyi yapmamız yetiyor mu? Yetmiyor. Bundan 10 gün önce bir ıspanaktır gitti. 196 kişinin ıspanaktan zehirlendiği söylendi. Mesele medyaya yansıdı. Sabah, öğlen, akşam tüm haber bültenlerinin ya birinci ya ikinci haberi oldu. Siyasi gündemden, Barış Pınarı Harekâtından bile öncelikli haber oldu. Yani bireysel sağlık kaygısı güvenliğin de siyasetin de önüne geçti. Ispanak satışları bıçak gibi kesildi. Ispanağa bir otun karıştığı söylendi. Beypazarı Ziraat Odası Başkanı, arazinin küçük bir parçasında yabani ot var ama o denilen ot bizim buralarda yetişmez dedi. Dinleyen olmadı. Krizin 4-5 günü ıspanağa karıştığı söylenen bitkinin ıspanağın arasına karıştırılacak kadar ucuz olmadığını öğrendik. Bilen bilmeyen herkes konuştu. Sonuç bu sene ıspanak üreticisi kaybetti. Seneye ne üreticisinin kaybedeceği ise belli değil. Sebep, herkesin yüreğini serinletecek bir açıklamanın yapılamaması. Kim serinletecek milletin yüreğini? Çiftçi feryat ediyor. Bildiğiniz ıspanak diyor. Ispanak zehirlemez diyor. Duyan yok. Milletin yüreğini tarlanın dışındakiler serinletecek. Gıdada, tarımda otorite olanlar serinletecek. Tarımı gıdayı yönetenler serinletecek. Yani, tarladaki çiftçiden, çiftçinin işini kolaylaştıran kooperatiflerden başkaları da işini iyi yapacak. O gecikme, birilerinin işini iyi ve zamanında yapmaması iletişim çağında maalesef ıspanağı sanık sandalyesine oturttu, ıspanak üreticisini de idam sehpasına çıkarttı. Bunlar ülkemizde artık çok sık olmaya başladı. Bir sosyal medya hesabındaki yalan yanlış bilgi, şirketleri, üreticiyi töhmet altında bırakıyor. Yanlış o kadar çabuk kanaat haline geliyor ki doğrunun hükmü kalmıyor. Bunlara birilerinin dur demesi lazım, sektördeki otorite boşluğunun doldurulması lazım. Yani işini iyi yapanlara acil ihtiyaç var. Ya işini iyi yapanlar çıkmazsa ne yapacağız? Etkilenen biziz, bizim üreticimiz onu da biz yapacağız. Ortaklarımızın işi, emeği, ürünü onlar adına bize emanet. Onun için hepimiz üreticinin işini ilgilendiren işlerle ilgili hususları layıkıyla bilmek zorundayız. Bilmiyorsak da bilenlerle çalışmak zorundayız. Biz Konya Gıda ve Tarım Üniversitesini bunun için kurduk. Gıdada ve tarımda otorite olsun, yanlış bilgiler kanaat haline gelmeden doğruyu hâkim kılsın ki üretici ve sektör kaybetmesin, her aklı evvel ürünü sanık sandalyesine oturtmasın, üreticiyi idam sehpasına çıkarmasın” şeklinde konuştu.
 
BİZİM VAZİFEMİZ; DOĞRUYA DOĞRU, EĞRİYE EĞRİ DEMEKTİR
Kooperatifin el ve güç birliği olduğunu aktaran Konuk, kooperatif yöneticilerinin de el ve güç birliği yapanların ortak işini yapan, herkesin işini gücünü büyütmek için kendi işini gücünü bir kenara bırakıp el ve güç birliği yapanlara vaktini ve aklını vakfeden kişiler olduğunu belirtti. Başkan Recep Konuk konuşmasına şöyle devam etti: “Bu salondaki herkes yönetime talip olduğu gün kendisi için kaygılanmayı bir kenara bırakıp, herkes için kaygılanmak gibi bir mesuliyet üstlendi. O nedenle bizim mesuliyetimiz üyelerimize karşıdır. Vazifemiz de işimizi ilgilendiren hususlarda doğruya doğru eğriye eğri demektir.
Önümüzdeki hafta Tarım Şurası sonuç bildirgesi açıklanacak. PANKOBİRLİK olarak biz de çalışmalara katıldık. Görüşlerimizi komisyonlarda paylaştık. Ancak açıklanacak bildirgede bunlar ne kadar dikkate alınacak açıkçası bilmiyoruz. Yani bizden istenen malzemeyi verdik. Yağ, soğan, et, salça, tuz, un, şeker, biber istenen istenmeyen her malzemeyi belki lazım olur diye verdik. Mutfaktan ne çıkacak onu haftaya göreceğiz. Malum ecnebiler yemekten önce dua eder, bizde dua yemekten sonra yapılır. Mutfaktakiler sofraya ne koyacak bakacağız ona göre de ya dolu dolu dua edeceğiz ya da adettendir deyip kısa bir dua ile geçiştireceğiz. Şura ile ilgili beklentimiz, 3-5 gün boyunca tarım sektörümüzün enine boyuna konuşulacağı yüksek katılımlı bir toplantıydı. Metot değişti. Görüşler ağırlıklı olarak yazılı alındı. İnternet ortamından görüş bildirme imkânı sağlanarak katılımın arttırılmasında yeni bir yol denendi. Bu belki de iletişim çağının dinamikleri açısından doğru bir yaklaşımdır. Neşterin nereye vurulacağını, sektördeki yangını söndürmek için doğru adrese gidilip gidilmeyeceğini açıkçası ben bilmiyorum. Onu haftaya anlayacağız. Ancak ben yine de sorunun yaşandığı adresi tarif etmek, naçizane tavsiyelerimi paylaşmak istiyorum.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği periyodik olarak tarla market fiyat farkını açıklıyor. Ekim itibarıyla üretici ve market arasındaki fiyat farkının bazı ürünlerde yüzde 400'lere ulaştığını söylemiş Sayın Bayraktar. Fiyat farkının yüksek olduğu ürünler olarak ilk sıralarda ise yüzde 417 ile domatesin, yüzde 404 ile elmanın ve yüzde 368 ile limonun ilk üçte olduğunu söylemiş. Ne zaman? 2009 Kasım ayı başında. Yani 10 sene önce. Sayın Bayraktar üretici market fiyat farkı araştırmasını son olarak 12 gün önce açıkladı. Ekim 2019’da üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 360,35 ile mandalinada olmuş. TZOB fiyat farkının kuru incirde yüzde 353,59, kuru kayısıda yüzde 307,25, havuçta yüzde 268,17, patlıcanda yüzde 264,44, nohutta yüzde 257,32 olduğunu tespit etmiş. Yani 10 senede üretici market fiyat farkında en yüksek farkla satılan ürünler sıralamasında bazı ürünler o yıl bol veya az olmasına göre yer değiştirmiş ancak işin özü değişmemiş. Tarlada yok pahasına satılan ürün markette kuyumcu vitrininde gibi etiketlenerek satılmış. 10 sene önce de fiyatlar oynayınca dönüp çiftçiye bakılıyordu, bugün de. Fiyatlar yükseldi adres belli, salla parmağı çiftçiye. Avrupa saraylarında prenslerin prenseslerin yanında whipping boy diye yaşıtları görevlendirilirmiş. Ne iş yaparmış bu whipping boylar? Prens ya da prenseslerin hatalarının yaramazlıklarının ceremesini çekerlermiş. İşleri bu. Prens ya da prenses hata mı yaptı, yaramazlık mı yaptı koca prens ya da prensesi dövecek değiller ya bu whipping boyları falakaya yatırırlar, kırbaçlarlarmış. Yani bizdeki adıyla şamar oğlanlığı yaparmış whipping boylar. Umarlarmış ki prens ya da prenses kendisi yüzünden başkasının acı çektiğini gören saraylı bundan üzüntü duyup hatasını tekrarlamayacak. 10 senede bir şey değişmiş mi değişmemiş. Millete karşı hatayı tarlanın ötesindekiler yapmış, dayağı çiftçi yemiş.  Buradan duyurulur çiftçi sistemin şamar oğlanlığından bıktı. Biz artık, nakliyecinin, depocunun, komisyoncunun, pazarcının yaptığı hatanın bedelini ödemek istemiyoruz.”
 
ENFLASYONU DÜŞÜRMEK SADECE ÇİFTÇİNİN MESULİYETİNDE Mİ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a NBŞ kotalarını %10’dan %2,5’a düşürmesi, Kooperatifler Kanunu’nda yapılan değişiklikle kooperatif mağazalarının ortak dışı satış yapmasına imkân tanıyan düzenleme ve pancar tarımının devamını sağlayacak, üreticiyi cesaretlendiren 300 TL’lik pancar fiyatları nedeniyle teşekkür eden Başkan Konuk, “eğer pancara bu fiyat verilmeseydi, önümüzdeki yıl üretimde ciddi düşüş yaşanma riski vardı. Tarımsal üretimin devamı için mamul ürünün fiyatının da maliyetlere göre belirlenmesi gerekir. Yoksa üretici üretmek istese bile ürettirecek bulamaz. Geçtiğimiz sene Türkiye’de fiyatı düşen tek ürün neydi biliyor musunuz? Şeker. Neden? Türkiye’deki şeker fabrikaları pancarı aldı, tam işlemeye başladı. Ürün piyasaya çıkacak, hop depolardaki stoklar piyasaya çıktı. Hem de %20 iskonto ile. Ürettiğimiz şekerin gramına alıcı çıkmadı. Önceki yıllarda kapıda sıraya girenler birden yok oldu. Çiftçinin pancar parası ödenecek, avansı ödenecek, işçinin maaşı ödenecek ben satmak zorundayım. Benim gibi bütün şeker fabrikaları satmak zorunda. Haziran 2019’a kadar şeker 2018 fiyatlarının altında satıldı. Fabrikalarda şeker bitti, şeker fiyatlarına %16 zam geldi. Peki, şekerin ana girdi olduğu, en yüksek maliyet kalemi ya da maliyet kalemlerinden biri olduğu ürünlerde ne oldu? Şu olmuş; değişik markaların kola fiyatları %9,5 ile %18 arasında artmış. Bildiğiniz şeker, su, aroma ve karbondioksit ile üretilen gazoz fiyatlarında artış oranı %33,9’a kadar ulaşmış. Soğuk çayda fiyatını %33 arttıran da var %41 attıran da. Dondurma neyle yapılıyor? Süt ve şeker… Bir de neyli ise onun aroması. Az miktarda kakao, vanilya, çilek, fıstık vesaire. Ana girdi ne? Süt ve şeker. Çeşitlere göre artış %23,5 ile %45 arasında olmuş. Ağırlıklı olarak %35 arasında yığılmış fiyat artışı. Kuruvasan fiyatları %31, reçel fiyatları %27,7 artmış. Enerji içeceklerinde fiyat artışı %99,1. Şeker fiyatları artmamasına rağmen, şekerin ana girdi olarak kullanıldığı ürünlerde ben fiyatı düşen ürün göremedim. Ben buradan soruyorum, buradaki çiftçinin de sormak hakkı, enflasyonu düşürmek sadece çiftçinin ve çiftçi kuruluşlarının mesuliyetinde mi? Patates pahalı parmaklar çiftçiyi gösteriyor. Soğan pahalı kaşlar çiftçiye çatılıyor. Hayat pahalı, şekere yükleniliyor. Enflasyonla topyekûn mücadele diyoruz. Bu topyekûn sadece çiftçiden, çiftçi kuruluşlarından mı ibaret? Gübre sanayicisi, petrol sanayicisi, bankalar, çitçinin ürününden üretilen ürünü işleyen sanayici bu topyekûna dâhil değil mi? Rahmetli babam bize aman oğlum biz işimizi iyi yapalım buğday pahalı olursa ekmeğin fiyatı artar. Fakir fukara alamaz derdi. Bu ülkede yıllarca fakirin fukaranın ekmeğini çiftçi sübvanse etti. Yani fakiri fukarayı yine dar gelirli tarım kesimi destekledi. Fakir fukaranın ekmeği desteklenecekse bunu sanayici yapacak, devlet yapacak.”
 
ÜRETEN KAZANAMIYOR, TÜKETEN KAYBEDİYOR
Başkan Recep Konuk, Genel Kuruldaki konuşmasını şu cümlelerle tamamladı: “TZOB’un rakamları ortada. Bir yanlış var. Üreten kazanamıyor, tüketen kaybediyor. Önümüzde bir fırsat var. Tarım Şurası ile üreticinin de tüketicinin de kaybettiği bu düzene müdahale imkânımız var. Bakanlık bürokratlarımızdan ve Sayın Bakanımızdan istirhamım, yangını söndürmek istiyorlarsa dumanı takip etsinler. Evdeki yangını sokağa su sıkarak söndüremezsiniz. Halin, yolun, marketin, tezgâhın hatasını tarladaki üreticiyi döverek düzeltemez, aracıları, komisyoncuları, spekülatörleri çiftçiyi cezalandırarak terbiye edemezsiniz. Çözüm öyle uzakta falan da aranmasın. Çözüm, üretici ile tüketici arasındaki mesafeyi kısaltmakta, aktörleri azaltmakta. Hiç kimse üreticiyi pahalı üretiyor diye suçlayıp ithalattan medet ummaya kalkmasın, rakamlar ortada fiyatları şişiren tarladan sonraki süreçte. Bunun çaresi ne? Kooperatifçilik. Kooperatifleri pazara, rafa kadar ulaştırmak. PANKOBİRLİK ve Pancar Ekicileri Kooperatifleri olarak bizim yaptığımız yapmaya çalıştığımız budur. İnşallah bizim modelimiz Türkiye’nin artık kronikleşmiş bu meseleye çare bulmasında esin kaynağı olur, reçete olur.”
Başkan Konuk’un ardından kürsüye gelen Niğde Bor Pancar Üreticileri Kooperatifi Başkanı Orhan Baykal özelleştirilen şeker fabrikalarının bazılarının yaş küspenin tonu için 280 TL’lik fahiş fiyat ilan ettiğini ve peşin para talep ettiğini belirterek bunun devamı halinde hayvancılığın da zora gireceğini söyledi. Baykal, bölge çiftçisinin karşısına çıkan bu meseleyi Konya Şeker’in uygun fiyatla ve pancar parasında ödenmek üzere vade açmasıyla çözdüklerini söyleyerek Konya Pancar Ekicileri Kooperatifine ve Başkan Konuk’a bölge çiftçisi adına teşekkür etti.
Konuşmaların ardından PANKOBİRLİK yönetim ve denetim kurulları ile faaliyet dönemi hesapları oybirliği ile ibra edilirken gelecek faaliyet yılının iş programı da tam mutabakat ile kabul edildi.
Genel Kurulun tamamlanmasının ardından PANKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Recep Konuk tarafından kooperatifçiliğin iki duayen ismi Şaban Coşkun ve Halil Aslan’a PANKOBİRLİK’e ve ülke kooperatifçiliğine yaptıkları katkı, İsa Yenioğlu’na da en genç kooperatifçi olması nedeniyle plaket taktim edildi.
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK-ADIM ADIM ÖLÜME YOLCULUĞU
Karamanlı Sarı Paşa”,  hemşehrimiz tarihçi Ali GÜLER’in  Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ hakkında yazdığı ve belgelerle kökünün/ailesinin Karaman’dan Balkanlara gittiğini ispatlayan ve Genel Kurmay tarafından teyit edilen kitabın adıdır. Ali Güler, kitapta Atatürk’ü Sarı Paşa olarak niteler. Biz yazımızda 10 Kasım münasebetiyle, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın hastalığının son safhasından ANITKABİR’e olan yolculuğunu özetin özeti olarak okuyuculara şöyle bir hatırlatacağız.
Prof. Dr. Hamza Eroğlu’na göre, Mustafa Kemal ATATÜRK, çocukluk çağlarında sıtmanın dışında bilinen çocuk hastalıklarından başka bir hastalık geçirmemiş, 1911 yılında Kolağası ( kıdemli yüzbaşı )olarak Tarblusgarp’ta (Libya’da) İtalyanlarla savaş sırasında geçirdiği göz hastalığı, iyi bir tedavi görmesine rağmen gözünde hafif bir şaşılık bırakmıştı.(1)
1916 yılında Çanakkale muharebeleri sırasında  bir akciğer iltihabı  nedeniyle hastalanmış, ateşi yükselmiş görevini Fevzi Paşa’ya bırakarak İstanbul’a dönmüştür.
1918 yılında böbrek ağrılarından dolayı Viyana’da ve Karlsbad kaplıcalarında tedavi görmüş, Mütareke yıllarında İstanbul’da Şişli’de evinde bulunduğu sırada bir süre kulağından da rahatsızlaşmış.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaştıktan sonra Mustafa Kemal Paşa böbreklerinden tekrar rahatsızlanmış Havza’da kaldığı sürece kaplıca kürlerinden yararlanmıştır.
1921 Ağustosunda Sakarya Meydan Muharebesi sırasında üç kaburga kemiğinin kırılmasına rağmen kısa bir tedaviden sonra Alagözköyü’ndeki karargâhında Sakarya Muharebesini yönetmiş ve orduyu zafere ulaştırmıştır.
Milli Mücadeleyi izleyen dönemlerde, gençliğinden beri alkollü içkilere düşkünlüğü,çok fazla sigara içişi,çok fazla çalışması 1923-1927 yıllarında kalp rahtsızlığı geçirmiş, tedavi bakım etkili olmuş ve birkaç ay sonra da sağlıklı  bir görünümle 16 Mayıs 1919 tarihinden beri gitmediği  İstanbul’a 1927’de gidebilmiştir.(2)
Amansız hastalığı 1937 yılı başlarında görülmüş. Atatürk’ün hastalığına ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belger olmuştur. 1938 Ocak ayındaki siroz hastalığı teşhisini daha sonra tedavisin devamlı surette yapan Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp’te aynı teşhisi koymuş. Karaciğerin büyümüş ve sertleşmiş olması Atatürk’ü bir hayli halsiz ve yorgun düşürmüş, Yalova’daki kısa tedavi olumlu sonuç vermeye başlamış, genel durumda hissedilir bir iyileşme kendini göstermişti.
Hastalığının artması üzerine Fransa’dan meşhur karaciğer hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Fissinger (Fisenje) ‘yi Ankara’ya davet edilmiş. Fransız doktor, Prof Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr.Nihat Reşat Belger’in görüşlerine katılmış ve aynı tedaviye devam edilmesi tavsiyesinde bulunmuştur.
Hatay davasının büyük güçlükler göstermesi, hasta olmasına rağmen Mersin ve Adana’ya gitmesi, kızgın güneş altında saatlerce ayakta durarak Türk Ordusu’nu teftiş etmesi onu çok yorgun düşürmüştü. Hatay’ın  bağımsızlığını kazandığını görmüş, Türkiye’ye ilhakını göremeden gitmiştir.
Atatürk’ün Savarona yatına geçmesi ile hastalığın ikinci safhası başlamış, ayaklarında hafif şişme , karnında su birikmesi sonucu şişme ve büyüme baş göstermiştir. Hastalık üçüncü safhaya intikal ettiğinde Almanya ve Avusturya’dan getirtilen uzmanlar da hastalığa çare bulamamıştır. Eylül 1938’de su alınması için yapılan müdahale Atatürk’ü ilk komaya sokmuş, son safhasında 36 saat süren bir komadan sonra gözünü açan Atatürk’ün son sorusu:
-          “Saat kaç? demek olmuştur.
Doktoru Reşad Belger’e göre,”…ilmin emrettiği bütün tedbirlerin ve tedavilerin hiçbirini tatbikten geri kalmadık. Yapılabilecek her şeyi muntazaman yaptık. Ne çare ki hiçbiri etkili olmadı…büyük adam  10 Kasım günü sabahleyin saat dokuzu beş geçe derin bir dalgınlık içinde hayata gözlerini yumdu.” diyecektir.
Cenaze töreni ve sonrası, ANITKABİR’e  yolculuk,
10 Kasım 1938’de yayınlanan resmi tebliği Atatürk’ün hayata veda ettiğini bütün acı ve burukluğu ile ilan etti. Ününe layık bir cenaze töreni yapılması için cenazenin bozulmadan korunması işlemini (  tahnit) Gülhane Patalojik Profesörü Dr. Lütfi Aksu ve arkadaşları yaptı.
İlan edilen cenaze törenine göre, tören İstanbul’da ve Ankara’da yapılacak, 16 Kasım -18 Kasım günleri İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda  Atatürk’ün ilk defa halk temsilcilerini kabul ettiği salonda , büyük ölünün tabutu katafalka konularak vatandaşların, Atatürk’e son saygı görevi yerine getirilecekti.
19 Kasım 1938’de 12 general tarafından kaldırılarak top arabasına konulan tabut, Dolmabahçe Sarayı’ndan merasimle getirilecek ve tabut Sarayburnu’ndan Yavuz zırhlısına nakledilerek İzmit’e götürülecek, oradan da Trenle Ankara’ya gönderilecekti. Nitekim öyle oldu, cenaze töreni aksamadan  uygulandı. Dolmabahçe’den Zafer Torpidosuna alınan tabut , biraz sonra yavuz Zırhlısına aktarılıyor ve oradan İzmit’e doğru yol alıyordu. 101 pare top atarak büyük ölüyü selemlayan Yavuz Zırhlısı İzmit’ten tabutu trene aktarmış ve 19 Kasım akşamı sat 20’de İzmit’ten hareket eden tren bütün yol boyunca, vatandaşların acı dolu gözyaşları ile karşılanmış ve uğurlanmıştır. İstanbul halkı 9 gün 9 gece onun tahnit edilmiş naaşı önünden hıçkıra hıçkıra geçmiştir. (3) Zekeriya Sertel, 19 Kasım günü Dolmabahçe’den Sarayburnu’ndaki Yavuz zırhlısına götürülen katafalta konulan tabutu izlemek için eşi ile birlikte çıktığı Yenicami minarelerinin birindeki şerefeden gözlemlerini şöyle anlatır(4): “Nihayet köprünün Karaköy uçundan cenaze alayı göründü. En önde elinde siyah şapkası ile başı açık yürüyen Celal Bayar, arkasındaki top arabasında Atatürk’ün tabutu. Hemen arkasında tekbir sesleri, matem havası çalan askeri mızıka öğrencileri, gençler ve bir karabulut hâlinde halk yığınları… Aşağıdan ilahi sesleri ve hıçkıırklar yükseilyordu. Bütün millet ağlıyordu.”
20 Kasım 1938’de saat 10’da tren Ankara garına girer,İstanbul’dan bu yana cenazeye  Başbakan  Celal Bayar eşlik eder, Atatürk’ün ölümünden sonra Cumurbaşkanı seçilen  İsmet İnönü ve beraberlerindekiler, büyük bir saygı ile cenazeyi Ankara Garı’nda karşılarlar.Sonra TBMM ‘ye nakledilen tabutun önünde bütün Ankaralılar göz yaşları ile son görevlerini yapar.
21 Kasım 1938, büyük cenaze töreni, tabutun TBMM’den alınması ile başlamış,Türk ve yabancı askeri birlikler arasından geçerek Etnografya Müzesi’nde hazırlanan geçici kabre yerleştirilmiştir. 22 Kasım 1938, bütün ülkede  saat tam 16.00’da herkes olduğu yerde üç dakika kalarak Ulu Ata’mıza son saygı duruşunu yapmıştır.
Daha sonra Türk Milleti Ankara’da onun ölümsüz kişiliğine yakışır bir anıt mezar yaptırdı. 10 Kasım 1953’te  Atatürk’ün naaşı, büyük bir törenle Etnografya  Müzesi’nden alınarak Anıtkabir’e getirildi. Yurdun dört bir tarafından getirilen topraklar Atatürk’ün naaşının gömülü olduğu özel bölüme konuldu. Atatürk’ün hastalığı ile ilgili olarak Çankaya adlı kitabında Falih Rıfkı Atay şöyle diyecektir:
“O günlerde onun yanında ve ona:
-          ‘Paşam, söz senin değil, artık benimdir.’
diyecek kişilikte bir doktorun bulunmaması hazin bir talihsizliktir.” diyerek teşhisin önemli belirtiler olmasına rağmen Reşat Belger öncesi,  teşhisin geç konduğu ve yanlış tedavi uygulandığı şeklindedir.
Gösterdiği özveriden dolayı Türk Milleti Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’e bağlılığını ve minnet duygularını   sadece 10 Kasımda değil yıl içinde kutlanan milli bayramlarda ve sair günlerde ANITKABİR’i ziyaret ederek ona olan sevgisi ve minnet duygusunu göstermiş ve göstermeye her geçen yıl daha çok  devam edecektir.  09.11.2019 hasan ŞİMŞEK

KAYNAKÇA: 1..Prof. Dr. Hamza Eroğlu , Türk İnkilap Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul,1982
        2.Prof.Dr. Hamza Eroğlu, Türk inkılap Tarihi, s.510, MEB basımevi, İstanbul,1982
        3.Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt 3,
        4.Şimşek, Hasan, Atatürk ve Basın, Yüksek Lisans Tezi. Basıma hazır.


Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Yapılan açıklamada; "Belediye Başkanımız Atila Zorlu bu gün Belediyemiz Turkuaz Mesire Alanında sabah kahvaltısında Ermenek Belediyesi Kadın Meclisi Üyeleriyle bir araya geldi.
Kahvaltı sonrasında Ermenek Belediyesi Kadın Meclisi Üyelerinin sorunlarını dinleyerek onlarla sohbet eden Belediye Başkanımız ilçemizde özellikle kadınlar için yapılabilecek faaliyetleri kadın meclisi üyeleriyle paylaşarak fikir alışverişinde bulundu.
Kahvaltı sonrasında Belediye Başkanımız Bir milletin uygarlık seviyesi o milletin kadınlarının yaşam şartlarından anlaşılır diyerek meclis üyelerine teşekkür etti." denildi.







Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.


Cuma Yazıları- 3
Hayırlı cumalar değerli okuyucularım!
Geçmiş, diğer söylenişiyle tarih insanların ortak malıdır.
Bizler de bir gün geçmiş olacağız, geçmeyen, baki olan sadece Allah Teâlâ’dır.
Geçmişi hiçbir şekilde düzeltme imkânı yoktur. Ondan ancak ibret alınarak tekerrürü önlenebilir. Bu nedenle ona ve onda yaşamış olanlara sövmek ancak zırvalamaktır.
Düşünün bir kere, bir Müslüman olarak hiç peygamberimizin eskilere laf ettiğini duydunuz mu?
Küfre, nifaka ve şirke daima laf etmiştir ama asla bu vasıflara sahip olup ta ölmüşlere laf atmamıştır. Ancak bu tür insanların neden imanı seçmediklerine üzülmüştür. Ana ve babasının mezarları başında dua etmesi, amcasına iman için ısrar etmesi hep bundandır.
Şimdiki halde bazı Müslümanlar işi gücü bırakmışlar tarihi ve tarihi yazanları yazdıranları kötülemekle meşguller. Bu alanda İslam büyüklerine laf atanlar da bulunmaktadır. Oysa onlar mum ışığında yazdıkları binlerce cilt eserlerle halen bize ışık tutmaktadırlar.
Bu tür Müslümanlar kesinlikle bilsinler ki doğru bir şey yapmamaktadırlar. Geçmişe de geçmişte kalanlara da şetmetmek İslam’da yasaktır. Bu yasak bizzat Allah cc tarafından konulan bir yasaktır:
Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir” (En’am 108)
Bu ayette açıkça bizden cahil insanların putlarına veya putlaştırdıkları kahramanlarına kötü söz etmememiz istenmektedir. Gerekçesi için ayete bir daha göz atabilirsiniz.
Değerli okuyucularım!
Geçmişte yaşanan: kişiler, âlimler, halifeler, devletlerarasındaki siyasi, şahsi ve dünyevi kavgalara dalarak tartışmaya girmeyin, bu olaylara bakarak İslam ve Müslümanlar hakkında kanaat oluşturmayın.
Müslümana bakarak İslam’a küsmek olmaz, İslamiyet Allahtan peygamberimizin bildirdiği gibi akappak ve lekesiz tertemizdir. Müslümanların lekesini ona yapıştırmayalım.
Bizim gibi inanmasa da, yaşamasa da, aynı sevinç ve kederleri paylaşmasa da beraber ve aynı ülkede yaşadığımız insanların sevdiklerine asla sövememeli. Böyle bir tutum Allah cc tarafından çok haklı gerekçelerle kesinlikle yasaklanmaktadır:
Kıbleye dönen, Allah ve son peygamberine iman eden hiç kimseyi tekfir etmeyin, şirk ve müşriklikle itham etmeyin, önce kendi hata ve günahlarımızla alakadar olalım.
Hiçbir etnik kökeni, ırkı, aidiyeti, kabileyi, aşireti ve toplumu diğerine üstün göremeyiz, Allah katında tek üstünlüğün ona yakın olmakla elde edileceğinin bilincinde olmalıyız.
Allaha emanet olunuz!


Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

NEVZAT KARPUZCU BEY’İN ÇOCUKLUĞU VE EĞİTİM YILLARI (3. BÖLÜM )
Yazı serimizin birinci bölümünde babasının ve annesinin kimliğini ve doğum yeri ve tarihini yazmıştık. Nevzat Bey’in çocukluğu Ermenek Susaklı Mahallesinde geçer, Ermenek, doğal kaynak suyu bol, gürül gürül akan dereleri ve çeşmeleri bol eski bir kent. Kentin merkezinde suyun çevre mekanlara dağıtıldığı merkez konumundaki yer Susaklı Mahallesidir, bu nedenle suyun dağıtıldığı
taksim edildiği yer anlamına gelen susaktan adını alır. Bu nedenle mahalleye Susaklı adı verildiği söylenir. Mahalle arkadaşları: Okul Oğuz (Emekli Yargıtay Üyesi), Alibahat Oğuz (Okul’un ağabeyi ), Sabahattin Yalman, Selahattin Yalman, Mustafa Kaynar’dır. Bu bölümde, çocukluğunu, eğitimini, askerlik yıllarını ve sonraki yıllara olan yansımasını yazacağız. Onun doğduğu yıllarda Ermenek’te
iki tane ilkokul vardır. Birisi Yukarı Çarşı denilen yerde Sakarya İlkokulu, diğeri ise Aşağı Çarşı’ya yakın bugünkü hal binasının bulunduğu yerde yeni belediye binasının tam karşısındaki Merkez İlkokulu’dur.Bu okulların ikisi de şimdi yoktur, yerine başka binalar yapılmıştır. Nevzat Bey
Susaklı Mahallesi’nde oturduklarından Merkez İlkokulu’na gider. Hatırlayabildiği kadarı ile ilkokul
arkadaşları: Muzaffer Pınar, Muammer Cebeci, Ali Ünüvar, Mehmet Dölek, Hatice (Soylu )Karadeniz, Müfide Özkan’dır.İlkokulun 1., 2. ve 3. sınıfında öğretmenleri Emin Bahçevli, 4. sınıfta Osman Kıcıman, 5. sınıfta ise Ulvi Çetin’dir. Başöğretmenleri ise Ata Gür’dü. Bu okul evlerine de çok uzak sayılmaz,ahşap bir binadır.
Nevzat Bey’in babası Mustafa Karpuzcu aydın bir kimsedir, çocuklarının okuması onun birinci
planda hedefidir. Bu nedenle ilkokulu bitiren Nevzat’ı, 1943 yılında Konya Lisesi’ne gönderir. Liseye
giderken ara tatillerde ve yaz tatillerinde eve ya da okula dönerken üç günlük yolu katır sırtında
gidebildiklerini hatırlatmakta fayda var. Bununla ilgili Nevzat Bey’in anlattığı şöyle bir anısı var:
“Okuldan ve derslerden büyük zevk almakla birlikte, ailemden ve memleketimden ilk defa ayrılmış
olmamdan kaynaklanan memleket hasreti bende dayanılmaz boyutlara ulaşıyor. O yıl Cumhuriyetin
20. Kuruluş yıldönümü. Öğrenciler arasında bu vesile ile okulların 20 gün tatil edileceği yolunda
söylenti yayılıyor. Ben de, bu söylentiyi gerçekmiş gibi kabul ederek 28 Ekim’de Ermenek’e gidiyorum.
3 gün sonra babama, Konya’da ki Ermenekli okul arkadaşlarımın birinden şu telgraf geliyor: “Nevzat 3
gün içerisinde gelip okuluna başlamazsa kaydını silecekler”. Babam pür hiddet, telgrafı getirip bana
gösteriyor. Uydurduğum yalan meydana çıkıyor. İkinci Cihan Harbi’nin devam etmekte olduğu o
günlerde, bir İngiliz uçağı Ermenek üzerindeyken Alman uçağının tacizi karşısında Bağarası semtine
inmek zorunda kalıyor. Uçağın pilotu ve mürettebatı sağ kalıyor ancak uçak parçalanıyor. Uçağın
pilotunu ve mürettebatını götürmek üzere Konya’dan gönderilen bir askeri kamyona babam tarafından apar topar bindirilip, çamurlara bata çıka 3 gün süren bir yolculuk sonunda Konya’ya okuluma geri gönderiliyorum”.
Lisede orta ve lise bölümleri birliktedir. Orada altı yıllık bir eğitim aldıktan sonra, 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacılık Yüksek Okulu’na gider ve 1953 yılında okuldan mezun olur.
İlkokuldan itibaren okul hayatı başarılarla dolu olup, iftihar listelerinde baş köşede yerini almıştır.
1954‐1955 yıllarında Nevzat Bey askerliğini yedek subay olarak Ankara’da yapar. O zaman Ankara’da
Piyade Yedek Subay Okulu vardır. 4 aylık kıta hizmetini tamamladıktan sonra bu okuldaki eczanede tıpkı tabip asteğmenler gibi o da yedek eczacı asteğmen olarak asil görevini 16 ay süre ile yapar.
Askerlik dönüşü 1955 yılında Hacı Sofuzadelerden merhum Emin Sönmez’in kızı merhume Feriha Hanımefendi ile evlenir. Birlikte yaşamları 61 yıl sürer. Nevzat Bey eşini 17 Kasım 2016 tarihinde kaybeder. Bu konuya değindiğimizde “Hayatının en büyük acısını yaşadığını, hâlâ da yaşamakta olduğunu, eşinin yaşamının her döneminde en büyük destekçisi olduğunu, insan ilişkilerinin
mükemmel olduğunu herkesin sevip saydığı bir kişi olduğunu “ söyleyecektir.
Nevzat Karpuzcu Bey’in bu evlilikten, Emin, Faika ve Mustafa adında üç çocuğu olur. Emin 1957
doğumlu, mesleği eczacı, oğlu Emin Bey’in eşi Nur Hanım da eczacı, kızı Faika (Karpuzcu) Uslu da
Kimya Mühendisi, Faika Hanımın eşi İbrahim Uslu’da kimya mühendisi, 1963 doğumlu Mustafa
Karpuzcu Kimya Mühendisi, eşi özlem Karpuzcu ise Gıda Mühendisi olarak şirketlerinde çalışıyorlar.
Nevzat Karpuzcu, okulu bitirdikten hemen sonra 1953 yılının ağustos ayında ilk eczaneyi açar. Bu bir
ilktir. Eczanesinin adı Ermenek Eczanesi’dir. O tarihten önce, Ermenek’teki hükümet tabipleri bazı acil ilaçları açtıkları ecza dolabında bulundurabiliyorlardı. Nevzat Bey Eczaneyi açınca, ecza dolapları ilaç satamayacağından, o dönem hükümet tabibi olan, sonradan Ankara’da ünlü bir cerrah olan Op. Dr. Nuri Soylu elindeki ilaçları Ermenek Eczanesine devreder. Zira eczanenin bulunduğu yerde ecza dolapları ilaç satamaz, bu nedenle devir söz konusu. Nevzat Bey’in bu eczanesi Konya’da Selçuk Ecza Deposunu kuruncaya kadar çalışmaya devam eder. 1958 yılında Konya’da Selçuk Ecza Deposu’nu açarken Ermenek Eczanesi’ni resmen kapatır ve ilaçları o yıllarda Ermenek’te doktorluk yapan Mehmet Sönmez’ in açtığı Ecza Dolabı’na devreder. Daha sonra dayısının oğlu olan Eczacı Mustafa Üstündağ eczaneyi açar ve Ermenek halkının ilaç ihtiyacını sağlar. O yıllarda Ermenek’in en büyük cefasını çeken kişi, hiç şüphesiz Dr. Mehmet Sönmez’dir. Mekânı cennet olsun!
M. Karpuzcu Ailesi


Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.
Düzenleme | Copyright © 2013-2019 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN