404 | Medya Ermenek Medya Ermenek Sağ Reklam Alanı
Sol Reklam Alanı
Facebookta Paylaş

BİZ NECİP MİLLETİZ, BIRAKIN KİN VE NEFRETİ!


Önce sizin Milli birlik beklediğiniz Suriye halkına bakalım; sınırları cetvelle çizilmiş ve başlarına da kendi kültürlerinden olmayan bir aşiret yönetici olarak getirilmiş.
Kültür farklılığı yönetim ile halk arasında derin uçurumlar ortaya çıkarmış.
Bırakın vatandaşlık aidiyeti etrafında birleşmelerini,
baskıcı yönetimin bir çok vatandaşına sıradan kimlik kartı vermemesi sebebiyle vatandaşlık aidiyeti bile oluşmamış.
Siz bu insanlardan vatanları için hassasiyet bekliyorsunuz. Üstelik onlar bizim 600 sene hükümranlığımız altında yaşamış insanların nesilleri.
Yani onlar için Türkiye bir "Baba Ocağı" gibi bir ülke...
Baskıcı rejim ortaya koyduğu istibdatla insanların barış ve huzur içinde yaşamalarını bile sağlayamamışsa halkın yaşadıkları topraklara duyarlı olması beklenebilir mi?
Baskıcı rejimi kınamak adına 13-15 yaşındaki çocuklar sokaklara yazı yazıyor.
Rejim askerleri çocukları toplayıp götürüyor ve öldürüyor. Aileler çocuklarının akibetini sorduğu zaman "Gidin yeni bir çocuk daha yapın" deniliyor.
Rejimin bu baskıları iç savaşa yol açıyor.
Dışarıdan destek alıp örgütlenebilenler rejime karşı savaşıyor.
Tabii ki kısıtlı imkanlarla yapılan savaş sonucu tayin edemiyor.
Çünkü savaşan gruplarla rejim arasında devasa bir orantısız güç var.
Rejim uçaklarlarla varil bombaları yağdırırken
diğerinin elinde sadece silah var.
Bu şartlar altında 600 yıl tebaası olduğunuz "Baba Ocağı" na gitmez misiniz?
Biz onlardan farklıyız, milli kimliği ve imparatorluk tecrübesi olan bir milletiz.
Suriye halkında vatandaşlık aidiyeti bile oluşmamış.
Devlet vatandaşına sıradan alt yapı hizmeti götürmediği
gibi; halk, sadece bir araya gelmiş kalabalıktan ibaret.
İşte bu yüzden onlardan duyarlı olmaları beklenemez.
Ha; eğitimli olup, kendisine yardım edilerek örgütlenebilenler de var, ÖSO gibi...
Tabii ki biz savaşma kabiliyeti olanları eğitip, örgütleyip savaşmalarını sağlayabiliriz.
Ama artık ülkede o kadar çok devlet entrika peşinde koşuyor ki gelenlerin tümünü eğitip göndersek yine de başarılı olmaları imkansız.
İlla ki sonuç alma kapasitesi olan güçlü bir ordu gerekiyor.
İşte bu noktada iktidara yöneltilen eleştirilere bakın,
Suriye'ye müdahale etme ihtimalimiz dile getirildiği zaman "Sakın, Suriye bataklığına girmeyelim" denilerek
Türkiye uzak tutuldu.Biz hep olayları izlemek durumunda kaldık, vasat sınır kontrolü tedbirleri alarak.
Halbuki bölgemizde Türkiye dahil tüm devletlerin sınırları değiştirilmek isteniyordu.
Bunu Irak ve Suriye'de kısmen başarmışlar, sıranın bize gelmesini gözleri bağlanmış kurbanlık koyun gibi bekliyorduk.
Nihai hedefin Türkiye olduğu Güneydoğu bölgemizde ortaya konulan işgal hareketi ile anlaşılmış oldu.
Çünkü bizimle savaşan güçler kaosa sürüklenmiş olan Suriye toprakları üzerinden geliyor, biz de savaşı sınırlarımız içinde kabul etmek durumunda kalıyorduk.Üstelik yöre halkı silah zoruyla rehin alınıp elimiz bağlanıyor, masum insanları öldürmemek için özen göstermek zorunda kalıyorduk.
Tabii ki bu durum daha fazla şehit vermemize yol açıyordu.Üstelik şehirlerimiz de harabe yığınlarına dönüşüyor, insanlar yaşadıkları şehirleri terkediyordu.
Bir çok yazar gibi ben de yazarak savunma savaşı yerine taarruzu tercih etmemiz gerektiğini ifade ediyorduk.
Çünkü savaştığım örgüt mensupları Haçlı ülkeler tarafından kaosa sürüklenmiş Suriye toprakları üzerinde eğitilip, daha sonra da ülkemize gönderiliyordu.
İşte bu yüzden teröristlerin eğitilip ülkemize ihraç edildiği Suriye toprakları üzerinde operasyon yapmamız şart olmuştu.
Fakat önümüzde engel olarak duran müttefiklerimiz yüzünden sadece sınırlarımızda aldığımız tedbirlerle yetiniyorduk.
Sınırlarımızdan çıkmadan top atışları ile çekingen bir müdahele yapmayı tercih ediyorduk.
İşte bu noktada 15 Temmuz işgal girişimi ortaya çıkıp, güçlükle bastırılınca müttefik bildiğimiz ülkelerin...
Bizi koruyacağını düşündüğümüz Nato'nun tam da bizi işgal niyeti taşıdığı gerçeğiyle yüzleştik.
Badireyi güç bela atlatıp, önceleri düşünceden ibaret olan operasyonu devreye soktuk.
Yani her ne kadar operasyonla barış getirdiğimiz topraklarda Suriye'liler için huzur tekrar tesis edilmiş olsa da,
biz kendimiz için savaşıyoruz.
Bu savaşı bize misafir olarak gelen mültecilere ihale edemeyiz.
Zaten bu imparatorluk tecrübesi olan bir ülkeye de bu tavır yakışmaz.
Üstelik savaş içinde olsak da ordumuz nadiren doğrudan savaşa müdahil oluyor.
O da Bordo Bereli gibi özel yetişmiş unsurlarla...
Biz yine obüslerle top atışı yaparak destek verdiğimiz örgütlerin önünü açıyoruz.
Uçaklarımız hedefleri havadan bombalayarak yine destek verdiğimiz örgütlerin hızlı hareket etmesini sağlıyor.
Yani operasyonda Suriye vatandaşları da bizimle birlikte savaşı yürütürken, ülkemizde bulunanlar mülteciler hakkında ileri, geri; laf, söz etmemiz yakışık almıyor.
Bırakın dedikodu tarzı fitneleri de ordumuza ve savaşan örgütlere destek vermeye devam edin.
İmparatorluk tecrübesine sahip, uhdesinde onlarca
etnik grup barındırmış millete mensup insanlara bu tarz yaklaşımlar yakışmıyor.
Bırakın dedikoduları da eski ihtişamlı günlerimize geri dönelim.
Bize yakışan tavır saygıdır, hoş görüdür, sevgi ve şefkattir.
Kin ve nefret, hazımsızlık, hoş görüsüzlük gibi tavırlar bize asla yakışmaz.

Adil CAN
Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.




























YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2018 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN