404 | Medya Ermenek Medya Ermenek Sağ Reklam Alanı
Sol Reklam Alanı
Facebookta Paylaş

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÜZERİNE


Ak Parti-Mhp uzlaşması sonucu TBMM ye getirilen 21. Maddelik Anayasa Değişikliği, dün Mecliste görüşülmeye başlandı. Dün gece geç saatlerde değişiklik teklifinin tümü 338 oyla kabul edildi. Diğer bir deyişle, Anayasa değişikliği teklifi, Referandum sınırı olan 330 oyu aşmış oldu. Anayasa değişikliğinin Meclisteki serüveni ve oylama sonuçlarını takip etmeye devam edeceğiz.

25 yıllık siyasi hayatımın tamamı, Anayasa tartışmaları ile geçti.12 Eylül Askeri Cuntası tarafından hazırlanarak halkoyuna sunulan 1982 Anayasası, dönemin ağır şartları içerisinde % 91 in üzerinde "evet" oyu ile kabul edilmişti.

Özünde Parlamenter sistemin muhafaza edildiği iddia edilen 1982 Anayasasında, sorumsuz Cumhurbaşkanına, normal parlamenter rejimlerde rastlanmayacak oranda oldukça geniş yetkiler verilmişti. Bu nedenle 1982 Anayasası ile getirilen ve güçlendirilmiş bir Cumhurbaşkanı modeli öngören düzenlemelerden sonra, rejimin yarı başkanlık sistemine doğru çevrildiği, otoritelerce ifade edilmişti.

12 Eylül askeri cuntası, halk tan korktuğu, halkın serbest iradesiyle yanlış tercihlerde bulunacağına inandığı için, halkın iradesine ipotek koymak amacıyla bir vesayet düzeni kurmak istemişti. Onun içinde Anayasa da seçilmiş olmayan, atanmış organları güçlü yetkilerle donatmış, oluşturduğu kilidin anahtarını da vesayetin başı olarak tasarladığı, Cumhurbaşkanlığına emanet etmişti. Öyle ya, Cumhuriyetin kurulduğu yıllardan bu yana, askerin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ciddi ağırlığı olmuştu. Ve kendi düşüncelerine göre askerin istemediği bir kişinin Cumhurbaşkanı olması mümkün değildi.

İşte 1982 Anayasası ile getirilen sistem klasik anlamda ne Parlamenter sistem ne de başkanlık veya yarı başkanlık sistemi ne benzeyen ucube bir sistemdi. Bir yanda halka karşı sorumlu olmayan, vatana ihanet suçlaması dışında bir sorumluluğu bulunmayan, ancak güçlü yetkilerle yürütmenin başında bulunan Meclis içinden seçilmiş Cumhurbaşkanı, diğer yanda seçimle işbaşına gelen, seçmene vaat ettiği programları hayata geçirmeye çalışan Ve yine halka hesap verecek olan bir hükumet. Ancak hükumeti kontrol eden Anayasa da kurgulanmış vesayet organları.

Hal böyle olunca 80’li yıllardan beri, hatta çok partili siyasi hayata geçtiğimiz 1950 den beri Parlamenter demokrasiyi tam anlamıyla yaşama imkânı bulamadık. Bir yanda millet iradesini ortadan kaldıran askeri darbeler, diğer yandan seçimle işbaşına gelen hükümetleri dar alana hapsedip, ülke meselelerine çözüm üretmesini engelleyen vesayet odakları.

Özellikle 90’lı yıllarda yaşadığımız siyaset pratiğimiz göstermiştir ki, iki başlı yürütme modeli ülkemizde sorun üreten bir sistem olmuştur. Hafızalarımızda Özal-Demirel, Demirel-Refahyol hükumeti, Ahmet Necdet Sezer-Ecevit gibi uyuşmazlıklar henüz tazeliğini korumaktadır. Cumhurbaşkanı Sezer’in rahmetli Ecevit’e fırlattığı Anayasa Kitapçığı hadisesi, ekonomiyi yerle bir etmiş ve Türkiye deyim yerinde ise dibe vurmuştu.

Millet, ülkenin sorunlarını çözmesi için seçimlerde bir hükumete yetki veriyor, ancak mevcut Anayasa ülkenin temel sorunlarına el koymak isteyen hükumetin elini kolunu bağlıyordu. Sistem açıkça seçilmiş iradeye; “Ülkenin temel meselelerine dokunma sen sadece ekonomi, atama, maaş ödeme gibi gündelik işlerle uğraş. Terörle mücadele, dış politika, gibi önemli meseleler, asker-yargı-cumhurbaşkanı gibi organların tekelindedir." diye ayar veriyordu.

2007 yılında yaşanan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, TBMM’deki oylama sırasında önce 367 krizinin çıkarılması Ve ardından e-muhtıra yoluyla siyasetin dizayn edilmesi girişiminden sonra, yapılan genel seçimler ve sonrasında gerçekleşen referandum ile bu topraklarda ilk defa Cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesini sağlayan bir sistem değişikliği Anayasal düzenimize girmiş oldu.
Bugün önümüze getirilen Anayasa Değişikliği neyi içermektedir? Hedefi nedir?
2007 yılındaki Anayasa Değişikliği ile anayasal sisteme birde Halk tarafından doğrudan seçilen Cumhurbaşkanlığı Kurumu eklenince, mevcut sistem iyice karmaşık bir hale kavuşmuş oldu. Bir yanda, neredeyse halkın %50 sinden fazlasının oyunu almış ve seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, diğer yanda ise genellikle daha az oy almış ve seçilerek hükumet görevi üstlenmiş olan Başbakan ve Bakanlar Kurulu. İki başlı bir yürütme. İkisi de seçimle işbaşına gelmiş, kaldı ki. Yeni düzenleme de daha güçlü hale gelen bir Cumhurbaşkanlığı modeli.
Türkiye'nin kendine özgü bu yeni yönetim modeli, her an çatışmaya Ve sistem tıkanmasına amade bir sistem halini almıştı. Aslında doğrusunu ifade etmek gerekirse,2007 referandumu ile milletimiz örtülü de olsa Başkanlık sistemine doğru ilk somut adımını atmış oldu..
Bugün mecliste oylamaya konu olan Anayasa Değişiklikleri ile getirilmek istenen yönetim modeli, her ne kadar Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi gibi ifadeler ile izah edilmeye çalışılsa da, aslında içeriğine baktığımızda, şahsi kanaatim Başkanlık Sistemine yumuşak bir geçiş yapma iradesi ortaya konmuş vaziyettedir.
Anayasa değişikliği ile Parlamenter demokrasinin temel ilkeleri değiştirilmek suretiyle; seçimle işbaşına gelen, bakanları ve üst düzey bürokratları atayan, yürütmenin başı ve hem siyasi olarak halka karşı sorumlu hem de cezai olarak belli şartlar içerisinde Yüce Divan yargılamasına tabi bir Cumhurbaşkanlığı makamı ihdas edilmektedir. Yeni sistemde Başbakanlık makamı İlga edilmekte onun yerine Cumhurbaşkanı Yardımcılığı makamı ikame edilmektedir.
Cumhurbaşkanı aynı zamanda HSYK ve Anayasa Mahkemesine belli sayıda üye atayabilmek yetkisine sahip olmaktadır..
Getirilen Yen'i düzenleme de, TBMM’nin üye sayısı 600'e çıkmakta, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 5 yılda bir yapılması esası kabul edilmekte, Bakan olarak atanan bir milletvekilinin meclis deki görevi sona ermektedir. Meclis yasama Ve denetleme yetkisini aynen muhafaza ederken, Cumhurbaşkanına idari görevleriyle ilgili alanlarda Kararname çıkarma yetkisi verilmektedir.
21.Maddelik Anayasa değişikliğinin tamamına burada değinecek değilim. Ancak getirilen düzenleme ile Türk Usulü bir Başkanlık Sisteminin kurulmak istendiği ve bu sistemin temelde Ak Parti İle MHP arasında uzlaşma metni olarak ortaya konulduğu görülmektedir.
Anayasalar, toplumsal sözleşmelerdir. Toplumsal hayatının temel kurallarını düzenlemektedirler. Bu nedenle Anayasa değişikliklerinin mümkün olan en geniş toplumsal katılım ve mutabakatla kabul edilmesi esas kabul edilir. Uzlaşma esastır. Ancak Türkiye de Anayasa yapacak kurucu iradeyi bulmak veya Anayasa Değişiklerini gerçekleştirmek fevkalade zor hususlardır.13 Yıllık Milletvekilliği döneminde, Anayasa Uzlaşma komisyonlarının sürekli olarak tıkanması Ve bir sonuç alınamamasına tanık olmuşumdur. Türkiye de kurucu irade ile Anayasa yapmanın, ya İstiklal savaşı sonrasına yahut da 1960 ve 1980 darbeleri sonrasına münhasır olması, geniş bir mutabakat İle sosyal bir sözleşmenin ortaya konuşmasındaki güçlüğü göstermektedir.
Ak Parti ile MHP arasındaki uzlaşma metninde, Türkiye de siyasi istikrarı sürekli olarak teminat altına alan, koalisyon hükumeti arayışlarına son veren, bulunduğumuz zor Ve belalı coğrafya da, hızlı karar alma ve icraatı hızlıca hayata geçiren bir Başkanlık Modelinin hayata geçirilmesinin hedeflendiği görülmektedir.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi, bu metin bir uzlaşma metnidir. Daha mükemmeli yapılabilir miydi? Mutlaka daha güzel bir metinde ortaya konabilirdi. Şahsen benim arzum; milletvekili sayısını 500'e indiren, güçlü başkanın yani güçlü yürütmenin karşısında fren-denge mekanizmasını oluşturmak için daha güçlü bir meclis modelini öngörmek olmalıydı. Güçlü meclis modelinde, siyasi partiler ve seçim yasalarında yapılacak değişiklikler ile, dar bölge seçim sistemi ve hatta tercihli oy düzenlemesi ile, parti ile bağı daha esnek ama seçmen tabanında güçlü milletvekilleri ortaya çıkarmak gaye olmalıydı. Böyle bir düzenlemede kapıkulu milletvekili suçlaması ortadan kalkar ve gücünü direkt olarak seçmenden alan milletvekilleri, sistemin ana omurgası olan güçlü yürütme ve güçlendirilmiş başkana karşı, gerektiğinde bağımsız hareket ederek onu denetleyen ve gerektiğinde frenleyen bir meclis yapısı ortaya koymuş olurdu. ABD de tıp ki Senato ve Temsilciler Meclisinin rolü gibi.
Bunun yanında Cumhurbaşkanının millet iradesinin tecelli ettiği TBMM’yi tek başına fesih yetkisi de tartışma konusudur. Muhalefet partilerinin bu konudaki itirazlarını giderecek bir düzenleme belki yapılabilirdi. Ancak mevcut Anayasa değişikliğinde, fesih yetkisinde amacın sistem tıkanmasının önüne geçmek ve eğer Cumhurbaşkanı meclisi fesih ederse(ki Cumhurbaşkanı da millet iradesiyle ve seçimle doğrudan işbaşına gelmiş olacağından)Cumhurbaşkanlığı seçimini de yenilemek suretiyle, her iki seçimin birden yapılması şartı Anayasa ya konmuş durumdadır. Yani fesih yetkisin de de bir denge mekanizması öngörülmüştür.
Bazı itirazlarda haklı olan yönler var ise de, bence muhalefetin tavrı iki yönden sakatlık içermektedir.

Birincisi, AK Pati -MHP uzlaşması oy tabanı itibariyle %70’lere varan geniş bir uzlaşma tabanıdır. Ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa kurucu bir irade ile sistem değişikliğinin önü açılmaktadır. Başkanlık sistemi halkın oyu ile ve serbest irade ile(darbesiz, kansız, vesayetsiz) hayata geçmiş olacaktır. Siyasi irade rüştünü ispatlamış olacaktır.

İkinci olarak da, son sözü Referandum yoluyla halk söyleyecektir. Demokrasilerde son söz halkındır. Ve millet neye karar verirse baş tacı yapılması gerekir. Bu nedenle getirilmek istenen Başkanlık sistemine itirazların yasal zeminlerde ve seçim meydanlarında yapılması gerekir. Şiddet çağrıları veya yasal olmayan çözüm arayışları ülkeye ve toplumsal barışa zarar verecektir.

Kaldı ki, Başkanlık sistemi ile istikrarlı bir yönetim arayışlarını, sayın Cumhurbaşkanımızın şahsi meselesi olarak ifade etmek doğru değildir. Başkanlık sistemi yıllardan beri Türk kamuoyu tarafından tartışılmaktadır. Konuyu ilk defa gündeme taşıyan Sayın Cumhurbaşkanımızda değildir. Siyasi tarihimizde, rahmetli liderler, Özal, Demirel, Erbakan, Türkeş ve Yazıcıoğlu’nun da Başkanlık Sisteminin lehinde görüşleri, bildiğim kadarıyla kamuoyuna yansımıştı. 2019 yılında Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan' aday olursa, Muhalefet partilerinden de bir adayın onunla yarışması mümkündür. Veya her fani gibi o öldükten sonrada bu ülkede başka Başkanlar seçimle işbaşına gelecek ve kabul ettiğimiz Anayasa değişiklikleri ile görevlerini yürüteceklerdir. Yani sistem arayışını şahıslar üzerinden eleştirmek doğru bir yöntem değildir.

Bence, getirilmek istenen Başkanlık sistemine itirazların doğru bir temelde yapılması, geleceğimiz ve toplumsal barışımız adına daha yararlı olurdu. Örneğin daha güçlü bir meclis yapısı üzerinde muhalefetin itirazlarına tanık olmadık. Belki bu konuda uzlaşma imkanı yakalanabilirdi.

Nitekim Ak Parti ile MHP, yedek milletvekilliği ve Cumhurbaşkanının, kişisel özgürlükler ve siyasi hak Ve özgürlükler konusunda Kararname çıkaramaması ile ilgili itirazları dikkate aldıklarını gördük. Bu hususlar komisyon aşamasında değerlendirildi.
Bütün itiraz ve eleştirilerine rağmen Ak Parti-MHP uzlaşması önemli bir adımdır. Türkiye daha istikrarlı bir yönetim arayışında Başkanlık Sistemine doğru gitmektedir. Son sözü referandum yoluyla halk söyleyecektir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı yeni modelin Türk Modeli olarak benzerlerinden ayrıldığı görülmektedir. Zor bir coğrafya da, tarihin kırılma anında, bir İstiklal mücadelesi veren Ülkemiz ve Milletimiz için yeni Başkanlık Sisteminin hayırlar getirmesini diliyorum.

Eğer teklif TBMM den geçer ve halkoyuna sunulursa, benim oyum Başkanlık Sistemine “Evet” şeklinde olacaktır.

Saygılarımla…

Mevlüt AKGÜN
22, 23 ve 24. Dönem Karaman Milletvekili 

Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.




























Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2018 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN