404 | Medya Ermenek Medya Ermenek Sağ Reklam Alanı
Sol Reklam Alanı
Facebookta Paylaş

ÇOCUKLAR ÖLÜRSE, ADAMLAR AĞLAR…


Birkaç haftadır bomba sesleri duymuyorlardı dokuz yaşındaki Hüseyin ve iki küçük kardeşi, ara sıra tek tük otomatik silah sesleri gelse de uzaktan, ortalığa nispeten bir sessizlik hâkimdi. Halep katliamının ardından zar zor canlarını kurtarıp yerleştikleri İdlip'in arka mahallelerinden birinde, bodrum katında kaldıkları apartmanın duvarları yıkık, moloz yığınına dönmüş arka bahçesinde kırık dökük oyuncakları ve boş mermi kovanlarıyla oyun oynamışlardı o gün de yıkımlardan, kandan, acıdan geriye kalan ufak neşeleriyle. Geçen yıl babaları ve ağabeylerini, üç ay önce de kendilerine sahip çıkan dayılarını kaybetmişlerdi katliamlarda. Anneleri Sümeyye her gün birkaç parça yiyecek ve yarım bidon su getirebilmek için saatlerce dolaşıyor, akşam karınlarına biraz yiyecek girerse şükrediyorlardı. O gün de kendilerini çok şanslı hissettiler, birkaç tane bayat somun ve çok az da olsa süt bulmuştu anneleri. Akşam süte doğrayıp ekmeklerini, yemeklerini yediler ve erkenden uyudular.
Gecenin belirsiz bir vaktinde önce garip bir uğultu ve ıslık sesi gibi bir vınlama ile uyandı Hüseyin, birkaç saniye sonra da korkunç bir patlama sesi yankılandı harabenin duvarlarında. Küçücük ciğerleri alev solumaya başladı ardından, nasıl da yakıyordu, nasıl da içi kavruluyordu. Çaresizce etrafına bakındı, işte kardeşlerinden biri az ötede kaskatı kesilmiş, diğeri ise kıvranarak can çekişiyordu, sanki eli yüzü bembeyaz olmuş gibi gördü, ağzından köpükler geliyor, çırpınıyordu tek bir nefes alabilmek için. Sonra annesini gördü, yavrularına ulaşmaya çalışıyor, bir yandan da kelime-i şahadet getiriyordu anacığı. Bir tek nefes için neleri vermezdi şimdi, tek bir nefes, ağzı, boğazı, ciğerleri kavrulmadan tek bir nefes. Heyhat, sadece kesik kesik, azar azar, hani öldürmeyecek kadar yakıcı hava giriyordu ve her girişinde içini tel tel ayırıyor, körpecik ciğerlerini parça parça yakıp kavuruyordu. O sırada başucuna gelen annesine bir kez daha baktı çaresizce, “annem” demek istedi, sesi çıkmadı, yandı boğazı, “annem” diyemedi bir daha. Sadece annesinin telkini ile şahadet getirmek istedi, ona da sesi, nefesi yetmedi. Son bir kez baktı anacığının kanlı, gözü yaşlı, yaslı, acıyla kavrulan yüzüne ve işaret parmağını kaldırarak yukarıları gösterdi, küçücük başı anasının göğsüne düşüverdi Hüseyin’in. Köpükler içerisinde kalmış dudaklarına mahzun bir gülümseme yerleşti sonra, gözleri uzaklara takılıp kalmış gibiydi. “Şehadetim kutlu olsun annem, tıpkı babam gibi, abim gibi, dayım, kardeşlerim ve diğerleri gibi” diyordu sanki.
Kıyım korkunçtu, silahsız, savunmasız, hatta günahsız onlarca masumun ruhları Rabbin meleklerine gülümser ve onların kucaklarında Rahmet-i Rahmân’a kavuşurken, cansız bedenleri, solgun yüzleri ve hayata doyasıya bakamamış, açık kalmış gözleri ile insanlığa bir kez daha şöyle sesleniyorlardı “Bizim suçumuz, günahımız neydi de kopardınız bizi daha henüz adım attığımız hayattan ey zalimler, ey ruhsuzlar, ey insan müsveddeleri”. Her yerde can pazarı yaşanıyor, babalar, analar can çekişen, inleyen, çaresizce etrafa bakan yavrularına nefes olmaya çalışıyordu, haykırarak, ağlayarak, feryat ederek.
Evet, çocuklar ölmüştü ve ölmeye de devam ediyordu, zalimlerin namlularının ucunda, bombalarının altında. Kabil’le başlayan zulüm sarmalı her asırda artarak, katlanarak bugüne kadar gelmiş ve bugün özellikle İslâm coğrafyasını kana bulamakta. Bütün bu zulüm ve vahşet karşısında analar, babalar, kardeşler, vefat edenlerin yakınları bir yana, insan olan, bir parça vicdanı, bir parça yüreği, bir parça insanlığı olan herkes bir yandan mücadele ederken diğer yandan da gözyaşlarına hâkim olamıyor elbette. Zira söylenir ya hani “kendi acını hissediyorsan canlısın, başkasının acısını hissedebiliyorsan İNSANSIN”.
Merhametli olanlar ancak başkalarının derdiyle dertlenir ve acısıyla acı çeker, masumlar için gözünden yaşlar süzülür ve sonuç olarak ÇOCUKLAR ÖLÜR İSE, ADAMLAR AĞLAR...
EY ALLAH'IM HİÇ OLMAZSA GÖZYAŞLARI DÖKEBİLSEK...


                                                                 Prof. Dr. Ahmet Kağan KARABULUT
Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba,pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğanher türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen yazara ve yorumcuya aittir.///NOT:Medya Ermenek sitesinde makalesi yayınlanan yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Düzenleme | Copyright © 2013-2017 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN