404 | Medya Ermenek Medya Ermenek Sağ Reklam Alanı
Sol Reklam Alanı
Facebookta Paylaş

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLANIYOR…


Türk Milletini, kulluktan vatandaşlığa, karanlıklardan aydınlığa, ilmin ışığında modern toplumların seviyesine çıkmaya, çağdaş dünyanın şerefli bir üyesi olma yarışına çıkaran ve  Türk Milletinin en büyük MİLLİ bayramı olan Cumhuriyet Bayramı, ilan edilişinin 94. yıldönümünde, bir kez daha,  coşku ve sevgi ile kutlanıyor. Cumhuriyet rejimi,  insan onuruna en çok yakışan  idare şeklidir.

Ulu Önder Mustafa Kemal  ATATÜRK’ün liderliğinde, zamanın Kurucu Meclisi (1. Dönem Millet vekilleri) tarafından alınan karar doğrultusunda, Cumhuriyet,  29 Ekim 1923 günü ilan edildi. Atatürk, 04 Kasım 1923 günü “Cumhuriyet bedava kazanılmadı, bunun için çok kan döktük“ demiştir. Yine , Atatürk, Cumhuriyetin 10. yılı söylevinde “ Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk Kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir “ demiştir.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, henüz Milli Mücadele başında, 19 Mayıs 1919 günü, Havza’da halka hitabında,  “ sessiz, durgun ve başı eğik kalmayın, uyanınız, Milli bağımsızlığımızı çiğniyorlar, haklarınızı savunmak için birleşiniz.  Düşman karşısına dikiliniz. Toplantılar yapınız. Sesinizi duyurunuz.. Bütün dünyaya “ Ben Türk’üm, bağımsızlık bana Atalarımdan miras kaldı. O’nu sana veremem “ diye haykırınız “ demiştir.

Bilindiği üzere, Osmanlı İmparatorluğu ile müttefikleri, 2. Dünya Savaşında yenilince, savaşın galibi olan devletler aralarında Anadolu’yu paylaşmış ve işgale başlamışlardı. Mustafa Kemal bu işgal ortamında, 19 Mayıs 1919 günü bir kaç arkadaşı ile birlikte Samsun’a çıktı. Kafasında yeni Türkiye Devleti’nin kurulması fikri vardı. Bu devlet dört bir cephede verilecek olan Kurtuluş Savaşı, iç isyanların bastırılması ve siyasi mücadeleler sonunda gerçekleşecektir. Kurtuluş Savaşının özü, Amasya Genelgesinde yer alan “ Milletin Bağımsızlığını yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır. “maddesinde ifadesini bulur.

Mondros Mütarekesi ve Sevr Andlaşması ile paylaşılan ülkemiz, Atatürk önderliğinde, Milletimizin azim ve kararı ile verdiğimiz mücadelenin sonunda kurtarılmış ve işgalciler geldikleri gibi gitmişler, Türkiye için diplomatik bir zafer olan Lozan Barış Andlaşması ile Milli sınırlarımız çizilmiş, Türk İstiklal ve Hakimiyeti  tüm dünya tarafından resmen tanınmıştır. Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliği taşımaktaydı.

Kurtuluş Savaşı sırasında, erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5  adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir.

Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanması ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurulması sürecinde, üstlendiği sorumluluklar, icra ettiği görevler ve yaptığı katkılar yönünden en önemli unsurlardan biri de Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi dir. Yurdumuzun tüm bölgelerini temsilen Ankara yollarına düşen Meclis üyesi  bu fedakar insanlardan 115 kişinin katılımı ile meclisin ilk  toplantısı 23 Nisan 1920 günü yapılmış, mebus sayısı sonradan gelenlerle 338 kişiye ulaşmıştır. Kurucu Meclis niteliğinde olan bu meclisin üyeleri,  işgalci düşmanlar, iç isyanlar ve diğer zorluklar karşısında, içerisinden çıkardığı hükümet, Başkomutan ve Başkanlarla birlikte, vatan ve milletin kurtuluşu için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamışlardır.

Daha yolun başında hazırlanan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasamızda “ egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu “ ilan edilmişti. Bu doğrultuda, 01 Kasım 1922 tarihinde Saltanat kaldırılmış, 03 Mart 1924 tarihinde de Hilafet kaldırılmıştır. Nihayet, yeni Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm dünyaya ilan edilmiş oluyordu. İç isyanlar, siyasi mücadeleler, suikast ve Menemen olayı gibi sayısız güçlüğe rağmen, sonuca  Atatürk liderliğinde kararlılıkla ulaşılmıştır. Cumhuriyet 29 Ekim 1923 günü ilan edilmiştir. Başlangıçta, “ Ya istiklal, Ya ölüm “ parolası ile başlamış olan mücadele, “ Ne mutlu Türküm diyene “ ilkesi ile MİLLET  olma yolunda başarıya ulaşmıştır. Atatürk, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz,  Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” demiştir.

 Ulu Önder Atatürk, “ yurtta sulh, cihanda sulh “ derken, bir taraftan, yurt içinde huzur ve sükunu, güven içinde yaşamayı amaçlamış, diğer taraftan da, milletlerarası barış ve güvenliğin önemini işaret etmiştir. Devlet, öncelikle, milletin birliği ve güvenliği, vatandaşların huzurunu ve sevgi ortamında temel hak ve özgürlüklerden faydalanarak yaşamalarını temine çalışır. Bu barış ortamı siyasi ve hukuki düzenlemelerle sağlanmıştır. Dünyada barış ise, milletler arası uyuşmazlıkların barışçı yollarla, kuvvete başvurmadan çözüme kovuşturulmasını öngörür.  Türk Milleti, Cumhuriyet rejiminin kazanımlarıyla, medeni dünyanın seçkin bir üyesi olma yolunda çok mesafe almıştır. Cumhuriyet ve kazanımlarının korunması, kollanması ve yaşatılması gençlere ve gelecek kuşaklara emanet edilmiştir.
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, düşman İzmir’de denize dökülüp şehir kurtarıldıktan kısa bir süre sonra arkadaşlarıyla birlikte  İzmir/Kadifekale’de çay içmektedirler. Komutanlardan biri “paşam bu mekanda denizi seyrederek çay içmek  insana çok  mutluluk veriyor”  dediğinde, kısa bir sessizlikten sonra, ATATÜRK “arkadaşlar unutmayalım ki bu manzara karşısında mutlulukla çay içmemizi, cephelerde  canlarını feda eden silah arkadaşlarımıza ve cefakar milletimize borçluyuz” demiştir.
********************************************

Prof. Sadi IRMAK’ın anılarını okuyalım. “bir aralık konu İstiklâl Savaşı'na geldi. Dikkat ettim, Binbaşılar dahil her komutanın hangi birliğe komuta ettiğini, nerede bulunduğunu, -bir gün önce olmuş gibi- hatırlıyordu. O savaş ki araç, gereç, personel kıtlığı bugün güç tasavvur edilirdi. Tümenlere binbaşılar, Kolordulara yarbaylar komuta ediyordu! Fakat, bu kadro canını dişine takmış bir ekipti. Var olmak ya da olmamak bu savaşın sonucuna bağlıydı. 30 Ağustos bu ruh haletinin eseriydi. Böyle bir dramı, hem yazarı, hem baş aktörünün ağzından dinlemek müstesna bir mutluluktu. O anılar Ata'yı coşturdukça coşturuyordu. Anlatmalarında abartma yoktu. Ama bu anlatış öylesine canlı, öylesine plastikti ki, hepimiz heyecandan heyecana sürükleniyorduk. Anlatışlarını şöyle bağladı:

- İşte büyük zafer böyle ortak bir eserdir. Şerefler de ortaktır.

Bu alçakgönüllülük şaheseriyle konunun kapanacağını tahmin ediyorduk. Bu arada Atatürk bir duraklama yaptı. Sonra içine dönük, adeta kendisiyle konuşur gibi ilave etti:
 
- Ama yenilseydik sorumluluk ortak olmayacak,  yalnız bana ait olacaktı.
 
Bu belagat karşısında gözyaşımı tutamadım. Tarihin, zaferleri kendine mal eden, yenilgileri ise maiyetine yükleyen
sahte kahramanlarını hatırladım.

Ord. Prof. Sadi IRMAK

Kaynak: Sadi Irmak, Ord.  Prof. - Atatürk'ten Anılar, 1978

…………………………………………………

        Tüm Türk Milletinin Cumhuriyet Bayramını gönülden kutlar, Cumhuriyetimizin, sonsuza kadar yaşamasını dileriz. Ayrıca,   Atatürk başta olmak üzere, Cumhuriyetin kurucularına, vatan ve cumhuriyet uğrunda şehit olanlara, kuruluşta  emeği geçenlere şükranlarımızı  sunarız.
         


DERLEYEN  :  Av. Naci SÖZEN,    29 Ekim 2017 / ANKARA

Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba,pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğanher türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen yazara ve yorumcuya aittir.///NOT:Medya Ermenek sitesinde makalesi yayınlanan yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Düzenleme | Copyright © 2013-2017 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN