404 | Medya Ermenek Medya Ermenek Sağ Reklam Alanı
Sol Reklam Alanı
Facebookta Paylaş

370 YIL ÖNCE EVLİYA ÇELEBİ DİLİNDEN ERMENEK VE NAVAHİ



Evliya Çelebi Kimdir?
Evliya Çelebi 17. yüzyılın önde gelen gezginlerindendir. Kırk yılı aşkın süreyle Osmanlı topraklarını gezmiş ve gördüklerini Seyahatname adlı eserinde toplamıştır. 25 Mart 1611'de İstanbul'un Unkapanı semtinde doğdu. Evliya Çelebi, çok iyi bir öğrenim gördü. Önce mahalle mektebine gitti. Daha sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra saraya özgü bir okul olan Enderun'a devam etti. Okul öğreniminin dışında özel hocalardan Kur'an, Arapça, güzel yazı, musiki, beden eğitimi ve yabancı dil dersleri aldı. Kur'an'ı ezberleyerek hafız oldu. Evliya Çelebi, öğrenimini bitirdikten sonra sarayda görev aldı. Yaptığı işlerle padişah ve devlet ileri gelenlerinin beğenisini kazandı. Bu yüzden çok yüksek görevlere getirilmesi düşünülüyordu. Evliya Çelebi'nin düşünceleri ise çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre bir rüya üzerine meşhur gezilerine başladı. Gördüğü rüya şöyledir. Rüyasında İstanbul'da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii'ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, Hz Muhammed Peygamber'i s.a.v. baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Hz Muhammed’in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip "Şefaat ya Rasülellah" diyeceğine, "Seyahat ya Rasülellah" der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlar. Tam elli yıl boyunca durmadan gezdi. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde yer alan hemen hemen bütün yerler vardı. Evliya Çelebi, bu gezileri sırasında çok ilginç yerler gördü. Yeni insanlarla tanıştı. Birçok olayla karşılaştı. Karşılaştığı ilginç olayları okuyucuya anlatarak kitabına renk kattı. Gezileri sırasında birçok kez ölümle burun buruna geldi. Savaşlara katılarak hem savaşları hem de o yerleri anlattı. Gezmek için gittiği son yer Mısır oldu. 1682 yılında burada vefat etti. Bu gün 23 devletin bulunduğu geniş bir coğrafyayı at üstünde dolaşır Evliya ÇELEBİ. Gezi notlarını da 10 ciltlik bir şaheserde topladı. Bizim yöremiz olan Taşelini ve Akdeniz yerleşim yerlerini 9. Ciltte anlattı. Yaklaşık 1640 yıllarında Taşeli yaylasındaydı. Sırasıyla; Gülnar, Mut, Gazipaşa, Anamur, Manavgat, Navağı, Güneyyurt, Ermenek ve Tekeçatı üzerinden Bucakkışla ve Karaman’ı gezerek aşağıdaki önemli notları bıraktı.  Aşağıdaki yazımızda iki bölüm halinde “Evliya”nın ağzından hiç ekleme çıkarma yapmadan, sadece günümüzle ilgili kelimeler için parantez koyarak Taşeli ve yöremizi okuyacağız. 370 yıl önce köy adlarını, yer adlarını nüfus ve fiziki yapı adetlerini, doğal güzellikleri oldukça saf bir Anadolu diliyle öğreneceğiz. Ancak yazıların en sonunda gerekli bazı açıklamalar yapacağız, inşallah.
Evliya Çelebi Navahi, Ermenek'e Gargara’yı Anlatıyor
Evliya ÇELEBİ, Gazipaşa taraflarından çıkarak yaylaları aşıp Fariskeye uğramış oradan da geze geze Boyalı, Güzve ve Pamuklu’dan sonra Gargara’ya ulaşmıştır. Metinlerden anlaşıldığına göre Kışlacık mahallesinin altında bulunan Akköprü’den Güneyyurt’a geçmiş, Abdullatif Camii’nde namaz kılmış ve Gargara hanında yatmıştır. Burada Güneyyurtlulardan yörenin en nefis etli irmik köftesi olan Bulgurca’yı da tatmışlardır. E. ÇELEBİ, Gargaranın 370 yıl önceki Yerbağlarını anlatışı ilk defa tarafımızdan yayınlanmaktadır. Seyahatnameden anlaşıldığına göre Gargaradan ayrılınca Narlıca yolu hattından Çavuşlu köyünden geçerek Görmeli köprüsünden Ermenek’e ulaşmıştır.
Bu hatırlatmadan sonra gelelim Seyyahın Güneyyurt’la alakalı sözlerine;
KARYE-İ GARGAR / GARGARA KÖYÜ
“Bir yamaçta kurulmuş, kaleye benzeyen ve tüm evleri inci gibi beyaz olan bakımlı bir köydür. Bir camii ve bir hanı vardır. Bağ ve bahçeleri sayısızdır. Altında bulunan deresinin iki tarafı da enine boyuna at ile tam bir saat mesafelik, içinde yoğunluğundan insanın kaybolabileceği Yerbağlar’la doludur.”
Tekeçatı Aykadın Suyu / Nehr-i Aykadın
“Aladağdan (Yellibel) gelip Silifke yakınlarında Akdeniz’e (dökülen Göksu ırmağına Narlıca altında) karışır. Bu nehri (Tekeçatı’ndaki)tek gözlü köprüden geçtikten sonra Aykadın hanına varılır. Aykadın hanı içine 500 atlı misafirin sığabildiği büyük bir mağaradır. Mağaranın ağzına kemerli bir kapı yaparak han yapılmıştır. Buradan çıktıktan sonra, etrafı yalçın kayalarla ve şahin yuvalarıyla çevrili yolları geçtikten sonra Kamış Boğazı’na vardık.”
Telli Bel Ve Dilendi Hanı /  Yellibel İhsaniye
“Allaha sığınırız! Hiçbir güvenliği olmayan yollardır. Bu arada hiç köy ve belde yoktur. (Acaba Balkusan yok muydu? Türbeyi gezmedi mi? Yoksa Osmanlı’ya zor anlar yaşatan bir Karamanoğlu köyüne bir Osmanlı seyyahı olarak uğramaktan çekindi mi?) Orman ve araları karlı koca kayalar arasında dokuz saat gittikten sonra Ardıçlı ve Çamlı bir dere içinde Keyhusrev yapısı, Delendi hanı(İhsaniye)na vardık. Akşam olunca bu küçük hanın kapılarını kapattık ve hizmetçilerimle beraber silahlanmış bir halde hiç uyumadan sabahladık.” Asıl metne yorum; bundan 370 yıl önce Ermenek’ten çıkıp Tekeçatı, Kamış Boğazı üzerinden Yellibel’den geçerek İhsaniye’deki küçük hana varış, anlatıma göre Evliya’ya çok sıkıntılı anlar yaşatmıştır. Bu metinde geçen Aykadın hanını görmeyi şu anda daha çok istiyorum; ağzı han kapısı gibi yapılmış, içi 500 atlı alan büyük doğal mağara nasıl bir yerde ve ne halde acaba? Defalarca geçtiğim bu hattı bir kez de Evliya’nın 370 yıl önceki hatırasıyla dinlemek gerçekten çok ilginç; Taşlar ülkesi dediği Kamış deresiyle Telli bel dediği Yellibel’e karlı kayalar eşliğinde 9 saatte varışı ve buraları çok tenha olduğundan güvensiz buluşu kayda değer. Buradan geçerken Balkusan’a uğramaması oranın meskûn olmadığı manasına mı gelir bilemedim. Aynı iskân olayını İhsaniye için de düşündüm, zira tam zirvelerin arasındaki ıssız yerde bulunan mütevazı bir handa arkadaşlarıyla kalmak zorunda olduklarında içeriden kapıyı kilitleyerek sabaha kadar silahlarıyla uyumadan beklemeleri çok şey anlatıyor.
Ermenek
“Karaman oğlu, Ermen kralı elinden yedi yıllık kuşatmaya rağmen alınamaması üzerine siyasi dehasıyla kralı defederek Ermenek’e Selçuklu valisi oldu. Adana ili, Silifke Sancağı toprağında da paşa hassı olup Subaşı ile idare edilir. 150 ila 300 akçe ile sadaka olunan bir hukuki ilçedir. İki Nahiyesi vardır, biri İncirli’dir. Toplam 70 köyü vardır. Yıllık 3000 kuruş geliri vardır. Kâhyası, Şehir kulübü başkanı, müftüsü, kale sorumlusu ve 18 eratı bulunan komutanı vardır. Kalesi ufukların ucuna kadar yükselen, kırmızı renkli dağın tepesinde baş gibi duran, Allah yapısı, görülmesi şart olan ibretlik bir eserdir. 32 yılda 18 ülke gezdim karada ve denizde böyle bir eser görmedim, tamamen ilahi kudret yapısıdır. Kapıdan, duvardan, burç ve surdan eser yoktur. Şekli dörtgen, beşgen denmeyecek tarzda bir hisardır. Odası, koridoru hendek ve kulesi olmayıp temiz ve eşsiz kaledir. Ancak doğuya bakan küçük bir kapısı var ki buraya bile 140 basamaklı ağaç merdivenle çıkılır. Merdivenin bir yanı ağaç korkulukludur. Allah saklasın, insan aşağıya baksa başı döner. Kelimelerin anlatmakta zorlandığı bir eserdir. Kalenin bulunduğu yer, gökyüzü ile yarışan, kızıl bir duvar gibi kenti kuzeyden kuşatmış bir kayadır. Yüzeyinde tırnak tutturacak ve kuş konacak kadar bile bir kertmek yoktur. Kale, bu muazzam kaya duvarın zeminden iki uzun minare boyu yükseğinde Allah’ın emriyle oyulmuştur. 3 mızrak boyunda oyulmuş olan kale mağaranın içi aydınlıktır zira ağzı doğuya bakmaktadır. 500 adım uzunluk ve 1000 adım eninde olmasına rağmen tek bir sütun yoktur. Mağaranın üstü semaya baş tutan kayalar olup kayaların üstü ise havadar ve çimenlik alanlardır. Burayı Ermen kralları İslam askerleri korkusuyla karargâh edinmişler ve hala duran demir bir kapı eklemişlerdir. Bu mağaranın içinde 40-50 kadar kâgir ev vardır. Bazı evlerde kıble ve doğu tarafında kondurulmuş şehrin ve etrafın rahatça seyredildiği çekme balkonlar vardır. Bazıları ahşaptan örtülüdür, bazıları ise yağmur isabet etmeyeceğinden açıktır. Bir de mescit vardır ancak haliyle buraya minare yapılmamıştır. Allah için, insan bu evlerden aşağı baksa gözü kararır. Dilin anlatmakta aciz kaldığı bu örneksiz kalenin içinden ne hikmetse bir de su çıkarak aşağıya akmaktadır. Buna rağmen içinde top, tüfek ve savunma için hiç bir cephane yoktur. Gece gündüz kapısı kapalıdır. Ermenek ahalisi kaleden aşağıda İrem bağları denen varoşlarda otururlar. Altından akan dere ile tepeler arasında 800 dolayında kâgir ev vardır.” Burada biten Evliya Çelebi’nin Ermenek’i anlattığı şu cümleden çok önemli bir not düşelim: “Ermenek ahalisi kaleden aşağıda İrem bağları denen varoşlarda otururlar” İrem bildiğiniz gibi Kur’an’da da geçen cennetin dünyadaki taklitleri olarak yapılan bahçelerdir, Nak benzer demek olup Farsçadır, İremnak İrem bağı gibi demek olur. Ermenek isminin kaynağının bu yapılanma olması da kuvvetle muhtemeldir.
(Dünden Bugüne Taşeli’nin İncisi Güneyyurt / Gargara)


Medya Ermenek Yazarları Bu Sayfada Yer Almaktadır.



Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2018 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN