404 | Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

BELAYI KİMİN SATIN ALDIĞININ NE ÖNEMİ VAR

ÖYKÜ
BELAYI KİMİN SATIN ALDIĞININ NE ÖNEMİ VAR

Çok şükür emekliliğimizde başımızı sokacak bir eve kavuştuk.
Ev ev değil mutluluk yuvası. Hanım kahvemizi yapıyor balkonda yudumluyoruz. Kahvenin bereketi yudumladıkça artıyor, bitmek bilmiyor bir türlü. Sohbet koyulaştıkça koyulaşıyor, hanım gözlerimin içine ilk kez görmüş gibi bakıyor da bakıyor, dönüp öpüyor da öpüyor…
Çay içmeye bir balkona çıkıyoruz, bir bahçeye iniyoruz. Çay bu kadar mı tatlı olur? Sanki ilk kez çay içiyorum. Bardak boşalıyor, hanım fır dönüyor bardağın peşinde, bardak boşalıyor, hanım dolduruyor. Bardak hanıma dans ettiriyor. Ben içtikçe kendimden geçiyorum, semazen izler gibi izliyorum hanımı.
Çatıya çıkıyoruz, bir yanı deniz, bir yanı dağlar. Dağların sahibi ben, denizlerin sahibi hanım. Hanım biniyor teknesine, açılıyor okyanuslara, ben ardın sıra bakıyorum, bakıyorum… Bir martı konuyor omzuma, martının kanatlarından tutunup dalıyorum ormanın yeşilliklerine.
Dağların eteklerine vuran gölge genişledikçe genişliyor, tepesine vuran kızıllık yükseliyor, yükseliyor. Bağırıyor avaz avaz ‘’ Dönüş vakti.’’ diyor. Hanım yaklaşmış kıyıya, elini tutuyorum. Adımımızı atıyoruz merdivenden. Merdiven Eiffel Kulesi, her adım atış mest ediyor ikimizi, o bana sarılıyor ben ona….
Ev ev değil müze. Eş dost akraba ardı arkası kesilmiyor, biri gidiyor biri geliyor. Gelen bir daha geliyor, bir daha. Bacanağa diyorum ‘’ Sen geçen gelmemiş miydin? ‘’ Bacanak diyor ‘’ Kayın valideye öncülük ettim.’’ Hanım atılıyor devreye ‘’ Yaşlılığına verin.’’ diyor. Bende gözler kapandı kapanacak ‘’ Gitseler de uyusam.’’ diyorum.
Günler, aylar bir su gibi akıp akıp giderken birden kurak iklimler gibi kesildi gelip gidenlerin ayak sesi. Arada bir kapıyı çalınmış gibi açıp kapadığım olmuştur.
Hanımın elinde mercek peşimde gölgem. Nere otursam ‘ Ora oturma yeni düzelttim, örtüyü buruşturacaksın.’’ Kalk orayı silip süpüreceğim. Kalkıyorum ‘’ Ayağımın altında dolaşma!’’ Ne zaman göz göze gelsek beni bir kaşık suda boğacakmışçasına bakıyor. Kendi kendime ‘’ Kendini dışarı at kurtar oğlum Osman.’’ diyorum atıyorum kendimi dışarı. Daha merdivenin birinci basamağında yakalanıyorum. Çok şükür ‘’ Bu kıyafetle dışarı çıkılmaz.’’ diyor. Dönüyorum, beni bir okul çocuğu gibi giydiriyor. Gönül rahatlığı ile çıkıyorum dışarı.
Yoldan geçen arabalarla yarışıyorum. Çoğu kez gerimde kalan açıyor camı, basıyor küfrü ‘’ Çekil arabanın önünden.’’
Gökte kuşlarla uçuyorum…
Oturuyorum denizin kıyısında bir taşa geçmiş günleri geri getiriyorum. Meğer benim geçmişim ne dengesizmiş. Bazen tokatlıyor, bazen tebessüm ediyor.
Ne kadar kendimi hayallere kaptırsam da acıktığımı hissedebiliyorum Acıktığımı an tutuyorum evin yolunu. Hanım gülümsemeyle açıyor kapıyı. ‘’Sen acıkmışsındır.’’ diyor kuruyor kaşla göz arası sofrayı. Arkasından çay. Arkasından ‘’ Yatağın hazır.’’ diyor.
Her gün işe gider gibi sabahın ilk ışığında atıyorum kendimi dışarı. Ne zaman ki dönüşlerim karıştı birbirine. Hanımın bakışları değişti. Bakışlardaki tehditlerin ardından sözel tehditler, yaptırımlar ‘’ Sana yemek yok, otur evde yemeğini kendin yap.’’ Boyun büktük tehditlere.
Tehditlerin ardından dışarı çıktığımda ardı arkası kesilmeyen telefonuma gelen mesajlar ‘’ Oturmuş orada kimi bekliyorsun? ’’ ‘’ O sokakta kimin adresini arıyorsun? ’’ ‘’ Camdan bakan kadın sana niye bakıyor?’’ demekle kalsa iyi. Bakan kadının resmi de mesaj olarak geliyor. Cidden kadın bana bakıyor. İyi de bana bakan kadını ben görmüyorsam hanım nasıl görüyor? Yolumu değiştiriyorum başlıyorum koşmaya. Mesajlar peş peşe ‘’ Ne o basıldın mı?’’ ‘’ Peşinden kim kovalıyor?’’
Ne çabuk gelmişsem evin sokağındayım. O da ne?.. Hanım evin balkonunda. Mesajlara bakıyorum en son gelen mesaj 20 saniye önce gelmiş. 20 saniyede hanım kuş olsa uçamaz. Gel de çık bu işin içinden. Tek bir çıkış yolu bulabildim. Benim hanım ‘’ Ermiş’’.
Artık evden çıkmıyorum, hanım zorla çıkartıyor.
Evin çatısına, bacasına, bahçesine kömürlüğüne saklansam da buluyor beni. ‘’ Adres vereceksen adam gibi adres ver, kömürlükte basılıp beni el âleme rezil etme.’’ diyor.
Çare yok atıyorum kendimi bazen en işlek caddelere, bazen en ıssız sokaklara. Gelen hep aynı türden mesajlar.
Son gelen mesaj imdat çığlığı ‘’ Çok acil eve gel!’’ Affedilmiştim, kuş olup kanatlandım.
O da ne?..
Hanımla göz göze gelmedik, sokağa atılan eşyalarla göz göze geldik...
Ev satılmış. Evin yeni alıcısı bizi eşyalarımızla birlikte sokağa bırakıverdi.
Evin satılması benim suçummuş. Neymiş ben sokağa çıkmasam hanım Drone kiralamak, senet imzalayıp borçlanmak zorunda kalmayacakmış.
Artık her sokağa çıkışta caddelere, sokaklara, kuşlara böceklere değil uçuşan dronlara bakıyorum.
Rüyalarımı droneler süslüyor acı da olsa.

İbrahim ŞAHİN

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2019 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN