404 | Medya Ermenek Medya Ermenek

Facebookta Paylaş

SANAT ESERİ SADECE BİR SANAT ESERİ MİDİR?

       
Michelangelo  (v.1564),  Musa heykelini tamamladıktan sonra karşısına geçerek  “Ey  Musa! Konuşsana “ ,   diye haykırır. (Ayvazoğlu,1989)Bu  haykırışı, onun  şu  dizelerinden  ayrı  düşünmek  mümkün müdür? :”Sanat, gerçekte olan  şey  değildir ,aksine ölümsüz ,evrensel  forma  ulaşma  ve  yaratma  hususunda  Tanrı’yla rekabet  etmektir.”

İnsanlık tarihinin İslam’ın doğuşuna kadar olan kısmındaki en trajik gelişme,      hakikatin gönderildiği bütün  coğrafyalarda  sürekli  tahrif  edilmesiydi. Ancak Avrupa’da  buna  yeni  bir  trajedi  daha   eklendi.Muharref Hristiyanlığın hayatı kuşatıcı /yönlendirici mevkiinden  uzaklaştırılmasıyla  birlikte, hakikatin “gönderilmiş olduğu“ inancı kişisel  bir tercih  meselesine indirgenerek asıl hakikatin gözlenebilir /algılanabilir dünyayla  sınırlı olduğuna dair yeni  bir algı oluşturuldu. Tarihin  en  köklü zihniyet  değişimi  yaşanıyordu. Rönesans, bu yeni  zihniyetin  sanata  bakan yönünü  ifade eder.

Ruhban  sınıfının (kilisenin) inşa ettiği “  öte  dünyacı  dindarlık “ anlayışı  ile, bu  dünyaya  ait her şey  (insan, doğa, madde )değersizleştirilmişti. Rönesans’ı ortaya  çıkaran saikler ise  bütün  bunlara  belirleyici  bir anlam  yükledi. Michelangelo,  çağının  büyük  haksızlıklarına  karşı  onurlu, düşünceli  dev  insan  heykelleri  yaptı.(Turani ,2011)

Michelangelo ‘nun vefatıyla birlikte bu  dönem  kapanır  ama  Avrupa  sanatının  yürüdüğü  ‘zihinsel  zemin ‘ hiç  değişmez.  Bununla beraber dünyevi gerçekliğin değişken tabiatı, kavrayış biçimlerini de sürekli değiştirir. Sosyal ve siyasal çalkantılardan bilim ve teknolojideki gelişmelere kadar  bir çok  süreç  sanatsal  faaliyetleri  etkiler. Her yeni anlayış bir öncekine tepki   olarak  ortaya  çıkar.

Rönesansın hemen sonrasında gelen  Maniyerizm  “Rönesans  neyi  amaçlamışsa  onun  tam  tersini  kendine  ilke  edinmiştir.”(Eroğlu, 2014 ) Daha  sonrasında  farklı  bir  durum  yoktur  aslında. Denilebilirki  bütün  bir  Avrupa   sanat  tarihi  bir  tepki  ve  karşı  oluşumlar  tarihidir .Belki  bunlara postmodern   sanat  akımlarının      modernizme   tepki  olarak  şekillendiğini  de  eklemek  gerekir.

Her  şeye  rağmen “ Dünyevi  gerçekliğin  kalıplarını “ kırmayı  deneyen  hiçbir  sanatçı  olmamıştır” denilemez. Fütürizme tepki  olarak  doğan  Metafizik  akımın temsilcileri   Piet  Mondrian (v.1944),Paul  Klee (v.1940)  ve  Wassily Kandinsky (v.1944) gibi  sanatçılar, durmaksızın  değişen  gerçekliğin  arkasındaki  “değişmeyeni “ ortaya  çıkarmak  istiyorlardı.(Gambrich,2015)

Mondrian  şöyle  diyordu  :”Sanat  ancak maddi  olmayanı  ifade  ettiği  sürece  bir anlam  taşır .  Zira  sanat  ancak  bu şekilde  insanı  kendi  bulunduğu  düzeyin  üstüne  yükseltmek  olanağına  sahip  olur.” Kandinsky’nin “ Sanatta   Manevi   Olan  Üzerine     adlı  eseri   Avrupa ‘ da  geniş  yankı  uyandırır. (1912) 

Avrupa  Sanat  Tarihi  Gambrich’in  ifadesiyle  “sonu  olmayan  bir  öyküdür.” Tarihin  belli  dönemlerine  ait  gerçeklikler  üzerine  kurgulanmış  sanat  anlayışları ,  nasıl  bütün  çağları  kuşatan  ölçüler / kurallar  vaz edebilirler ki  ? Sanat yapma  işi  temelde  bir  anlayış  meselesi  olduğuna   göre  bu  anlayışın  dünyevi  gerçeklikler  değilde  hiç değişmeyen / değişmeyecek  olan  “gönderilmiş  hakikat  “ üzerine  bina  edilmesi  gerekmez mi? Gelip  geçici  hangi  anlayış insan ruhunu  etkileyen  /geliştiren  bir  ürün  ortaya  koyabilir ki?
İslam’da  ne  Musevilikte  olduğu  gibi  dünya ,  ne  Hristiyanlıkta  olduğu  gibi  ahiret  asıl  kabul  edilir. Dünya  yakın  olmayı , ahiret  sonraki  hayatı  vurgular. İnsan hem  kendisinde , hem  çevresinde  iyiliği  gerçekleştirmekle  sorumlu  tutulmuştur. Ahiretin  bütün  hayallerin  ötesinde  bir güzelliğe  sahip  olduğuna  dair  kesin  inanç , bu  sorumluluğun  daha  layıkıyla  yerine  getirilmesinde  çok  olumlu  bir  etki  yapar. Alem  kelimesi  ise  dünyanın  nasıl  kavrandığını  ortaya  koyar : Bu  alem, her  biri  Allah’ın varlığına işaret  olan bir alametler  bütünüdür. İslam  sanatları  böyle bir  zeminde  hayat  bulur.

Bu  hakikat  bilinciyle hareket  eden  Müslüman  sanatkarlar, tıpkı  bir prizmanın  Güneş’ten  aldığı ışığı  yansıtması  gibi, edindikleri  manevi  tecrübeyi  farklı  nesneler  üzerinde  uygulamışlardır. Bunu yaparken de bu tecrübeyi gölgeleyecek hiçbir sanatsal ögenin ön plana çıkmasını istememişlerdir. İslam sanatları adeta fizik ötesini  insan  ruhuna  açan bir kapı  gibidir.

Merak bu ya, acaba  Michelangelo, El Hamra’yı, Selimiye’yi, Taç Mahal’i   yapan  mimarlarla aynı  dünyada  yaşamayı  daha  anlamlı  bulur muydu? 

Mustafa KENARLI

Dipnotlar: 1) Michelangelo   Buonarroti: heykeltraş, mimar, ressam, şair
            Kaynakça: 1)Dünya Sanat Tarihi, Adnan Turani
                                 2)İslam Estetiği, Turan Koç (Prof.Dr )
                                  3) Din ve Sekülerleşme, Ramazan Altıntaş (Prof.Dr)
                                  4)Sanatın Öyküsü, E.H. Gambrich  (Prof.Dr )


YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

2 yorum:

  1. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

    YanıtlaSil

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2019 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN