404 | Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

TOROS DAĞLARINDA ATATÜRK’ÜMÜN İZLERİ

Atatürk; “Arkadaşlar gidip Toros Dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki, bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet bizi asla yenemez“ demiştir.

Atatürk‘ün Yörüklerle ilgili bir sözü daha var;

“İnsanlık, eski Mısırlarıyla, Yunanistanlarıyla, Romalarıyla ve bunlar bütün bedii eserleriyle ayağa kalksa ve başlarında bugünün kendi verimleri olan bütün medeniyeti, musikileriyle, şiirleriyle, sanatlarıyla ve bütün eserleriyle gözümün önüne dikseler, dikilseler.., benim gözüm, benim duygum, benim sevgim, yine ıssız dağlar başında yanık kavalını üfleyen, yarım çarıklı Türk çobanındadır.”

Peki, Toros Dağlarının sahipleri Yörüklerimiz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü ne kadar tanıyorlar, nasıl sahipleniyorlar.

Yolum Mersin Erdemli Güzeloluk yaylalarından Karaman güzergâhı. Rakım 2300/2600 metre. Çam ormanları bitmiş kışın soğuğundan ayazından ağaç yetişmeyen Toros Dağları bozkırlarının tam ortasındayım.

Uzaktan hemen fark edilen Yörük kıl çadırı ve kapı direğinde dalgalanan Türk Bayrağı. Keçileri ve oğlakları.

Çadırın etrafında ilkokul çağlarında üç beş çocuk.

Selam veriyorum, el sallıyorum.

Yanıma çağırıyorum. Kestirme yol var mı soracağım.

Arabamda bulunan yolluk atıştırmalık bisküvi çikolata ikram ediyorum. Her zaman bulunan çocuk hikâye kitaplarından veriyorum.

Yörük çocuklarının boynunda ve ellerinde sapan lastikleri. İçimden tamam diyorum, kaleyi içerden fethettim. Bende kendi sapan lastiğimi alıyorum. İşim kolaylaştı.


Aile ile tanışıyorum. Yol tarifini alıyorum. Bazı yerlerde nevigasyon çalışmıyor. Asıl amacım kısa yoldan hedefime ulaşmak. Güzergâhımda başka Yörük obalarının olduğunu anlatıyorlar ve tek tek oba isimlerini veriyorlar.

Çocuklar bana Atatürk’ün Gençliğe Hitabını hep bir ağızdan koro halinde okuyorlar.

GAZİ HAZRETLERİNİN TÜRK GENÇLİĞİNE HİTABI

1- Bu gün vasıl olduğumuz netice asırlardan beri çekilen, musibetlerin intibahı ve bu aziz vatanın

2- her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk gençliğine emanet ediyorum

3-Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen.......


Bursa'da yayınlanan "Asri Çiftçi" gazetesinde Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi Orijinal hali.

        Toros Dağlarının zirvesinde Yörük çocuklarının Atatürk’ün Gençliğe Hitabı’nın az bilinen ve okunmayan ilk başlığı ile okumaları benim tüylerimi diken diken etti. Öylece kala kaldım. Burnumun direkleri sızladı.

        Obalarının hemen yanında ki su kaynağının girişinde ki taşa yazmışlar.

        “Ne Mutlu Türküm Diyen”

        Bir kere daha anladım ki Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Arkadaşlar gidip Toros Dağlarına bakınız;.....”  demekle ne kadar haklı imiş.



Gazi Hazretlerinin Türk Gençliğine Hitabı

Bugün vasıl olduğumuz netice, asırlardan beri çekilen musibetlerin İntibahı ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu neticeyi Türk Gençliğine emanet ediyorum.

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk İstiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici, bedbahtların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin.! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve cumhuriyetine kast edecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bir fiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleri ile tevhit edebilirler. Millet, fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!  

Ankara 20 Teşrinievvel 1927 Perşembe. Büyük Kongre Nutkunun sonu

Gazi Mustafa Kemal 20 Ekim 1927




        Yolumun üzerinde ki bir diğer Yörük obalarına doğru yola revan olmak üzere Atatürk hayranı aileye veda ediyorum.


İster inanın ister inanmayın!

Daha görmedim uzaktan seslerini duyuyorum. Birde kokularını. Durdum dinliyorum ve dağı taşı kızarmış et kokusu sarmış. Tamam, bir düğün şenliği var diye içimden geçiriyorum.

“Hadi hayırlı olsun, bahtları açık olsun, bir yastıkta kocasınlar” diye diye yürüyorum.

Birde ne göreyim; panayır, şenlik bir büyük otağ kurulmuş. Dağ taş Türk Bayrakları, Atatürk posterleri.

Bir Yörük Çadırı var ki, tam zirvede her yere hâkim. Sırtını Toros’lara dayamış. Yanı başında al bayrağımız. Köy ağası çadırı, Yörük obasının ağası.


Obanın yabancısı olduğum her halimden belli. Dikkat çekiyorum. Üç Yörük delikanlısı yanıma geliyorlar.

“Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, kısmetinizle beraber geldiniz. Sizi obamızın ağası ve aksaçlılar ile tanıştıralım. Onlara emanet edelim”  diyorlar.

Gördüğüm şu; obada ne kadar elli yaş üstü erkek varsa hemen hemen hepsi yanıma geldi, hoş geldiniz sefa getirdiniz dediler.

“İnsanlık, eski Mısırlarıyla, Yunanistanlarıyla, Romalarıyla ve bunlar bütün bedii eserleriyle ayağa kalksa........”  İşte Gazi Mustafa Kemal Atatürk’üm bir kere daha ileri görüşüyle yanımda şaha kalkmıştı.

İşte böyle; içimden tüm kalbi duygularımla “kaybolmayan kültürün asaleti, özünde saklıdır” diyorum. İçim burkuluyor.

Yörük çadırında, ev sahibesi teyzem sütün kaymağını alırken "Maşallah Maşallah Maşallah " diyordu.

Merak ettim neden böyle dediğini sordum.

"Komşularımın KANCIK KEÇİLERİNE nazar değmesin, sütleri kesilmesin, bol oğlaklı olsun  onun için derim" dedi.

Yaaaa Toros Dağlarının Yörük Kadınları böyle yürüyen vicdan, yürüyen irfan. Komşusundan gelen bir iki litre sütü kaynatırken dahi dilinden kalbinden duasını eksik etmiyor. Vicdan paylaşımı bumu dersiniz.

“Ne Mutlu Türküm Diyene”       

Kaynattığı süt ne mi oldu.... ?

Şerafettin GÜÇ
Karamanoğulları Tarihi Araştırmacısı Yazar











YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2019 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN