404 | Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

TAŞELİNİN DİLİ


“Yörüğün dilinden; Yörüğün nefesi ve sesinin güzelliği ile şivesini bilenler anlar.”  Şerafettin GÜÇ

Yedi senedir düzenlenen “Karaman İhsaniye Yörük Şenlikleri” 07. 07. 2019 Pazar günü Belkaya Pınarı bölgesinde coşkuyla kutlandı.

Bu sene Yörük çadırlarının düzeni ve katılım fazlalığı dikkatimi çekti. Pınarın hemen üst tarafındaki esnaf çadırları ise tarihe tanıklık edercesine canlılık içinde idi.

Öz Türkçe deyimle esnaflar “Trampa” işine daha çok rağbet ettiler. Bu ticaretin tarihi geçmişi yıllardır bu ve bunun gibi Yörük şenliklerinde ola gelen bir uygulama. Alanın da satanın da yüzü gülüyordu, memnundular.

Başka bir köşede dikkatimi çeken ise “müstamel” ticareti yapılması oldu. Bu yöntem hala Yörük kültüründe varlığını sürdürüyor.  Onlar da kendi aralarında el sıkışıp, birbirlerine  “Hayrını Gör” diyerek ayrılıyorlar.

Yörük çadırlarının hemen hemen hepsinin yanında ayran yayıkları kurulmuştu. Leziz ve bol köpüklü yayık ayranı, temiz bir şekilde ziyaretçilere ikram edildi. Uzun süredir görüşmeyenler bu şenlik bahanesi ile kucaklaşıp hasret giderdiler. Ayaküstü başlayan sohbetler grup grup devam etti.

Bu arada, alavere ve borç emanetleri senetsiz sepetsiz sahiplerini buluyordu. Yörüğün sözü sözdür. Yörük kültüründe nasıl söz verildiyse sözün gereği zamanında yapılır.  

Bambaşka memleketimin toprağı, suyu, havası
Neler tütmüyor burnumda paraköfte, bandırması
İlla da orda yenecek arabaşı, batırması
Kör olası zalim gurbet hasret koydun memlekete.

Tanıdığın öldüğünde cenazeye gidemezsin
Sanma ki emekliliğinde dönmek ister dönemezsin
Çok özlesen de görmek istediklerini göremezsin
Kör olası zalim gurbet hasret koydun memlekete.
Hayati Etci / Ermenek


Taşeli bölgesinin Yörük çadırlarının dumanları devamlı tüter de şenliklerde kebabını pişirdiği mangalının dumanı neden tütmesin? Etrafa yayılan et kokusundan canı çeken, kokusunu alan, dumanını gören seğirtip gelir, mangalın başına...
Yörük kültürünün dikkat çeken bir özelliği de “Okuntu” dağıtımıdır. Şenliklerde, güz döneminde yayla dönüşü gerçekleştirilecek düğünlerin davetiyelerinin özenle hazırlanmış “çıkılar” içinde sunulması görülmeye değerdi. Tüm kalbi duygularla içten söylenen “Rabbim bir yastıkta kocatsın” duaları, duyanların gözlerini yaşartıyor, bu samimiyet yürekleri titretiyordu.

“Yörüğün dilinden; Yörüğün nefesi ve sesinin güzelliği ile şivesini bilenler anlar.”  

Yörük çocukları kendi oyununu kendi kurar. Oyuncağını kendi seçer ve yapar. Bu dün de böyle idi, bugün de böyle. İşte bunun için çok severim Yörük çocuklarını. Bu yaratıcılık ve zekâ işaretidir.

Siper yok üstüne yağmurlar yağar
Alır helkesini malını sağar
Sütü yoğurt yapar yayığın yayar
Besler yavruların Yörük Kadını

Yaz gelir malıyla yaylaya çıkar
Hayatı çileli dişini sıkar
Tencere boş kalsa hükümet yıkar
Öyle vefalıdır Yörük Kadını

Ben Nadir'im Yörük Ana doğurdu
Bazen kuru ekmek verdi bazen yoğurdu
Tehlikeye girerse öz anayurdu
Erkekten ileri koşar Yörük Kadını

Örtü var başında eksiktir tacı
Yırtık ayağında naylon pabucu
Zarara varacak koyunun ucu
Koşarak çevirir Yörük Kadını

Bir pınar başına kurar kazanı
Külle yıkar bulamazsa ozonu
O da istemezdi böyle düzeni
Öyle sabırlıdır Yörük Kadını

Nadir Altun
Köselerli Köyü Mut/Mersin

Büyük göçlerle Anadolu’ya gelen ve göçebe hayvancılığa elverişli bölgelere yerleştirilen Yörükler; yeni doğan bebeğe ad verilmesi gibi bu yeni yaylak ve kışlaklarına, obalarına kendilerince yeni isimler vermişlerdir.

Devlet karışıklık olmasın, her grup bir özelliğine göre bilinsin diye Türk göçebelerini; şive, görünüş, yaşantı, gelenek hatta koyunu, keçisi, kilimi ve çadırındaki farklılığa göre Avşar, Türkmen diye ayırmış, bu ikisine tam benzemeyen obalara da Yörük adını vermiştir.

Yeni bir ad verme nedeni; tarihle bağını keserek, onlara devlet kurma, başkaldırma çağrışımı yaptıracak, geçmişten bir iz taşımaması içinidir.  

Sular seller gibi akdım
Ne var ne yok yıkıp yakdım
Ne daş dikdim ne mıh çakdım
Gurbeti ben mi yaraddım

Dosdlarımı hep araddım
Beti bengzi sararddım
Gözü göğülü gararddım
Gurbeti ben mi yaraddım

Dönüp geriye bakdım
Feleğe gafayı dakdım
Hasreti çileyi daddım
Gurbeti ben mi yaraddım
Bekir Sazak / Ermenek

Yıllardır değişmeyen şiveler kendi aralarında bozulmayan ses tonları ile karışıp gidiyordu bu Karaman İhsaniye Yörükleri içerisinde. Dakikalarca dinledim onların konuşmasını zevkle. Çocukluğuma gittim gittim geldim. Şenlikte sıkça duyduğum, dilimize ve kulağımıza çok uzaklardan çağrışım yapan şu kelimeleri not alabildim.

ADI BATASICA; Ölesice anlamında ilenç, beddua
AŞENE; Mutfak
AVAR; Sebzelerin ekildiği yer
BÖĞENEK; Önü kapalı su
CINNI; Biraz
ÇIBARMAK; Vurulmaktan ya da alerji yüzünden derinin kabarması, yanması
CIVDIRMAK; Şımarık bir tavır sergilemek / kafayı oynatmak
ÇOMÇA / ÇÖMÇE; Kepçe (özellikle ağaçtan yapılmış)
DÜLLÜM DÜDÜK OLMAK El alemin diline düşmek; duymayan kalmamak
GEBER OKUNA OĞRASIN! Ölsün anlamında ilenç, beddua
GAYRAK; Taşlı, verimsiz, yamaç yer
HORANTA – FORANTA; Aile, aile çevresi
HOBUÇ; Sırtta taşıma: ” Hobucunda çocuk var, eğilemiyor! ”
KESTEK BOYLU; Etine dolgun kısa boylu; tıknaz
ÖNGÜRDE; Orada
PEŞKİR; Havlu
SİYDİRMEK; Ayakta çiş yapmak
YAHI ELLERE KALASIN; Aşk olsun!

        Ellinde bir ot demeti sarımı sarı, köküyle birlikte bez parçasına sarmış teyzem eli böğründe tam karşımda duruyor. Bir anda dikkatimi çekiyor. Yanımdaki delikanlıya soruyorum. “Teyzenin elindeki ot nedir?” Delikanlı, hiç oralı olmadan “Calpa” diyor. Bir delikanlıya bakıyorum, bir sarı ota. Öylece kalıyorum. Bir kaç saniye sonra, “Ne işe yarar?” diye soruyorum. Hafifçe yönünü dönerek; büyük bir olgunluk ve nezaketle yanıtlıyor:
“Calba otunun genellikle çiçekleri, nadiren kök ve yaprakları kullanılır. Grip, şiddetli ateş, bronşit, idrar yapamama, mide rahatsızlığı, bademciğe iyi gelir. Kaynatılarak çay gibi içilir.”
İçimden “Kalk! Delikanlıyı alnından öp” diyorum. Sadece teşekkür anlamında sessizce elini sıkıyorum. Taşeli’nin delikanlısı! Helal olsun sana. 
            Arkamdaki bir yaşlı amca, kime dedi, bilmiyorum ama sesi az kızgındı: “Kavak gibi kösül emi.”

Kudretten yapılmış kale duvarı
Bir hoş efsanedir Firan Kalesi
Zamana saklamış birçok esrarı
Gizli hazinedir Firan Kalesi

Maraspolidendir suyun kaynağı
Sanki şol cennetin kevser ırmağı
Tapulayıp dikmiş şanlı bayrağı
Özel numunedir Firan Kalesi

Türküvaz gölüne Göksu çayına
Gören hayran kalır eni boyuna
Çıkan huzur koyar gönül payına
Hem de şahanedir Firan Kalesi

Torosların zirvesidir dağları
Dört mevsimde bereketli bağları
Vatan tapusudur hasta sağları
Dosta dostanedir Firan Kalesi

Seyyahiyem mühür vurmuş ecdadım
İnceleyip gördüm hep adım adım
İnanın yarıda kaldı muradım
Dilde teranedir Firan Kalesi

Abdullah Göktaş / Başyayla

            Sağlık, huzur, mutluluk, bereket temennileri ile bir sonraki Karaman Yellibel Yörük Şenliğinde buluşmak üzere Taşeli platosundan ayrıldım. Güze kadar Toros Dağları Taşeli ve Taşlık Kilikya Bölgesindeki yaylalarımızda bir başka Yörük Şenliğinde buluşmak üzere sevgi saygılar. 

“Herkes biraz ya Karamanlıdır; ya da Karamanoğullarındandır“


Şerafettin GÜÇ 
Karamanoğulları Tarihi Araştırmacısı Yazar 















YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

1 yorum:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2019 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN