404 | Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş



30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI  (BAŞKOMUTANLIK  MEYDAN MUHAREBESİ )  KUTLU OLSUN
BÜYÜK TAARRUZ OLANCA ŞİDDETİYLE DEVAM EDİYOR. AKŞAMA DOĞRU YUNAN ORDUSU DİRENCİNİ KAYBETMİŞTİR. YUNAN BAŞKOMUTANI TİRİKOPUS KURMAYLARIYLA BİRLİKTE BİR ÇALILIĞA GİZLENİR. KENDİ ATIDA VURULMUŞ VE KENDİSİNE EMANET BİR AT BULUNMUŞTUR. DURUM DEĞERLENDİRİLMESİ YAPILIRKEN TÜRK ORDUSUNA DİRENMEK, GERİ ÇEKİLEREK UZAKLAŞMAK (KAÇMAK), KAÇMANIN MÜMKÜN OLMAYACAĞI İÇİN TESLİM BAYRAĞINI ÇEKMEK.. BU SEÇENEKLERDEN TESLİM OLMAK ÖNE ÇIKAR. TRİKOPUS SONRADAN YAZDIĞI HATIRALARINDA BİR ÇOK GERÇEĞİ VE ENDİŞELERİNİ SATIRLARA DÖKMÜŞTÜR. 
TESLİM OLDUKLARI ANDA TÜRK ASKERİNİN HEPSİNİ ÖLDÜRECEĞİ FİKRİ HAKİMDİR. KENDİLERİ TESLİM OLMAYA FIRSAT BULAMADAN  TÜRK SÜVARİLERİ BU KOMUTA HEYETİNİ KUŞATIR VE TESLİM ALIR. HEMEN BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL HUZURUNA ÇIKARILIR. 
BAŞKOMUTANIMIZ, YUNAN KOMUTANINI GÜLER YÜZLE KARŞILAR, ONU TESELLİ EDERKEN "SİZ BİZİM MİSAFİRİMİZSİNİZ, ENDİŞE ETMEYİN" DER. BU KONUŞMA  YUNAN KOMUTAN İÇİN BEKLENMEYEN BİR İNSANLIK DERSİ OLMUŞTUR.
BOZULAN YUNAN ORDUSU GERİ DOĞRU GELDİKLERİ YERE GİTMEK ÜZERE,  KAÇMAYA, KAÇARKEN DE YAKIP YIKMAYA DEVAM EDER.
***********************************
BÜYÜK TARRUZA KATILAN KAZANCILI GAZİLERDEN ANILARA GÖZ ATALIM..
HATIRALARINI ÖNCEDEN YAYINLADIĞIMIZ KAZANCILI GAZİ Kasım Alisinin birliği, gündüzleri gizlenip, geceleri ilerleyerek, Yunan birliğinin hemen bitişiğine kadar yaklaşmıştır. Bir sabah, 30 Ağustos günü şafakla birlikte “ Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir.. İleri !!! “ emri verilmiştir. Toplar hep birlikte gürlemiş, ağır makineli tüfekler düşman mevzilerine mermi yağdırmış ve asker silahıyla “Allah, Allah” nidalarıyla saldırmıştır. Çok geçmeden, Yunan mevzileri dağılmış olup, bir tek Çiğiltepe mevzisi direniyormuş. Atatürk, bu birliğin Komutanı Albayı telefon başına çağırarak “ iki saat içinde karşı tepenin alınmasını emrediyorum “ demiştir. Aradan iki saat geçmesine rağmen tepe alınamamış ve telefonla, Komutan tekrar karargahtan aranmıştır. Telefon başına giden Albay, Başkomutan Mustafa Kemal ile görüşmüş ve “ emrinizi yerine getirememiş olduğumdan kendimi affetmiyorum, beni affedin “ dedikten sonra, telefon kapanmadan tabancasını şakağına sıkarak hayatına son vermiştir. Kasım Alisi, hatıralarında, bu olayı “ düşman elinden alınması geciken mevzinin komutanı Albay, kendi tabancası ile kendisini idam etti “ şeklinde kayda geçirmiştir. Bu intihardan birkaç saat sonra bu tepede ele geçirilmiş olup, Yunanlılar tam bir bozgun halinde geriye doğru dağılarak kaçmaya başlamışlardır. Bu Çiğiltepe savaşı ve intihar olayı başka kaynaklarda da aynen anlatılmakta olup, Kurtuluş Savaşımızın en trajik, fakat, Vatan savunması anlamında, en anlamlı, örnek olayı olarak kabul edilmektedir.
Yunan ordusu kaçarken, Türk Ordusu da peşinden kovalamaya başlamıştır. Bu kaçış ve kovalama İzmir’de, 9 Eylül günü sona ermiştir. Yunanlılar kaçarken, önlerine çıkan her köy ve kasabada katliam yaparak, yakıp yıkarak yol almışlardır. Manisa’nın bir köyüne geldiklerinde, öldürülmüş olan 35 kişinin üst üste yığıldıkları, insanların vücudundaki yağ tabasının erimiş olduğu ve ceset kokusundan ölüler yaklaşılamadığı hususları Kasım Alisinin hatıralarında yer almaktadır.
Ordu, İzmir’e ulaşmış ve Yunanlılar gemilerle kaçmayı sürdürmüşlerdir. Kasım Alisi, İzmir sokaklarında günlerce nöbet tuttuğunu anlatmıştır. Bu zaferden 18 ay sonra terhis ediliş ve zor bir yolculuktan sonra, baba ocağı Kazancıya tekrar sağ salim dönmüştür. 
***************************
KAZANCILI DEDELER SÜLALESİNDEN SÜLEYMAN OĞLU Ahmet (Şahin), Büyük Taarruz planlarının yapıldığı komuta çadırının çevresinde görev almıştır. Kazancı da 102 yaşında ölen bu gazimizin anlatımlarına göre, gece boyunca devam den kmuta çadırında sabah olduğunda aydınlatma için 120 tane mum yakılmış olduğu görülür. 
Kazancılı Emiroğlu İbrahim (Aydın) Büyük Taarruza katılmış, Yunan ordusunun peşinden İzmir'e kadar kovalamış, sokaklarda devriye gezmiş, Terhis edildiğinde ağaçlar çiçekken (ilkbahar) yürüyerek Ermenek/Kazancı ocağına ulaşmak için yola çıkmış, Kazancı'ya geldiğinde pekmez kaynatılıyormuş, yani Ekim ayındaymış.
Kazancılı Tekaütlerden Gazi Mustafa, Büyük Taarruz akşamı şehitler toplanmış ve bir alana yığılmış, içlerinden birinin hala nefes aldığı fark edilince hemen sağlık çadırına götürülmüş. Boyun damarından kılıç darbesi aldığı görülünce bu adam nasıl olurda bu saate kadar kan kaybından ölmez diye merak etmişler. Baş doktor geldiğinde anlatmışlar. Doktor Gazi Mustafa'ya nereli olduğunu, neler yeyip içtiğini sorar. Hemen sizin oralarda kara dut olurmu der, Mustafa çoktur, evimizin medüven dibinde kocakam dut ağacı var, yaz boyunca sabahlar ağaca çıkar aç karnına yeriz diye cevap verir. Doktor işte bu askerin kan kaybından bu saate kadar ölmemesinin sırrı budur , diye diğerlerini bilgilendirir.
*******************************
Kazancılı Gazi Molla Hasan, Adatepe taarruzuna katılır. Gündüzleri olduğumuz yerde uzanıp yatar ve karanlığı beklerdik. Akşam olunca sürünerek tepeye doğru ilerlerdik. Yemek gelmezdi, yerdeki yenebilen tanıdığımız otları toplar yerdik diye gözyaşlarıyla anlatırdı. Kazancı Yukarı mahallede çocukluk yıllarımızdan hatırladığmız bu dev gibi adamın yaz kış omuzundan yün dokuma poşusunu hiç eksik etmediği haliyle hatırlıyoruz. 
***********************
Kazancılı Gazi Süvari (rüzgar çavuş) Mehmet Çavuş, çocukluğumuzda komşumuz olması nedeniyle hatırlıyoruz. Savaşların hepsine katılmış, uçan süvari, rüzgarın oğlu gibi lakaplar takılmış, atının burnu yellendiğinde bir eğitim sırasında atını uzun süre durduramamış, bir sürüye dalan at koyunların yarısını telef etmiş. savaştığı yılların 12 senesi at üstünde gectiğinden kemiklerinin şekli değişmiş ve yürümesi zorlaşmış, yüzünde ve vücudunun bir çok yerinde kılıç yarası olduğu anlatılırdı. Allah hepsinden razı olsun. 
***************************
Kazancılı Gazi Hasan Ali (Tunca), 1918 yılında Şam'da konuşlu, Osmanlı 2. Kolordusu, 73. Alay, 3. Tb. 7. Bl. sıhhiye çavuşudur. Bu birliğin komutanı ise Gazi Mustafa Kemal'dir. Cephede yaralanır ve bir gözü kör olur.
****************
Kazancılı Gazi Dumbul Mehmet Efendi, Filistin cephesine katılıp sağ olarak dönebilen 850 kişiden biridir. Medrese eğitimi üstün dereceli olduğundan önce çavuş, sonra teğmen ve üsteğmen rütbelerini almış, Arapların İngilizlerle birleşmesi ve Osmanlı Ordusunu tümden esir alması üzerine esir edilmiş, Kahire zindanlarında yatmış, Kurtuluş Savaşına tertip edilmiş. Savaş bittiği halde köyüne hemen dönememiş, önce gaipliği sonra kendisi gelmiştir, Annemin babası (dedem) olduğu için 1951 yılında vefat etmiştir. Çocukluğumuzda rütbelerini ve kılıcını incelerdik, madalyası, hatıraları ve eşyaları hepsi kaybolup gitmiştir. 
***************************
Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) ve Büyük Taarruz gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu savaşı kazanan şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA veya YOK OLMAMA mücadelesi niteliği taşımaktaydı.
Kurtuluş Savaşının özü, Amasya Genelgesinde yer alan “ Milletin Bağımsızlığını yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır. “maddesinde ifadesini bulur.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, henüz Milli Mücadele başında, 19 Mayıs 1919 günü, Havza’da halka hitabında, “ sessiz, durgun ve başı eğik kalmayın, uyanınız, Milli bağımsızlığımızı çiğniyorlar, haklarınızı savunmak için birleşiniz. Düşman karşısına dikiliniz. Toplantılar yapınız. Sesinizi duyurunuz.. Bütün dünyaya “ Ben Türk’üm, bağımsızlık bana Atalarımdan miras kaldı. O’nu sana veremem “ diye haykırınız “ demiştir.
Başlangıçta, “ Ya istiklal, Ya ölüm “ parolası ile başlamış olan mücadele, “ Ne mutlu Türküm diyene “ ilkesi ile MİLLET olma yolunda başarıya ulaşmıştır. Atatürk, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz, Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” demiştir.
Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve bu savaşı kazanan şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA veya YOK OLMAMA mücadelesi niteliği taşımaktaydı.
Kurtuluş Savaşı sırasında, TBMM görüşmelerinde, seferi stokların azalması üzerine, cephedeki erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5 adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir.


Bir sabah, 30 Ağustos günü şafakla birlikte “ Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir.. İleri !!! “ emri verilmiştir. Toplar hep birlikte gürlemiş, ağır makineli tüfekler düşman mevzilerine mermi yağdırmış ve asker silahıyla “Allah, Allah” nidalarıyla saldırmıştır. Çok geçmeden, Yunan mevzileri dağılmış olup, bir tek Çiğiltepe mevzisi direniyormuş. Atatürk, bu birliğin Komutanı Albayı telefon başına çağırarak “ iki saat içinde karşı tepeninalınmasını emrediyorum “  demiştir. Aradan iki saat geçmesine rağmen tepe alınamamış ve telefonla, Komutan tekrar karargahtan aranmıştır. Telefon başına giden Albay, Başkomutan Mustafa Kemal ile görüşmüş ve “ emrinizi yerine getirememiş olduğumdan kendimi affetmiyorum, beni affedin “ dedikten sonra, telefon kapanmadan tabancasını şakağına sıkarak hayatına son vermiştir. Bu intihardan birkaç saat sonra bu tepede ele geçirilmiş olup, Yunanlılar tam bir bozgun halinde geriye doğru dağılarak kaçmaya başlamışlardır. Bu Çiğiltepe savaşı ve intihar olayı başka kaynaklarda da aynen anlatılmakta olup, Kurtuluş Savaşımızın en trajik, fakat, Vatan savunması anlamında, en anlamlı, örnek  olayı olarak kabul edilmektedir.

Yunan ordusu kaçarken, Türk Ordusu da peşinden kovalamaya başlamıştır. Bu kaçış ve kovalama İzmir’de, 9 Eylül günü sona ermiştir. Yunanlılar kaçarken, önlerine çıkan her köy ve kasabada katliam yaparak, yakıp yıkarak yol almışlardır. Manisa’nın bir köyüne geldiklerinde, öldürülmüş olan 35 kişinin üst üste yığıldıkları, insanların vücudundaki yağ tabasının erimiş olduğu ve ceset kokusundan ölüler yaklaşılamadığı gazilerin hatıralarında yer almaktadır.
***************************************

Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) ve Büyük Taarruz gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliği taşımaktaydı.

Kurtuluş Savaşının özü, Amasya Genelgesinde yer alan “ Milletin Bağımsızlığını yine Milletin azim ve kararı kurtaracaktır. “maddesinde ifadesini bulur.

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, henüz Milli Mücadele başında, 19 Mayıs 1919 günü, Havza’da halka hitabında,   sessiz, durgun ve başı eğik kalmayın, uyanınız, Milli bağımsızlığımızı çiğniyorlar, haklarınızı savunmak için birleşiniz.  Düşman karşısına dikiliniz. Toplantılar yapınız. Sesinizi duyurunuz.. Bütün dünyaya “ Ben Türk’üm, bağımsızlık bana Atalarımdan miras kaldı. O’nu sana veremem “ diye haykırınız “ demiştir.

Albay Reşat Bey kimdir? Reşat Çiğiltepe, Türk asker. Büyük Taarruz sırasında Çiğiltepe'yi söz verdiği saatte alamaması üzerine intihar etmiş ünlü komutandır Adını Türk edebiyatında sıkça duyduğumuz Ziya Paşa‘nın oğlu olarak İstanbul’da doğan Albay Reşat, 1896 yılında Harp Okulu’nu bitirmiş ve Türk’ün kurtuluş mücadelesi verdiği bir dönemdeki birçok savaşta başarıyla savaşmıştır.Önce Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nda, sonra Birinci Dünya Savaşı’nın Çanakkale cephesinde, sonra ise Muş ve Bitlis’in düşman işgalinden kurtuluşunda çok büyük başarılar gösteren Albay Reşat, Mustafa Kemal Paşa‘nın takdiriyle birlikte madalyalar kazanmıştır.1918'de İngilizlere esir düşen Reşat Bey, daha sonra esaretten kurtulur kurtulmaz Aralık 1919'da Milli Mücadele'ye katılmak üzere İnebolu'dan "İstiklal Yolu" üzerinden Ankara'ya geçmiştir Reşat Bey, Mustafa Kemal Paşa tarafından 11. Kafkas Tümeni (sonradan 21. Tümen) Komutanlığı'na getirilmiştir. Yarbay rütbesi ile İnönü ve Sakarya muharebelerine de iştirak eden ve olağanüstü performans gösteren Reşat Beye, son olarak 57. Alay Komutanlığı görevi verilmiş; bizzat Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından, Büyük Taaruzun ikinci gününde, muharebenin ve de ülkenin-ulusun kaderini etkileyecek en kritik mevkide yeralan -Sincanlı Ovasından Dumlupınar'a kadar tüm yolların önündeki en stratejik engel olan- Çiğiltepe'yi düşmandan temizlemesi emredilmiştir. Çiğilitepe Vakası Ne var ki, bu tepenin onemini çok iyi bilen Yunan Başkomutanı Trikopis ise, en zinde kuvvetlerini, üstün ateş gücüyle bu tepeye yığmış; tahkimatı tamamlamıştır. İşte, gerisini resmi kayıtlardan okuyalım: Saat 10.30 27 Ağustos 1922 sabahı 57. Alay bu tepeyi kuşatmış, saat 10.30'da Mustafa Kemal telefonda komutana; '' Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız? '' '' Komutanım, yarım saat sonra alacağız. '' '' Başarılar diliyorum. '' Saat 10.45 Mustafa Kemal (10.45): ''Düşmanın halen direndiğini görüyorum. Gözümüz o tepede, çok önemli. ''Komutanım tepeye düşman bir tümen yığmış direniyorlar. Ama alacağız komutanım, mutlaka alacağız.'' Saat 11.00 Mustafa Kemal (11.00): ''Reşat Bey’i istiyorum.'' ''Komutanım Reşat Bey size bir mesaj bırakarak intihar etti. Okuyorum, komutanım: Yarım saat zarfında bu tepeyi almak için söz verdiğim halde sözümü yapamamış olduğumdan dolayı yaşayamam komutanım.'' Mustafa Kemal’in gözlerinden yaşlar boşanır: ''Allah rahmet eylesin, Reşat Bey büyük bir vatanseverdir'' Saat 11.45 11.45’te Başkomutanın telefonu çalar: "Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası’na doğru kaçmaktadır, arz ederim." 45 Dakikalık gecikme için canından vazgeçebilecek kadar sözüne bağlı ve şerefli bir vatanseverdir. İnsanın göz pınarlarındaki yaşın akmasına engel olamadığı, tüyler ürperten bu olayın kahramanı Albay Reşat, tepenin ele geçirilmesindeki 45 dakikalık gecikme için canından vazgeçebilecek kadar sözüne bağlı ve şerefli bir vatanseverdir. Milletini bir aile, vatanını bir ocak bilen bu yürekli kahraman vatanının geleceği için yaptığı onlarca hizmeti bile yeterli görmeyip, 45 dakika geciken zafer için kendini cezalandırmıştır. İşte Türk askeri böyledir. Kuşkusuz kahramanlık dolu yaşamı dolayısıyla Tanrı‘nın da sevdiği bu nefer, Türk Ulusu’nun şeref timsalidir. Sonrasını Başkomutan Mustafa Kemal Paşa şöyle ifade eder: ''Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastgelinmemiştir. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir. Burada şehit olan kahraman evlâtlarımızı minnetle anıyorum, ruhları şâd olsun....
**********************************************



Başlangıçta, “ Ya istiklal, Ya ölüm “ parolası ile başlamış olan mücadele, “ Ne mutlu Türküm diyene “ ilkesi ile MİLLET  olma yolunda başarıya ulaşmıştır. Atatürk, “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz,  Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti denir” demiştir.



Kurtuluş Savaşı (Milli Mücadele) gerçeği, Türk Milleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti  ve  bu savaşı kazanan   şehitler, gaziler ve tüm vatandaşlar için, bir zaferden öteye, bir VAR OLMA  veya YOK OLMAMA  mücadelesi niteliği taşımaktaydı.

Kurtuluş Savaşı sırasında, TBMM görüşmelerinde, seferi stokların azalması üzerine, cephedeki erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5  adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir.

Türklere kefen biçenin ölümü korkunç olur.
Bilinmeyeni öğrenmeye çalışmak varlığa değer katar.
“Tarih itiraz kabul etmez, bir şekilde ispat etmiştir ki, büyük meselelerde muvaffakiyet için kabiliyet ve kudreti sarsılmaz bir reisin mevcudiyeti lâzımdır.” M. Kemal Atatürk
Büyük kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal şu şiirinde insanlığa neleri anlatmıyor ki, ….!
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu,
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak.
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
Yalan tarihi gömüp doğru tarihe giden
Asya’nın ortasında Oğuzoğulları,
Avrupa’nın Alplerinde Oğuzoğulları.
Doğudan çıkan biziz,Batı’da yine biz.
Nerede olsa,nede olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar, kendilerini bilseler
Biliniz o zaman ki, hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde.
Dünya o zaman görecek
Hakikat nerede, hakikat nerede!

Türk’e son yoktur. Çünkü; sonsuzdur, aşktır.
“Aşk: cümle mevcut varlıkların ve ilimlerin evvelidir.
Zira aşkın evveline başlangıç bulamadılar.” (Niyazi-i Mısri Divanı, s. 8 sadeleştiren Hakkı Özsoy, Konya)

Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferinin Başkomutanı, Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ü,   sevgi, saygı ve özlemle, sonsuz Rahmetle, şükran ve minnet duygularımızla anıyoruz. Vatanımızın işgalden, Milletimizin esaretten kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu,  çağdaş medeniyetlerin üzerine çıkma ülküsünün öncüsü ve lideri, eşiz bir Komutan, Çağdaş bir devlet adamı,  barışsever, Milliyetçi, dil, tarih ve kültür ile yaşamda  ilmin ışığını işaret eden, diplomat, siyasetçi, araştırmacı, hatip ve düşünce adamı  özellikleriyle, dünya milletlerine örnek olmuş, bir çok devlet adamı ve bilim insanının övgülerine  mazhar olmuş bir önder olarak, bizim için yaptıklarını saymak yerine “ Atatürk, bizim için neler yapmadı ki” diyerek özetleyebiliriz.
Derleyen ; Av. Naci SÖZEN  (Em. Hv. Kd. Alb.)
YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2019 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN