M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

SBİDE’NİN MİSAFİRLERİ - 1


Ağustos sıcağının yerini Eylül’ün sarı sıcağına bıraktığı ilk gündü bugün. Günlerden Cumartesi.

1 Eylül 2018 Cumartesi sabah saat 09.01 de köy kahvecisi Osman, telefonumu çaldırdı. Lakin telefonumun bulunduğu mekâna ulaşıncaya kadar çağrı sesi bitmişti.

Hemen dönüş yaptım. Osman, kahvede tanımadığı top sakallı iki kişinin beni sorduğunu ve kahvede beklediklerini belirtti. Aklıma ilk gelen Sbide hakkında araştırma yapmaya gelen ve şahsım hakkında da bilgi edinmiş kişiler olabileceği idi. Beni tatil gününde resmi bir yerlerden arayabilecek birileri olmadığını düşündüm. 2001 yılından bugüne kadar internet ortamında ve gazetelerde Sbide hakkında yayınlar yapmış, 2015 yılında Sbide Antik Kenti – Yukarı Çağlar kitabını yazmıştım.  2018 yılında da Sbide Tarihi adlı kitabımı basım aşamasına getirmiştim. Mutlaka buraları görmek öğrenmek isteyen birileridir yorumunu yaptım kendimce.
Taşeli yöremizin bilinmeyen ama oldukça önemli ve surlarla çevrilmiş, şehirde kurşun borularla su dağıtım şebekesi, fırınlar, hamamlar ve en önemlisi İmparator Zenon’un ikamet ettiği saray ve tahtın yapışmış olduğu bir kenti tanıtma çabası içindeydim.
Hazırlanıp, hemen Kahveci Osman’ın kahvehanesine indim.
Osman’ın kahvehanesinin süper bir seyirlik terası var ki, dışardan gelen tüm misafirler Ermenek Vadisini arkalarına alarak özçekim yapmaktan kendilerini alamazlar. Vadiyi izleyen misafirler cennetten bir bölümü izleme hayranlığı eşliğinde Kahveci Osman’ın hazırlayıp getirdiği Türk Kahvesini höpürdeterek içmenin keyfini yaşarlar.
Kahvehanesi terasına varınca selam verip beni soran simalara yöneldim. İki kişi terasın en uç köşesindeki masanın etrafına oturmuşlar çaylarını yudumluyorlardı.  Beni görüp hemen ayağa kalkan ve Karamanoğulları hakkında en az beş adet kitap yazan değerli abi ve dost Şerafettin Güç Bey hemen “İşte Hocam geldi.” Diyerek gülümsedi.
Diğer misafirimizi ilk defa görüyordum. Şerafettin abi ile kucaklaştık.
Hoş geldiniz dedikten sonra Şerafettin abi hemen yanındaki misafiri tanıttı. Misafirimiz Anadolu Ajansı Müdür Yardımcılığından emekli olmuş ve Karaman Uyanış Gazetesi yazarlarından ve Ahmet Tek Bey olduğunu ifade etti. Tokalaştık, hal hatır sorduk. Karşılıklı gülümseyişlerimiz hemen ısınmamızı sağladı.
Şerafettin abi hangi amaçla geldiklerini anlattı. Sohbet devam ederken çayları tazelettim. Osman’ın kahve terası köylü hemşehrilerimiz tarafından dolmaya devam ediyordu.
Ahmet Bey, bal bulup bulamayacağımızı sordu. Daha bir gün önce arıcılardan edindiğim bilgiye göre satışa sunulacak balın bulunmayışı dile getiriliyordu. Arıcıların beyanlarını aktarıp bitirmiştim ki terasa arıcı Mehmet Çüldür gele düştü.  O da misafirlere “hoş geldin” dedikten sonra hemen müdahale edip balının bulunup bulunmadığını sordum.
Ne kadar lazım olduğunu sordu ve bir çıta denilince onu sağlayabileceğini belirtti.
Misafirleri eve götürüp kahvaltı yaptırmam ondan sonra gezilecek yerlere gitmemiz gerektiğini düşündüm ve evime gelmeleri bir çay kahve içmelerini dile getirdim. Asıl amacım ise kahvaltı yaptırmaktı.
Bizim eve giderken yol üstü arıcı Mehmet Çüldür’den bir çıta balı da alıp evime yöneldik.
Geniş balkonumdaki koyu gölgesini ikram eden üzüm asmamın altındaki sandalyelere ve divana oturduk.  Balkondaki masa üzerine eşim hemen kahvaltı soframızı hazırladı. Hem kahvaltı, hem sohbet ettik.
Şerafettin Beyle daha önceden tanışıyorduk sohbet ettikçe Ahmet Beyle de samimiyetimiz artıyordu. Sohbetimizde daha önce de köyümüze geldiğini anlatımında sezdim. Aynı anlatımı yazmış olduğu “Arılar ve İnsanlar” adlı yazısında okudum. Hikâyeyi bir yerden tanıyordum. Nereden tanıdığımı sona bırakacağım. Ahmet Tek Bey şöyle diyordu yazısında;
Ermenek‘ in Güneyyurt beldesinde yürüyerek ulaşılabilen bir tepede (Yukarı Çağlar’dan söz ediyor), belki bir dönümü ancak bulan bir koyakta nohut ve fasulye yetiştiren bir kadın ne aklımdan çıkıyor, ne gözümün önünden gidiyor.
    Sırtında bir çuvalda taşıdığı tohumları, kilometrelerce ötedeki araziye eken, onları yine orada hasat edip temizleyen, 8-10 çuval dolusu ürünü hiç yüksünmeden yine sırtında evine götüren kadını ben gördüm.
   50 yaşındaki bu ana, ne yaptığı işten şikayetçi ne hayatından. Özürlü oğlu olmasa dünyanın en mutlu insanı.
   Bir film karesinde başlangıç veya final olacak görüntüyü aktaramam. Ama şöyle anlatmaya çalışabilirim:
Keklik gibi seken, elindeki iki taşı küçük kız çocukları gibi havaya atan ve yakalayan, dik bir yoldan  arada bir ayak değiştirip hoplaya zıplaya giden, vücudunda bir gram bile yağ olmadığına kanaat getirdiğim bu kadını siz hangi ölçülere göre değerlendireceksiniz.
   Alışverişte yorulmaktan yakınılan, eve alınan  yiyecekleri taşımaktan şikayet edilen günümüzde,  “Yukarı Çağlarlı” bir ana, hayat dersi veriyor. Benim bir saatte inebileceğim tepeden, 10 dakikada aşağıya ulaşıyor.”
Ahmet Beyin yazısında ve sohbetinde de dile getirdiği kadın köyümden ve tanıdığım bir inşadı. İlkbaharda köye gelişimde aynı kadın “Geçen yıl Keben’de yayladan geliyordum iki kişi seni ordular. Ellerinde fotoğraf makineleri vardı. Resmimi çekmek istediler. Tanımadığım bir kişi benim resmimi nasıl çekermiş? Çektirmedim.” demişti.
Bende olayı kahvaltı masamızda dile getirdim. Gülüştük. Olaydan nasıl etkilendiklerini kısa bir zamanda iniş aşağı öyle ne çabuk indiğine dair hayretlerini anlattılar.
Allah’ın biz insanlara sunduğu nimetlerden misafirlerimize ikramda bulunduk, kusurumuz oldu ise de affola. Kahvaltı sonrası duvardaki bazı nesneler, kapılar vs. misafirlerimin dikkatini çekince hemen fotoğraf makinelerini ellerine alıp deklanşöre basmaya başladılar. Derken bazı nesneleri de kendim ortaya koyarak resimlemelerine imkân tanıdım.
Evimin bir odasını süsleyen “Belge” olarak tabir ettiğimiz antika yüklüğü görmelerini sağladım. Hemen resimlediler. 1940’lı yıllarda Karaman Hapishanesinde yapılmış el yapımı ağaç şekerliği gösterdim. Şekerliğin bir çivi dahi kullanılmadan çeyiz sandığı tarzında yapılmış olduğunu gördüler. Hemen resimlediler.
Kahvaltı sonrası Yukarı Çağlar’da gezilip görülecek yerlerimizi görmek için harekete geçtik. Yeni Camii önüne vardığımızda Şerafettin Beyin dikkatini bank üzerine oturmuş yaşlı anneler çekti. Şerafettin Bey de hemen yanlarına oturuverdi.  Sıcakkanlılığı sayesinde yaşlı annelerle hemen iletişim kurunca Ahmet Bey de fotoğraf makinesinin deklanşörüne bol bol dokundu. Çekilen resimlerin birçoğunun sanatsal değerinin yüksek olacağından eminim.

Devamı Var

Not: Yazı içeriğinde bahsettiğim resimler bu resimler değil. Şerafettin Beyin arşivinde olan resimlerden söz ediyorum.
Durmuş Ali ÖZBEK
durmusaliozbek@hotmail.com
















YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

1 yorum:

  1. Hocam kalemine yüreğine sağlık, keyifle okudum. Hoş anılar. Bazen imreniyorum sana ve yaşadıklarına.

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com