M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

GÖKSU’YU ÖZLEYECEĞİMİ NERDEN BİLİRDİM?



DARÜŞŞAFAKALI  YILLARIM-2

İlk günler, ilk haftalar, ilk aylar…

Tamam sevine sevine, İstanbul İstanbul diye koşup geldim ama…

Sınıf arkadaşlarımın çoğu büyük şehir merkezli ve çoğu da İstanbul’lu… Konuşmaları, giyim kuşamları, şakaları, damak zevkleri, zekaları (algılamaları) bile farkılı geldi bana. Aralarına giremiyordum, köşelerde bucaklarda sinip uzaktan onları izliyordum.

Kozoluk’taki söğüt ağacını, altında  bir oluktan şırıl şırıl akan suyu, gürül gürül şarıldayan dereleri, Yassıkaya’dan Doğu’ya dönüp Kaledibi’nden bağarasına inen köhne damları, evleri ; Güney’e dönünce yemyeşil bağları ve ta uzakta yılan gibi kıvrıla kıvrıla akan Göksu’yu  özleyeceğimi nerden bilirdim.

Nerden bilirdim Değirmenlik Camisinin yanındaki yolda ve köprüde yatan , İlkbahar ve Sonbahar’da sahilden yaylaya, yaylalardan sahillere göçerken , bizim oralara uğrayan Yörüklerin develerini özleyeceğimi… Nerden bilirdim o değirmenlerde öğütülen unların, bulgurların mis kokularını özleyeceğimi…

Kenarlarda köşelerde ağla babam ağla, ağla anam ağla  hasretten. Yatağa gir, yastık sırılsıklam olsun gözyaşlarıyla, bir de şehirli şımarık çocuklar ( ilk dönemlerde hepsini öyle görüyordum) dalga geçmesin diye içine ata ata, dişlerini sıka sıka….

“ Bir bok mu vardı İstanbul’da, ellerin İstanbullarında, Darüşşafaka’sında ne işin vardı” diye kendi kendime arabesk işkenceler yapıyorum, kafamı ıssız bahçelerin köşelerinde,  loş uzun koridorların diplerinde, duvarlara vuruyorum. Ha bir de Ermenek güllük gülistanlık, güneşli, İstanbul’un havası da hep puslu,yağışlı, kapalı… Bu memleketin herşeyi mi karanlık, suratsız arkadaş…

Aşağıda, o günlerde yazarak içimi döküp avunduğum, bir şiirimi  bulacaksınız.

ELVEDA

Yeşil Ermenek sensiz kalıyorum,
İstanbul diyarında seni arıyorum.
Senden mahrum kaldım ağlamaktayım,
Hey yeşil Ermenek elveda ediyorum.

Şırıl şırıl akardı güzel suların,
Bakmasına,gezmesine doyulmazdı
Maraspoli’nin, Kirsönü’nün, Kale’nin.
Hepsine hasret kaldım, elveda ediyorum.

Yassıkaya’yı, Deliklikaya’yı gezerdim.
Mezarlıklarda bir fatiha ihsan ederdim.
Şimdi artık o günlerin hayali içindeyim.
Artık hepsine elveda ediyorum.

Hayatımı kazanmak için hasret kalıyorum.
Yeşil Ermenek’e, anneme, babama
Öğretmenlerime ve arkadaşlarıma,
Elveda ederek, yavaş yavaş ayrılıyorum.

18 Eylül 1966


Anam da Ermenek’te ağlarmış hep, delirecek diye korkmuş akrabalar, tanıdıklar… Babam tabi erkek, çaktırmadan , kimseye belli etmeden ağlarmış ama ne yapsın. Üstüne üstlük bir de akrabalar babama kızıp, çıkışıp, bağırıp küsmüşler mi ?

-           Bir çocuğu okutamadın da saldın gurbetlere… Bu kadının hali nice olacak, gitti! Fadimemiz gitti, dellenecek zavallı.. Yazıklar olsun sana!
Diye söylenip, babamı daha deli etmezler mi ?

İşte böyle haftalar, aylar, yıllar geçti.. Kendimi şiirler yazarak avutmaya çalışırdım. Türkçe öğretmenim Melike Doğramacı,  bunu farketti şiirlerimi ve sınıfta okuturdu. Beni severdi, saçlarımı okşardı. Ben de;  “gariban , kafasız, aptal , saf değilmişim, demek ki iyi bir şey yapabiliyormuşum, beni de sevebiliyorlarmış’’ diye sevinirdim.

Dersler mi…

Ne sınıf arkadaşlarımı anlayıp onlarla, ne de dersleri anlayıp derslerle ilişki kurabiliyorum haftalarca…

Okulda askeri disiplin vardı. Geçer not 100 üzerinden 55 ti. İki dersten fazla ikmale kalma hakkın yoktu. Sınıfta kalma hiç yoktu. Disipline aykırı bir suç işlediğinde de haydi güle güle… Okuldan atılırsın, nereye gidersen git.

Peki atılırsam ben nereye gidecektim ?

Ermenek’e, ya berbere ya da terziye, haydi koş dükkanı, dükkanın önünü süpürmeye, ustanın evine ustanın aldığı birşeyleri götürmeye…   Sonra askerliğe kadar sürt böyle, askerlikten sonra baban sana bir dükkan açabilecek mi, nerdeeee ?

Var mısın, haydi söyle..

Korktum Ermenek’e dönmekten, bir de ele güne karşı ne diyecektim, akrabaların yüzlerine nasıl bakacaktım.  ‘’ A bak, Güzveli Memedin oğlu okuyamamış, okuldan atılmış da gelmiş. Ne işin vardı be oğlum oralarda, güccük boynunun ölçüsünü aldın mı, bugüne kadar kim gitmiş İlkokuldan sonra öyle böyyük okullarda okumaya da, sen niyetlendin a be akılsız çocuk ?’’   demeyecekler miydi ?

Başladım çalışmaya ama zor… Etüdlerde bildiğim kadarıyla pür dikkat, yatakhanede herkes uyurken kendimi çimdikleyerek uyanık durup nöbetçi öğretmen de gittikten sonra tuvaletlerde pis kokular içinde ayakta, hafta sonları açık bir sınıf bulursam sınıfta veya kütüphanede çalıştım da çalıştım, çalıştım da çalıştım…

Ama diğer arkadaşlar benim kadar çok çalışmadan  70-80 alırken ben 50-60 bilemedin 65 alabiliyordum.  Bilmem neden.

Hazırlık -1 sömestir tatilinde babam geldi aldı götürdü Ermenek’e ve geri getirdi. Galiba notlarım 45 civarıydı.

Öğretmenlerimizden Hayrettin Cete, babamı görünce “ Yazık çok uzaklardan gelip gidiyorsunuz, boşuna, bu çocuk başarılı olamaz” demiş. Bizimle hep İngilizce konuşan Cete, babamla nasıl olduysa Türkçe konuşmuş ve babam çok üzülmüş.

Hazırlık -1 ‘in sonu geldiğinde ortalamayı yükseltip galiba 57 ( sadece İngilizce dersleri elbette) ile geçtim.




YAZARIN TÜM YAZILARI>>

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com