M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

HAFTALIK HARÇLIĞIM 2,5 LİRA



DARÜŞŞAFAKALI  YILLARIM-4

Babamın artık yaz veya Şubat tatillerinde gelip alması olmadı.

Konya’lı benden 3-4  sınıf önde  Osman Alpsoy diye bir ağabeyim vardı. Onunla Konya’ya kadar gidip gelmeye başladım Konya’dan da Ermenek otobüsüne biniyordum. Konya’da halamlar vardı. Onlarda 1-2 gece yatardım.

Hep otobüs tutar ya beni. Bir keresinde, Osman Abiye söylemişim, içirmiş mi bana 2 tane araba tutmama hapı birden , belki de biraz açken. Ayılıp bayılmış mıyım, apuk sapuk konuşmuşmuyum ….  Korkmuş, telaşlanmış. Ne yapsın, ben 12 yaşındayken o da 15. Sabaha karşı Konya’da  sabah Garaj’da inip serin temiz havayı içime çekince normalleşmeye başlamışım. Peki tuvalet ihtiyacımda acaba  ne yaptım, o ne yaptıii ,vallahi sormayı unutmuşum. Evlerine götürdü, SSK’da çalışan annesiyle kahvaltı yaptık ve sonra beni Ermenek otobüsüne bindirdirmişti, iyileştiğimden emin olunca.

Babam bana ayda 10 lira kadar harçlık gönderebiliyordu mektupların içinde. Dayım Almanya’daydı. O da zarfın içinde 10-20 hatta bazen 50 marklar gönderirdi . Dayım para gönderirse, babama mektupta  yazardım, ona göre para gönderirdi.

Haftalık harçlığım 2.5 liraydı. 75 kuruşu ile Şehzadebaşında, birinci mevkide, en önde sinemaya giderdim. Bu yüzden olacak, gözlerim bozuldu ve Orta-II den itibaren miyop gözlüğü takmaya başladım. Belediye otobüsüyle Sirkeci’ye gider gelirdim, babamla oraları öğrenmiştim ya. Gülhane parkına gider, hayvanat bahçesinde hayvanları izler, ileriye Sarayburnu’na gider Boğaz girişini, Harem ve Selimiye Kışla’sını seyre dalardım, Sarayburnu’na çarpan sert dalgagaların sesini işitirdim.Pasom vardı ve otobüs 25 kuruştu.  25-50 kuruşluk ta canımın istediği çekirdek-leblebi gibi birşeyler alırdım. Kalan paralardan da , kalem-silgi-defter ihtiyacımı karşılardım. Okul sadece tüm kitaplarımızı verirdi. Yılda bir takım elbise ve iki yılda bir de kaban verirdi.

Sınıf ve okul arkadaşlarımdan çoğunluğunun maddi durumu benden iyi gibiydi. Onlar kantinden alışveriş yapabiliyorlardı, çukulata, bisküvit gibi yiyecekler ve içecekler alabiliyorlardı. Günler geçtikçe öğrenebildiğime göre ana-babalı olup, İstanbul’da evi olan, geçim zorluğu çekmeyen esnaf ve memur  çocukları da vardı…  Anne veya babası veya anne-babası da olmayan öksüz ve yetimler vardı ama babaları binbaşı veya astsubay veya resmi memurken  vefat etmişlerdi ve babalarından kalan maaşla geçinebiliyorlardı. Maddi imkanları olan dedeleri tarafından  büyütülüp bakılıyorlardı. Elbette bu arkadaşlar zengin olup lüks şatafat içinde yaşamamış ve yaşamıyorlardı ama orta halli , fakirliğe yakın bir yaşamları vardı. Özetle yokluk içinde değildiler.

Hazırlık II ‘yi de ikmale falan kalmadan geçtim ve yaz tatilinde Ermenek’e gittim ve sonbaharda, Eylül’de yine Darüşşafa’ya  döndüm.  Yine aramızdan ayrılanlar ve özellikle samimi olmaya başladıklarımdan bazılarını göremeyince yine hüzün.

Konyalı Osman Ağabey beni Halk Müziği korosuna aldı.  Sosyalleşmeye başladım, arkadaşlarıma ve ortama uyum sağlamaya başladım.

Bazı hafta sonları sık sık olmamakla birlikte babamın arkadaşları Ahmet Amca ve Sabri Amca’nın evlerine gitmekle birlikte arkadaşlarım ve Melike Doğramacı Hoca da evlerine davet ederlerdi. Sınıf arkadaşlarımdan aslen Karamanlı olan Yahya’nın Kocamustafapaşa’daki,  Nüvit’in, Beşir’in Fatih’te okula yakın sıcak yuvalarına, evlerine gittiğimi, ikramlarını bugün gibi hatırlıyorum. Orta III’ten sonra bu gelip gitmeler bitti, pek aramıyordum ev sıcaklığını artık belki.

Orta I ‘de bitti ve ver elini memleket. O günlerde yazdığım bir şiiri, aşağıya koymak istiyorum

ERMENEK

Sana Keben’den bakıyorum uzun uzun,
Ta uzaklardan parlayışını görüyorum ışıl ışıl Göksu’nun,
Hafif hafif gözlerimi gezdiriyorum bağlara,
İlham alıyorum bakarak, yelpaze kavaklara.

Derelerinin hoş şırıltılırını dinliyorum.
Yollarından kalkan toz bulutlarını görüyorum.
Etrafındaki kuşlar bana şarkı söylüyor,
Bütün güzelliklerin ayağa kalkmış selam veriyor.

Esiyor devamlı hafif serin rüzgar arkamdan,
Getiriyor içinde binbir türlü koku çıplak yaylalardan.
Bir ana gibi kucağına almış seni yalçın kayalar,
Eski bir uygarlığı anlatır içindeki mağaralar.

Karıncadan farksız çalışıyor insanların  gece gündüz.
Hepsi diyor ‘’ Ermenek’im yapamayız biz sensiz’’.
Yaz geldi, çekiyorsun bizi bağrına,
Aylardan sonra yine koşup geldik sana.

30 Haziran 1970

Yukarıdaki şiirle, Ermenek’te bir şiir yarışmasına katılmıştım. Şiirim beğenilmiş, dereceye girmiş ve yaz tatilinde düzenlenen bir organizasyonda, o zaman Diyanet İşleri Başkanı olan veya Devlet Başkanı olan Ermenekli Lütfü Doğan’ın elinden, ödül olarak bir kitap almıştım.

YAZARIN TÜM YAZILARI>>


YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com