M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

İŞ HAYATIM : İZMİT- KOCAELİ


İZMİT- KOCAELİ

Kasım başında, ailem Konya’da ben  akşamları Dedeman Otel’de kalarak gündüzleri bankada işleri yakından öğrenmeye başladım. Ama bir sürpriz gelişmeyle… İstanbul Esentepe’deki Genel Müdürlüğe varıp İnsan Kaynakları’na ‘’ Ben geldim’’ dediğimde;
-          İki ay sonra açacağımız İzmit şubesine aldığımız denetim yetkilisi caydı. Şube müdürü pazarlamayı yürütecek ama acilen denetim yetkilisine ihtiyacımız var, bu işi sen yapacaksın,
Demezler mi. Denetim yetkilisi nedir, ne yapar, olmaz falan derken izah edip kabul ettirdiler. Bu banka real – time, on-line hizmet veriyordu. Yani bugünkü bankalardan aldığınız tüm hizmetler gibi, sistem yani bilgisayar üzerinden. Türkiye’nin her yerindeki şubelerde, anında yapılıp görülebilen işlemler. İstanbul’daki bir şubeden Kars şubesi’ne havale yap, lehdar 3-5 dakika sonra parayı alır. Klasik usulde 4-5 günde. O yıllarda tek şubeli bankalar dışında, bu şekilde hizmet veren orta ölçekli( şube sayısı ellilere kadar )  bir-iki banka vardı.  Diğer bankalar klasik usul. Tüm işlemler manuel, elden dekont düzenlemekle, fiş kesmekle ve yine manuel  muhasebe defterleri işlemekle olurdu. Yeni bankada muhasebeciye gerek yok gibiydi, sadece şubelere veya genel müdürlüğe alınan mal ve hizmet bedeli faturalarını sisteme girmek dışında ama denetim yetkilisi diye bir pozisyon oluşturmuşlardı ve denetim yetkilisi tüm işlemleri kontrol ediyor, sistemin ürettiği raporları ve defterleri bile. Şubenin zarar etmemesi, daha çok kar etmesi için bütçe-planlama yapıyor, günlük tahmini ve aylık kesin kar/zarar raporları hazırlıyor, bütçe ile yani verilen hedeflerle karşılaştırıyor, sapmaları tespit edip  şube müdürüne önerilerde bulunuyordu.  Yani şubenin finans doktoru ama benim hiç de ilgim olan bir alan değil. Lisede, üniversitede hep kaçmıştım hesap kitaptan, ama  şimdi elim mahkumdu. Denetim yetkilileri Genel Müdürlükte Mali Kontrol Müdürlüne bağlıydı. Raporları hem şube müdürüne hem Genel Müdürlüğe gidiyordu.
İki ay Merkez Şube Denetim yetkilisinin yanında çalıştım. 15 gün sistem uygulama ( bilgisayarla bankacılık yapma ) eğitimi verdiler. Yılbaşı’nda Konya’ya döndüm. İzmit’e gelip kış şartlarında, ana cadde üstünde, şubeye yürüyerek 15 dakika mesafede eski üç katlı bir evin üst katını zar-zor bulup kiralayıp evi taşıdık, kayınbiraderim Orhan’ın da yardımlarıyla.  20 Ocak 2015  tarihinde de, İzmit’in o günkü en iyi otelinde açılışı yaptık İzmit’li iş adamlarına verilen bir kokteyl ile.
Şube’nin benim dışımdaki yetkilileri İstanbul’da ikamet ediyor ve her gün gelip gidiyorlardı.  Onlar saat 17.00 gibi şubeden fırlayıp gittiklerinden ve sabah ta bazen saat 08.30-9.00 gibi gelemediklerinden, şubeyi açıp kapamak benim vazifemdi, günlük işlerin de arkasını toplamak. Akşamları 9.00  dan önce eve varamazdım.  Genellikle Cuma akşamları da İstanbul’a gder, Dedeman Otele varır yerleşir ve Cumartesi günleri Genel Müdürlükteki eğitimlere katılırdım. Evimle, hanımla , çocuğumla ilgilenecek bir tek pazarım vardı. Zaman zaman boğuluyordum iş yoğunluğundan ama bu günler iyi bir bankacı olmamı sağladı.
Her üç ayda bir Genel Müdürlüğe performans toplantılarına davet edilirdi tüm şubeler, müdür, müdür muavini(şube yönetmeni denirdi) ve denetim yetkilileriyle. Şubemiz iyi çalışıyordu, iyi kar ediyordu ama eleştirecek birşeyler bulacaklar ya Genel Müdür ve Yardımcıları sizi hesaba çekerken. Bir keresinde, benim çok titizlikle yürüttüğüm  giderlerin kısılması  üzerine bir tenkitte bulununca, ben dayanamayıp,
-          Bu konuda eleştirinizi kabul etmiyorum. En kaliteli, en uygun hizmet ve mal ve hizmeti en uygun bedelle satın almak için kılı kırk yarıyorum. Siz genel müdürlükte har vurup harman savuruyorsunuz,
Deyip birkaç da örnek vererek sözümü bitirdim ama sağımda oturan şube müdürü Şahin Bey, sağ baldırımı susmam için çimdikleyerek  morartmıştı bile. Böyle bir çıkışmaya şube müdürü bile cesaret edemezdi ama ben yine dayanamamıştım. Ne bileyim başıma iş açtığımı, açacağımı ?
Bir akşam saat 09.30 sularıydı, hanım üç yaşındaki Nezih’in elinden tutup yürüyerek bankaya gelip doğum sancılarının başladığını söylemez mi ? Tahminimizden bir hafta kadar önceydi. Hamilelik esnasında kontrol altında tutan doktor beyi aradık. O gece İzmit’te değildi. Koşturduk İzmit devlet hastanesine. Sancılar içinde kıvranan hanımı hemen doğumhaneye aldılar. Ben de telaş ve şaşkınlık içinde, içeri girmeye kalkınca, beni de fırçaladılar.
-          Sen git bir kadın gelsin.
İyi de akraba-dost kimimiz vardı ki ? Nezih’le koştura koştura demir yolunu geçip kestirmeden eve vardım. Nezih’e;
-          Oğlum annen kimlerle görüşüyordu, haydi o evi bana göster.
Dedim. Benim tanıdığım kimse yoktu.  Nezih yanımızda bir apartmana girip, çakmak ışığının loşluğunda üçüncü kata çıkardı beni, hala hala diye. Niğdeli, daha önce hanımdan duyduğum Türkan hanımdı bu kişi. Nezih ona ‘’ hala ‘’ diyormuş. Kadıncağız Nezih’le beni görünce telaşlandı, ‘’ Nurhan’a bir şey mi oldu ? ‘’ diye sorunca, doğum için Nurhan’ın hastanede olduğunu,  hastaneden kovulduğumu, bir kadın istediklerini söyledim ve hep birlikte dışarı fırladık. Bizim eve geldik. Nurhan doğum için gerekli şeyleri bir küçük çantaya doldurmuş, onu bulup fırladık hastaneye.  Ulaştığımızda, doğum gerçekleşmiş ve bebişi bir çarşafa çoktan sarmışlar bile.
24 Kasım 1986.
Nesil koyduk adını, soyumuzu devam ettirsin hayırlısıyla, inşallah temennilerimizle.
Nezih ile dönüp eve uyuduk. Sabah hastaneye bir buket çiçek ile vardığımızda, şubeden Daçkalı arkadaşım Oğuz’un kardeşi Yıldız ve eşi mobilyacı Yakup, hanımı ve çocuğu hastaneden çoktan çıkarıp eve taşımışlardı bile. O evde kışı zor geçirdik, eskiydi, soğuktu, etrafta fareler geziyordu. Yaz başında daha düzgün bir apartman dairesine taşındık.
Planlarım şube müdürü olmaktı. O yıllarda şube müdürleri , iki-üç yılda bir banka değiştiriyorlardı 100.000 dolar transfer parasıyla. Müdürlere ev telefonu, otomobil, temsil ağırlama gibi imkanlar veriliyordu ama benim sürücü ehliyetim bile yoktu. Yazılı sınavı verip direksiyon dersleri alıp ehliyeti aldım ama doğru düzen araba kullanmasını bilmediğimden, eski bir göl mavisi renkli  Murat 131  alıp vurarak, kırarak, çarparak hafif kazalarla şoförlüğü öğrendim.    Daha önce hafta sonları toplu taşıma araçları ile gezdiğimiz Sapanca Gölü, Karamürsel, Değirmendere gibi yakın yerlere kendi arabamızla gidip gelmeye başladık.
 1988 yılı sonbaharında Bursa Şubesi müdür muavini başka bankaya geçince, Genel Müdürlükten oraya tayinimi istedim. Kabul edilmedi, ben de kızıp başka bankalara geçmeyi düşündüğümden haberdar olan Genel Müdürlük beni İstanbul’a çağırdı ve tayinimi Genel Müdürlüğe yaptıklarını söyleyip istifamı önlediler. Hayat şartlarının zorluğu  ve maddi açıdan İstanbul’u istemiyordum  aslında. Hangi departmana ve hangi pozisyona diye sorduğumda,
-          Masraf Yönetim Bölümü ve başında da, yönetmen sen olacaksın. Yanına da bir-iki  tecrübeli eleman vereceğiz,
Dediler. ‘’ Böyle bir bölüm mü var,bu nasıl iş ? ‘’  dediysem de, ‘’Sen bizden iyi bilirsin böyle işleri’’ diyerek tayinimi bağladılar.  Daha önceki yıllarda gerçekleştirilen bir performans toplantısında ağzımdan çıkan eleştiri dönüp beni vurmuştu.
İstanbul Kozyatağı’nda, çocuklarımın oynayarak büyüdüğü, geniş bahçesi olan Derya Sitesi’nden bir daire kiralayıp, İstanbul’a taşındık, 1989 yılı kış aylarında.
Bankacılık tarihinde bankalarda ,  Masraf Yönetim diye bir bölüm ne daha önce vardı, ne de daha sonra oldu. Amacım tasarruf ettirmekti. Düşün taşın dur, kafa çalıştır.
 O yıllar bankacılık karlı ve bundan kaynaklanan, savurganlığa varan rahat harcama da vardı.  Yapılması gereken harcamalardan tasarruf yaptırılabilirdi ama bankacılık faaliyetlerinin yerine getirilmesiyle ilgili olmayan ve bankaya gider kaydedilen harcamalara taktım kafayı. Bu tür harcamaların gider yazılıp vergiden düşülmesi hem kanunen hem vicdanen beni rahatsız ediyordu ama bunları benden başka gözleyebilen yoktu. Madem bana böyle bir görev verdiler, gösterecektim ben onlara günlerini ?
Müdürlere verilen otomobillerin yakıt giderleri limitsizdi. Maksimum ayda 200 litre limit getirdim.Tatillerde yapılan benzin ve bazı yemek faturaları bedelleri bankadan alınıyordu. Bunları yasakladım. Her katta çaycı olurdu ve çaycı isteyene çay-kahve servisi yapardı. Katlara çay-kahve makinaları koydurttum. Bu banka içi örnekler dışında, resmi kurumlarla da görüşmeler yapıp tasarruf sağladım. Örneğin o yıllar PTT ( o yıllar posta-telefon hepsi bir kurumdu), internet bankacılığı yapan bankalardan, data hattı kirası adı altında ( bugün evlerimizdeki internet aylık bağlantı ücreti) her yıl Ocak ayında, yüklü bir para alırdı, yıllık 100-150.000.- lira gibi. Bankalardaki yıllık mevduat faiz oranı % 80’ lerde. Bu da adaletsizdi, çünkü telefon aboneleri aylık ödeme yaparlardı, bugünkü gibi. Randevu alıp gittim PTT İstanbul Müdürüne, yazılı dilekçe verip, durumu izah edip peşin alınmanın haksızlığını ve kaldırılmasını talep ettim. Birkaç ay sonra, istediğim oldu. Bu gibi örneklerle bir yıl geçti ve yıllık aşağı yukarı beş milyon liralık,  tasarruf yaptım ama bankanın da kötü adamı oldum. Tüm müdürler ve üst yönetim bana gıcık olmaya başlamıştı ama tasarruf tedbirlerim de tükenmeye başlamıştı.
Ben hala Anadolu’da şube müdürlüğü peşindeyim.  Tarişbank İzmir’den İstanbul’a taşıdı genel müdürlüğü ve şubeler açmaya başladı. Adını da önce Yaşarbank sonra Egebank’a çevirmişti, yanlış hatırlamıyorsam. Bir gün genel müdürleri beni davet edip Genel Müdürlükte, Mali Kontrol Müdürlüğü’nü teklif etti, ben kabul etmeyip Anadolu’da şube müdürlüğü istedim.
Aylar geçti.  Bursa’da açılan bir şube için Egebank’tan teklif geldi ama çalıştığım Interbank beni bırakmayıp, İştirakler ve Genel Müdürlük Muhasebe’den sorumlu müdürlüğe terfi ettirip, altıma da Murat 131 Şahin Lacivert arabayı tahsis ettiler.  Samimi olduğum müdür arkadaşlar vasıtasıyla beni ikna ettiler, kaldım İstanbul’da.
Çalış çalış deliler gibi gece geç saatlere kadar…
İş hayatı acımasız.
Genel Müdürlüklerde çalışmaya başlayınca,  dürüstlüğe, edebe, namusa, geleneklere, kanunlara, etik kurallara, hakka, hukuka  aykırı nelere şahit olmadım ki…  Türkiye’de her ortamda karşılanabilecek, çoğumuzun farkına bile varmadığı, farkına varsa bile üstünde durup tepkisini koymadığı, bazılarımızın ise tahammül sınırlarını zorlayan olaylar, durumlar…
1960’ların sonlarında ve 1970’lerin başlarında Türkiye’de gerçek ama fıkra gibi bir olay anlatılırdı. Efendim Almanya’da  sigara otomatik makineleri varmış. Para karşışığı alınan Jetonlarla çalışırmış. Türk işçilerinden uyanık, zeki biri bu jetonları buz kalıbında döküp bunlarla sigara almayı keşfetmiş. Bu olay Türk işçiler arasında yaygınlaşmış.  Almanlar sigaraların tükendiğini ama olması gereken paranın olmadığını ve jetonların bulunduğu yerde su biriktiğini görüp bu işe akıl sır erdirememişler. Hah hah hah… Şu Alman’lar ne kadar aptalmış. Evet Nasrettin Hoca fıkrası gibi bu anlatılırdı ve biz de güler geçerdik. Nasrettin Hoca fıkralarında bile anlatılmak istenen meramı biz anlamadık ki, güldük geçtik. Hah hah hah… Çünkü düşünmeyi; dürüstlüğe, güzel ahlaka kafa yormayı bilmiyorduk, unutturulduk, öğretilmedik.
Örneğin Almanlar ve Japonlar dünya savaşlarında yerle bir edildiler ama küllerinden yeniden doğdular  ve dünyanın en gelişmiş-refah ülkelerinden oldular. Çünkü onlar; disiplinle dürüstçe çalışmakdan,  güzel ahlakla yaşamaktan ödün vermeyi bilmezler ki…
İş icabı, görevle veya turistik amaçla pek çok ülkeyi gezdim. Para-maddi çıkarlar, iktidar sahibi olmak veya mevcut gücün korunması söz konusu olduğunda; güzel dinimizin emirleri ve ahlak kuralları hiçe sayıldı geçmişte ve hiçe sayılmakta günümüzde.  Orta Doğu, Suudi Arabistan Yarımadası ve Kuzey Afrika’daki ülkelerde gördüklerim, edindiğim intibalar bizden kötüydü genel olarak.   Avrupa’da ise çoğunluk bizim fersah fersah üstümüzdeydi, iyilikte, dürüstlükte ve çalışkanlıkta.. Yakından şahit olduğum alışverişler  ve güzel ahlaklı davranışlar karşısında duygulanıp ‘’ Allah’ım bu insanlar neden Müslüman değil ?’’  diye sorgulayarak ağlamaklı oldum defalarca.
Üst düzey yönetici olarak çalışma imkanı bulduğum ve söz sahibi  olduğum bankalarda olabildiğince yasalara, mevzuata ve etik kurallara uygun iş yapmayı ve yaptırmayı ilke edindim. Ankara’dan Gelirler Genel Müdürlüğünden gelen maliye müfettişlerine ve Başbakanlık Banka Kambiyo Genel Müdürlüğünden ( sonra Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu oldu) gelen murakıplara rahat hesap veriyordum ve daha sonra çalıştığım bankalarda da hep göğsümü gere gere, rahatça teftiş verdim. Bu şekilde onlarla ilişkilerimiz de gelişti.  Çoğu ile samimi arkadaş olduk, onların yüksek mevkilere geldikleri dönemlerde de.
Söz dinletemediğim, endişe edeceğim , geleceğimi riske atacağım durumlar görmeye başladığımda da, mevcut işimden sıkıldığımdan söz etmeye başlıyordum çevreme ve bana iş teklifleri geliyordu. Ama zor işler. Çünkü  ben amirlerimin, patronların hoşuna gideceği bir kişi değildim ki . Ailemi, çocuklarımı ihmal edecek kadar , gecemi gündüzüme katıp  özveriyle çalışan bilgili-tecrübeli bir bankacıydım sadece, işlerine pek gelmese de.  Pek çok kişi gibi neden daha çabuk terfi edemiyordum veya mevcut pozisyonumu korumak için neden göreceli olarak eğitim ve tecrübede aşağı yukarı eşit pek çok müdürden daha çok çalışıp kendimi yıpratıyordum ?  Hatta bazen, benden yeteneksizler, benim üstümde olabiliyordu ?
-          Sırtımı dayayacağım, destek olacak kimsem yoktu.
-          Ailemden maddi destek imkanı olmadığı için ailem ve çocuklarımın yaşamasını ve geleceğini temin için çok çalışmaktan başka alternatifim olmadığından.
-          İnsanlarlarla ilişki ve etkilenişimim önde olduğu  hizmet sektöründe, dış görünüş ve fiziğe önem verilir. Özellikle Interbank’ta erkekler de bayanlar da uzun boylu, artist gibi yakışıklı yani presentable denilenlerden özenle seçilirdi. Ben ise mücadeleye 1-0 yenik başlıyordum, en başta boydan fakirdim.
-          Özal dönemi,  Amerika’da yüksek lisans yapmış, finans piyasasında üç-dört  yıllık tecrübelilerin yanında  tecrübesizler bile Türk Bankalarına genel müdür ve genel müdür yardımcısı olmaya başladılar ve benim gibilerin önünü tıkadılar, terfilerimiz çok zorlaştı. Bu sınıftakiler bankacılıkta bilanço makyajını getirdiler Türkiye’ye. Üst düzey yönetici oldukları bankaları balon gibi şişirip şişirip 1999-2000 büyük bankacılık krizinin nedenlerinden biri oldular. 80 bankadan 30’u yok oldu,  balonlar üçer-beşer patladı gitti. Çünkü yurtiçi bankacılık pazarını ve uygulamalarını, gelenek göreneklerini bilmiyorlardı.
İşte yukarıdaki örneklerden, çok çalıştım çok yıprandım.
1990 yılında, İstanbul’a taşındıktan bir yıl kadar sonra İstanbul’da nasıl ev sahibi olabiliriz diye araştırıyorum. Koşuyolu’nda, Karacaahmet Mezarlığı’na yakın Beykoz Şişecam İşçilerinin bir inşaat kooperatifini duydum. Binalar orta  katlara kadar çıkmıştı.  Çıkan üyeler oluyormuş. 75.000.- peşinatla ve ayda 2.000.- lira taksitle, bu inşaat halindeki siteden bir daire satın aldım. Konya’daki Meram’daki evi 35.000.- liraya ve Binkonutlardaki daireyi de 25.000.- liraya satıp peşinatı denkleştirdim. 
1992  yılı Ekim ayı sonunda, o yılın ilkbahar aylarında faaliyete geçen Kentbank’tan iş teklifi aldım, üst düzey yönetici olarak. Ama yılı tamamlayıp, mali tabloları bağlamadan 8,5 yıl ekmek yediğim kurumu zor bırakamayacağımı bildirdim ve teklifi kabul etmedim. Kentbank faaliyete geçmişti ama toz duman içinde savruluyordu sanki, yaptıkları işler düzgün mü, mevzuata ne kadar uygun, en başta karlı mı-zararlı mı belli değildi ve patron işleri yoluna yordamına koyacak ve gelecekte de bunu sağlayacak birisini arıyormuş, araştırmış ve beni önermişler.  
20 Ocak 1993 gününü unutamam. Sekreteri beni telefonla arayıp patronun  beni davet ettiğini bildirdi. Kentbank Genel Müdürlüğü de Esentepe’de yakınımızdaydı. Gittim. Takip eden hafta başı, 3-4 gün sonra işe başlamamı istedi. Bu ne acelecilik, İhbar süresi, istifa, kontrat falan filan derken, tatlı sert,
-          Sen git şimdi istifanı ver, Cuma akşamından itibaren gitmeyeceğini söyle, gerisine karışma,
Dedi ve kalktım gittim, istifamı verdim. Banka karıştı. İki gün kadar genel müdür yardımcıları istifamdan caydırmaya kalkltılar. Dönmedim. Genel Müdür böyle durumlarda müdürlerle falan hiç muhatap olmazdı zaten bankada yoktu o günlerde, hastaydı,evdeydi. Üçüncü gün gelip beni odasına çağırdı.

-          Nuri Bey, sen istifa edemezsin. Sen bankasın, biz senin şahsında bankayı bulduk, bildik. İtiraf ediyorum senden çekindik, dikkat ettik yaptığımız işlemlerde bir terslik,olumsuzluk olmasın ve senin karşı durmanla muhatap olmayalım diye. Vazgeç ve seni hemen terfi ettirelim.
Gibi sözlerle istifamın geri alınmasını istedi ama ben,
-          Çok geç. Şimdiye kadar nerelerdeydiniz. Maaşım düşük kaldı. Önümüzdeki pozisyonları doldurdunuz işi bilmeyenlerle ve onlarla anlaşmakta zorlanıyorum. Zaten sözleşme imzaladım Kentbank’la, geri dönüşü yok,
Deyip ayrıldım. Hizmetlerime teşekkür edip, geri dönersem daima kapıların açık olduğunu söyledi.
Kentbank’ta; muhasebe, mali kontrol, idari işler,  grubunun diğer şirketleri ile ilişkiler, insan kaynaklarından sorumlu Genel Koordenatörlük  gibi bir pozisyon yarattılar bana. Genel Müdür Yardımcısı’na denkti, sorumluluğu da maaşı da, ama o sırada, Mali İşlerden sorumlı bir genel müdür yardımcısı olduğundan ( altı ay sonra sözleşmesi feshedildi)  beni öyle lansettiler. Bu da bir ilkti Türkiye Bankacılığında. Çünkü takip eden yıllarda Genel Koordinatörlük makamı diğer bankalarda  çoğalmaya başladı, özellikle Banka Genel Müdür Yardımcılarında kanunen aranan niteliklerden yırtmak için. Benim  niteliklerim uygundu ama daha sonraki atamalar  öyle değildi. Mecliste kanunda değişiklik yapılarak, Genel koordinatörlük makamına da, genel müdür yardımcılarından aranan vasıfları şart koştular.  2000 yılından sonra değişen ve dünya standartlarına uyulan yeni mevzuatta, böyle bir pozisyona da yer verilmedi.
Harıl harıl, gece gündüz ve hafta sonları da çalışıp bankayı rayına oturttum. 1994 bankacılık krizini de başarıyla atlattık yeni olmamıza rağmen , eski üç-beş banka batarken.


YAZARIN TÜM YAZILARI>>



YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com