M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

İŞ HAYATIM: KONYA



KONYA
Konya’nın çok büyük tüccarlarından, Altın Reklam Ajansıyla  da çalışan bir iş adamı benim Küçükköy’deki fabrikadaki başarılarımı duymuş ajanstan ve ajansın aracılığıyla bana iş teklifi etti, aylık 40.000 liraya kabul edip, Nalçacı’da bir daireye taşındım.  Maaşım yükselmişti ve Konya’da daha fazla tasarruf edebilecektim evlilik için gerekli olan.  Esas önemlisi  ise nişamlımla daha fazla birlikte olma ve tanıma fırsatım olacaktı.
Rahmetli patronum, Konya’lı klasik, bakkallıktan gelme, ama çok çalışarak Konya ve çevre illere satış yapan, toptancılık yapan zengin bir tüccardı. Ama yeniliğe kapalıydı, gelişmelerden habersizdi.  Ben modern pazarlama usullerini uygulamaya koymaya kalkınca ‘’ Müşterinin ayağına gidersen malımın değeri düşer’’ diyerek kabul etmeyince anlaşamadık ve ayrıldım birbuşuk ay kadar sonra. Çok kısa süre KETAŞ isminde elektrik malzemeleri toptan pazarlama ve satış şirketinde çalıştıktan sonra,  kurulması tamamlanıp imalata başlamak üzere olan SUPAR Supab Fabrikası’na pazarlama ve satış müdürü oldum.  Bu arada maaşım 25.000 liraya düştü ama İstanbul’a dönüp iyi bir iş aramam zordu çünkü askerlik görevimi henüz tamamlayamamıştım. Çok bekleyen vardı, hemen isteyince gidemiyorduk ki.  Ne zaman çağıracakları  da belli değildi.
Yeni bir fabrika, piyasaya yeni sunulan denenmemiş bir ürün… İşleri yürütmek zordu. Fabrikanın patronları da mevcut nakitlerini tüketmişler ve bankalardan kredi almaya başlamışlardı yani  işletme sermayesi  yetersizliği de fabrikanın işleyişine köstek vuruyordu.  Bu şartlar altında çabaladık durduk.
Nişanlımla hafta sonları, onların evinde akşam yemeklerinde buluşuyor, Pazar günleri parklarda, çarşıda dolaşıyorduk. Bir gün dedi ki,
-          Buluşmalarımız, görüşmelerimiz komşularımızın gözüne batıyor. Annem-babam rahatsız oluyor. Evlenelim de bu dedikodulardan kurtulalım.
Nişan masrafları borçlarını daha ödemekteydim ve mali açıdan hazır değildim ama nişanlım ‘’  Üç-beş ay beklesek ne değişecek’’ deyince kabul ettim. Patron Mümtaz Abi’ye gidip ‘’ Abi bana iki-üç gün izin verir misin, İstanbul’a gidip geleceğim’’ deyince nedenini sordu. Ben de ‘’ Evlenmeyi düşünüyoruz ama hiç birikmişim yok, İstanbul’da arkadaşlardan borç araştıracğım’’ deyince bana ‘’ Gerek yok, ne lazımsa ben yardımcı olacağım. Kılık kıyafet için, nişan şekeri için, nikah davetiyesi için  şu şu dikkanlara gidiniz ve benim gönderdiğimi söyleyin’’ deyip çıktı işin içinden.
Pirebi Camisi önündeki apartmanlardan birinden daire kiralayıp Nalçacı’dan taşındım. Gerekli eşyları alıp evi dayayıp döşedik asgari düzeyde, borçlanarak.
Allah razı olsun Mümtaz Ağabeyden, yardımlarıyla gerçekten işler oldu bitti ve biz 18 Haziran 1981 tarihinde nikahı kıydık, Alaaddin Tepesinde, nikah salonunda ve aynı gün yine patronum Mümtaz Ağabeyin ayarladığı balayına çıktık, Alanya Güneş Motel'e.
Ağustos’daydı galiba askerliğim çıktı. Biriken asker adaylarını eritmek için dört aylık kısa dönem askerlik piyangosu çıkmıştı benim gibi bekleyenlere.   Manisa Kırkağaç 6. Jandarma Komando Alay’ında yaptım askerliğimi. Jandarma komando askerlerinin disiplinlerini bozmamak için bizim talimleri ve disiplini de sıkı tuttular. Zorlandık çünkü yaş ortalamamız 28-30 arasıydı, komandolar ise 20, ama neticede sayılı gün tez biter, geldi geçti ve döndüm Konya’ya Supar Supab Fabrikasına.
Fabrika  hem mali açıdan, hem pazarlama ve satış açısından sıkıntıdaydı. Çevre illeri, Çıkurova ve Gaziantep, Bursa gibi önemli sanayi şehirlerini de devamlı gezdiğimden bazı geceler evden uzaktaydım ve eşim buna bozuluyordu ve her sabah saat 8 gibi evden çıkan ve akşam 6 gibi eve gelen çevresindeki memurları örnek alıp, düzenli olarak aybaşlarında maaşımı bile alamadığım fabrikadan çıkıp memur olmamı istiyordu..
Fabrikadaki pozisyonum icabı, fabrikanın finansman işleri için Konya’daki bankalarla da muhatap oluyordum. Bir gün İş Bankası Aziziye Şubesi şefi Numan Abi bana,
-          Nuri Bey, sen 25.000 lira maaş alıyorsun. Boğaziçi mezunusun. Yabancı dilin var. Bankalarda senin gibilere çok ihtiyaç var. Benim elime ayda 120.000.- lira geçiyor. Geçsene bankacılığa ( o yıllarda sendikaların gücü ile bankacılar, işçiler 12 ay maaş 12 maaş ikramiye gibi yüksek gelirler elde ediyordu.)
Diyerek kafamı bulandırmıştı. Doğruydu, bankalarda üniversite mezunu azdı, hele iyi yabancı dili olanlar yok gibiydi. Bankacılık gelişiyordu ve hem maaş yönünden hem kariyer geliştirme yönünden cazipti. Bu konuyu hanıma açınca başladı başımda boza pişirmeye istifa et, bankacı ol diye…
O yıllarda Konya’da Osmanlı Bankası şubesi A1 diye sınıflandırılan, ithlat-ihracat yetkisi olan tek bankaydı. Emlak Kredi Bankası gibi 2-3 banka da Ankara merkez şubeleri üzerinden yapıyordu. Osmanlı Bankasına girersem, yabancı dilim sayesinde dış ticaret işlemlerine çabuk vakıf olacağımdan, çabuk terfi edeceğimden emindim. Osmanlı Bankası Şube müdürü Tufan Bey ile de tanışıyordum ve ona açtım konuyu, hemen kimlik bilgilerimi ve özgeçmişimi alıp Genel Müdürlüğe işe alınmam için başvuru yaptı. SUPAR’a istifa dilekçemi verdim ama Osmanlı Bankasından cevap gelene kadar çalışacaktım. Bu arada o zamanın Konya’daki en büyük sanayicisi ÖZYATAĞANLI’lar duymuş istifamı ve iş teklif ettiler, hem hanımı hem beni ikna etmek için çok uğraştılar , çok yüksek maaş vadederek ama kabul etmedik ve bankacı olduk 12.000.- lira aylık maaşla, ama iki – üç ay sonra Yabancı Dil sınavına girip birinci derece kazanınca, 20.000.- lira dil tazminatıyla maaşım 32.000.- lira olmuştu.
Bankacılığa başlamam 1982 yılı ilkbahar ayları.
Eşim de makine ressamıydı, benim maaşla borç öderken, onun o yıllardaki asgari ücret olan maaşıyla da evimizi geçindiriyorduk. Borçlarımız bitene kadar da bebek sahibi olmak istemedik.
İlk aylar kolay olmadı. Ben bankacılıktan sıfırdan başladım.  Memur olarak,  alfabenin a ‘ sından başlayarak tecrübeli memurların yanında.  Zor olmuştu, ağırıma gitmiyor değildi yakın geçmişimde şirketlerde  müdür olarak çalıştığımdan ve bankalara müşteri olarak gelip ağırlandığımdan, saygı ve kabul gördüğümden. Ama Konya’da işler, müdür de olsam beklediğim gibi iyi gitmemişti ve kulvar değiştrmek zorunda kalmıştım ve bankacılığı iyice öğrenerek, işlemleri hazmede hazmede , basamakları tek tek en alttan en yükseğe kadar çıkmak zorundaydım.  
İyi yaptığımı sonraki senelerde farkettim. İşin mutfağından başlayıp ilerlemem bana detaylı tüm bankacılık işlerini öğretecekti. Müfettişlikten veya management trainee( stajyer yöneticilik) kadrosundan başlayıp, daha sonra yönetici pozisyonuna geçenlerle mukakese yaptığımda, onların bazen yetersiz kaldıklarını ve astlarıyla ilişkilerinde ve onlara otorite kurmalarında zamam zaman zor durumda kalmalarına şahit oldum.
Müdür Bey St Joseph Fransız Lisesi mezunuydu ve iyi derece Fransızca biliyordu. Bu sayede yabancılarca kurulduğu 1863 yılından beri Türkiye’nin dış ticaretinde başı çeken Osmanlı Bankası’nda yabancı dil ve yüksek tahsilli Rum, Yahudi, Ermeni gibi azınlıklar çalışmışlardı çoğunlukla. Türkler azdı çünkü, Türkler arasında okur-yazar oranı düşük, orta ve yüksek tahsilleri yok denecek kadar azdı. Türkler tarım ve ziraatle uğraşırdı çoğunlukla ve bir de cephelerde savaşmakta, bu vatan için ölmek için varlardı. Diğer yandan Fransızca’nın modası geçmekte , uluslararası ticaret yazışmalarında  yerini  İngilizce’ye bırakmıştı. Müdür Osmanlı Bankası’nda iş bulabilen az Türk’lerdendi ve bana ithalat-ihracat işlemlerini öğretirken, kendisi ilk işe başladığı yıllarda, Türk olmayan amirlerinin işi öğretmekten kaçındıklarını, uzun vadede Türk’lerin işlerini ellerinden almalarından korktuklarını anlatırdı. Müdür İngilizce gelen akreditiflerin, mektupların, telekslerin mecburen benden geçmesi ve işlemleri benim yapmam gerekliliğinden öğretiyordu bana  mecburen, ama  bana jest yaptığını  söylemeden edemiyordu.   
Küçük şubede olmak tüm işlemleri öğrenmemi sağlıyordu. Her zaman ithalat-ihracat-kambiyo işlemleri olmuyordu ki…  Gişe işlemleri, Gayrinakdi ve nakdi kredi verme işlemlerini dahi öğrenmek durumunda kalıyordum. Kocaman kocaman muhasebe defterlerini bile işlerken muhasebeciye yardımcı oluyordum. Halbuki İstanbul’daki büyük bir şubede çalışsam, örneğin sadece ihracat akreditiflerinden vesaik mukabili işlemlerinde uzmanlaşabilirdim yıllar içinde. Ama ben Konya şubesinde herşeyi öğrenme imkanı buldum üç yıl gibi kısa sayılacak sürde.
Osmanlı Bankası’nda müdür değişti. Yeni müdürün de gözdesiyim. O günlerde Konya’dan büyük bir tüccar Portekiz’e, yüklü miktarda, üç  gemi patates ithalatı işlemi için  şubemize başvurdu. Büyük meblağ bir kredi aldı. Niğde-Nevşehir’den patatesleri topluyor, Mersin’e naklediyor, orada gemiye yüklüyordu. İlk yüklemeyi hafta içi bir gün öğleden sonra bitirmiş ve bize telefon ederek şubeyi açık tutmamızı istemişti. Müdür kabul etmişti ve gece 9.30-10.00 civarı elinde ihracat belgeleriyle geldi.  İşlemleri yaptık içimizden küfrede küfrede, gece yarısına doğru ihracat bedelini nakit alıp çantasına doldurdu gitti. Kredi için kısmi ödeme yapması gerekirken, yapmadı.
Takip eden günlerde bu ihracatçı bey sık sık şubeye müdür beye gelip gitmeye başladı. Müdür sıfır kilometre doğan marka bir otomobil aldı. O günlerde bu kolay değildi ve içime bir kurt düştü. Genel Müdürlük Teftiş Kurulu Başkanlığına bir mektup yazıp ,
‘’ ….. isimli firmaya verilen ihracat kredisinin, ilk yükleme sonrası bedel ödenmesi esnasında  tahsili gereken ilk taksidi ödenmemiştir. Bu kredinin batak olması şüphesi kuvvetlidir. Takdirlerinize arz ederim.’’
Benim mektubu pek ciddiye almayıp İnsan Kaynaklarına göndermişler,  şöyle bir okuyup atmışlar dosyama. Ben de baktım soran-soruşturan yok, unuttum gittim. Üç – dört ay sonra,  ihracat bitti. Ödemeler yapıldı müşteriye tabii, her ödeme ilk seferdeki gibi gece yarılarına doğru bizleri sinir ede ede... Verilen kredinin vadesi geldi geçti çoktan, ödenmedi ve ödenmeyecekti, ödeneceği de yoktu .
Genel Müdürlükten bana telefonla  Genel Müdürlüğe gelmem talimatı verildi.Hanımı da alıp İstanbul’u bir gezelim  bu bahaneyle diye, vardık Karaköy’de Bankalar Caddesindeki tarihi  Genel Müdürlük binasına.
İnsan Kaynaklarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı’nın odasında; Teftiş Kurulu Başkanı Orhan Bey ve Dış İlişkilerden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Adil Üsküdarlı’nın huzuruna çıktık. Çay kahve ve biraz sohbetten sonra, sorularını sordular.
-          Kredi vadesinin aylar öncesinden …. Firmaya verilen kredinin batacağını nasıl bildin de , ellerindeki mektubu göstererek (  aylar öncesi yazdığım mektubu iş işten geçtikten sonra dikkate alıyorlardı) bize yazdın ?
Ben de kısaca anlattım ve mektubumda bunlara değindiğimi ama dikkate alınıp önlemler alınmadığını söyledim.  Biraz bozuldular, ne diyeceklerini bilemediler. Buna ilaveten, ben;
-          Bu saatte beni niye çağırdınız. Ben artık geri dönüp o şubede nasıl çalışacağım ?
Diye sorunca, iki gün tatil yap İstanbul’da. Görevli geldin, masrafların bankadan. Üçüncü gün dön, merak etme, sen hiç zor durumda kalmayacaksın.
Diyerek toplantıyı bitirdiler ve Adil Bey beni Dış İlişkiler Departmanına götürdü, yetkililerle tanıştırdı, genel müdürlüğü gezdirdi. Takip eden tarihlerde birkaç kere,  dış ticaret konusundaki toplantılara gelip katıldım o kişilerle.
Konya’ya döndüğümde hem şube kambiyo şefliğine terfim şubeye ulaşmış hem de şube müdür işten atılmıştı. Ben terfi falan beklemiyordum, şube müdürünün atılacağını. İkisi de sürpriz olmuştu.
O yaz, 25.Temmuz.1983 tarihinde, Mümtaz Koru İlkokulu yakınındaki H.Tosun apartmanında( evlendiğimiz ilk daire sahibi bir yıl sonra çıkarmıştı bizi) oğlum Nezih doğdu,  üniversiteden hocam ve iş hayatımda ilk genel müdürüm Nezih H.Neyzi’nin ismini koydum. Kocamandı ve çok güzel bir bebekti  dünyaya geldiğinde. Büyümesiyle de ilgilenebildim. Konya’daki şube şartlarında mesai saatlerine uyulabiliyordu.
Ben düğünde hanıma hiçbir takı falan alamamıştım ama sonraki aylarda iki tane bilezik alıp bileğine takabilmiştim. O yıllarda Konya’da inşaat kooperatifi furyası vardı. Bu iki bileziği bozdurup Binkonutlar’da bir kooperatife üye olup dört senede ev sahibi olduk ama hiç oturamadık. Kiraya verdik, başımıza bela oldu, kira da alamadık doğru düzen.
O yıllarda dış ticaret işlemlerini, mevzuatını ve İngilizceyi bilen Konya’da galiba pek kimse yoktu ki, yabancı ülkelerle ithalat ihracat üzerine telefon görüşmeleri olanlar, müdürden izin alıp beni fabrikalarına arabayla götürüp getiriyorlardı. Bana konuyu anlatıyorlar ve onlar adına İngilizce iş görüşmeleri yapıyordum.
Geçinebilmek için, Cumartesi günleri Dutlukırı mevkiinde Konya Krom Magnezit  Fabrikasına gidiyor ve gelen İngilizce yazışmaları tercüme diyor ve cevaplarını yazıyordum. Her gidişimde 500-600 lira kazanıyordum ve bu para haftalık Pazar alışverişimize yetiyordu.
Osmanlı Bankasında çalışırken, Konya’ya şubelerine ziyarete gelen özal bankaların Genel Müdür veya Genel Müdür Yardımcıları, beni Konya şubelerine transfer etmek ve bu sayede şubelerinin de Konya’da dış ticaretten pay almalarını sağlamak istiyorlardı. Henüz kendime tam güvenemediğimden, kabul etmemiştim nazikçe teşekkür ederek.
Türkiye’de liberal ekonomiye geçiş, Özal devri başlamıştı. Yabancı bankalar Türkiye’de ya banka kuruyorlar, ya şube açıyorlardı. Saudi-Amerikan Bank, Bank of Boston, Citibank gibi… Orta ölçekli bazıTürk Bankaları da kaliteli hizmet vermek, artan iç ve dış ticaret hacimlerinden pay almak için çabalıyorlardı. Çukurova Holding’in Uluslararası Endüstri ve Ticaret Bankası ( daha sonraki yıllar Interbank adını aldı) bunlardan biriydi.  Şube açarak ve İyi İngilizce bilen yüksek tahsilli bankcıları bulup işe almak için uğraşıyorlardı.  Bu banka, Mersin, Adana ve İskenderun şubelerini açarken Osmanlı Bankasından pek çok personel transfer etmişti. Bunlarla mülakatlarda, Osmanlı Bankası’ndan transfer edebilecekleri isimleri de soruyorlarmış. Şahsen tanımamakla birlikte, Konya şubesinde çalışkan, Boğaziçi’li,  kısa sürede terfi almış Nuri diye birisinden söz edildiğini söylemişler.
1985 yılı Ekim ayında telefonla Uluslaraarası Endüstri Ticaret Bankası’ndan davet aldım ve İstanbul’a genel müdürlüğe görüşmeye gittim. Yeni açacakları İzmit Şubesi’ne  pazarlama yetkilisi olarak istiyorlardı. Osmanlı Bankası’ndaki hizmet sürem kadar oluşan kıdem tazminatını da transfer ücreti olarak öneriyorlardı ki 15.000.- lira aldım ve Meram yolunda SSK hastanesi karşısındaki, Eğitim Fakültesi yanuındaki yeni bir inşaattan daire satın alıp bu parayı peşinat yapmıştım. Maaşım da % 50 ‘ye yakın artacağından, kalan borcumu  aylık takistler halinde iki yılda ödeyebilecektim.
Kasım ayında İstanbul Merkez Şubeye gelip, iş başı staj ve yeni bankama ısınma yapmak üzere anlaşıp sözleşme imzaladık.
Konya’ya dönüp Kasım başından itibaren istifa edeceğimi yazılı olarak bildirdim. Genel Müdürlük, İskenderun Şube Müdürlüğü, iki-üç sene sonra da dış ticaret yetkisi olan büyük merkez şubelerinden birine şube müdürlüğü teklif ederek istifamdan vazgeçirmeye çalıştıysa da, kararımdan dönmedim. Çünkü Osmanlı Bankası klasik bankacılık yapıyordu, yeni bankam ise modern ve  kariyerimde ilerlemem için daha elverişliydi.


YAZARIN TÜM YAZILARI>>


YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com