M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

İŞ HAYATIM



ÇANAKKALE 

Denizyollarında aklımda kalan ilk önemli iş Darıca- Yalova araba vapurlarının sefere konması ve Darıca Limanının açılışıydı. Etrafı gözlüyor ve müdürüm Mehmet Attar’ın verdiği talimatlarla sağa sola koşturuyordum. Sonra bana bir görev verdiler, genel müdürlük talimatıyla.
-          Git Çanakkale’ye, Bandırma’ya, Gelibolu’ya, Gökçeada’ya ve araba vapurların işleyişlerini, karadaki acenteliklerin çalışmalarını incele ve bize gördüklerini, aksaklıklar varsa onları ve iyileştirmeye yönelik önerilerin olursa onları bize rapor et.
Dediler. Kalktım gittim. Baktım, inceledim ve on gün kadar  sonra dönüp detaylı raporumu hazırlayıp, sonunu aşağıdaki gibi bağlayıp verdim.
‘’  Gemiler devletin, limanlar devletin, gemilerdeki çalışanlar bizim memurlarımız.  Sadece karada, bilet gişelerinde çalışan 2-3 kişinin asgari ücret maaşlarını mevcut özel acenteler ödüyorlar, başka masrafları yok, kestikleri biletlerin gelirlerinden  % 20-25 kesip karı ceplerine atıyorlar. Niye ?  Devlete, millete yazık değil mi ?  ‘’
Rapor Genel Müdür’e ulaşınca o da ‘’ Ben de Nuri’den bunu beklerdim demiş ve raporu Yönetim Kurulu’na sunmuş. Bu arada deneme sürem 3 ay dolduğundan, beni yönetim kurulu kararıyla terfi ettirip Çanakkale acentesi yaptılar,   Gelibolu ve Bandırma acenteliklerinden de sorumluydum,  Gökçeada zaten direk bana bağlıydı, arada bir gidip gözetleyip teftiş edecektim ve raporları Genel Müdürlüğe ulaştıracaktım..  Yani statüm bir nevi müdürlüktü ve maaşım, sonra tanıyıp samimi olduğum benim ofisin yanındaki, Çanakkale limanındaki Denizcilik Bankası şube müdürü Demir Bey ‘inkine yakındı. Neyse gidip Eceabat’tan bir ev tuttum deniz kıyısında boğaza karşı ( Eceabat’ta evler elbette Çanakkale’den daha ucuz olduğundan) ve  Kasım ayında taşındım.
Acentelikleri devletleştirdik. Çanakkale’deki  tüm işlemleri de ben gerşekleştirdim.
Aşağı yukarı bir buçuk yıl kadar kaldım. Çanakkale’den aklımda kalanlar yolsuzlukları önlemeye çalışmam ve başıma gelen kötü şeyler, mazot temin edip vapurları çalışır vaziyette tutmadaki zorluklar…..  Özellikle bayramlarda vapurla karşıya geçmek için bekleyen arabaların kilometrelerce uzun kuyrukları…. Hele Eceabat’ta küçük ve az sayıdaki lokanta ve bakkalda sıfırlanan yiyecek içecek ve homurdanan insanlar…
Bir de Çanakkale’ye tayini çıkan veya ayrılan kamu personeli müdürler için verilen hoş geldin ve veda yemeklerine katılmam. Ufak, sakin  yerdi. Vali muavinleri, savcılar, hakimler, bakanlık müdürleri falan filan. Bayram kutlamalarında, böyle davetlerde hep davet edilenlerden  idim.
Özellikle hafta sonları,  Kilitbahir Tabur Komutanlığı gazinosunda( deniz manzaralı  geniş bir lokanta )  Çanakkale ve Eceabat’tan müdürler, komutanlar zaten toplanır yer içer, sohbet eder eğlenirdik.
Birkaç önemli anımı anlatayım.
Mazotu zaten zor temin ediyoruz ama mazot tankerlerinden şüpheye düştüm. Haramidere dolum tesislerinin kestiği fatura 12.000 litre ama boşaltılanın 10.000 litre. Çünkü Kaptanlarla konuşmamdan tahmin ediyordum ki 12.000 litre daha fazla sefer yaptırmalıydı. Gelibolu-Lapseki ve Çanakkale-Eceabat araba vapurları ve Çanakkale- Gökçeada Feribotu mazot teminini Eceabat’lı bir  petrol istasyonu sahibi yapıyordu. Bu gemilerin de tüm sorumlulukları bendeydi.
Bir gün, dolu bir tanker geldiğinde, vapuru yarım saatliğine seferden alıkoyup, petrol istasyonu sahibini çağırtıp, kaptan ve baş makinisti de yanıma alıp beklemeye başladık.  Vapurun deposunda halen ne kadar mazot var, bu ölçüm-hesapla işini  bilen uzmanlarla depoya sarkaç uzatıp ölçtük. Tankeri boşalttık, geminin deposuna, sayaç 12.000 litre gösteriyor, faturadaki gibi. Tekrar depoya sarkacı uzattık, ölçümleri hesapladık. Boşaltılan 10.000 litre. Tamam mı, anlaştık mı evet doğru petrol istasyonu ve tanker sahibi de tasdikliyor ama neden nasıl ?
Herkes tutanağı imzaladı.
Tutanağı cumhuriyet savcısı Alaaddin Bey’e verip kamu davası açmasını istedim, o da öyle yaptı…
Gemilerde yemek yapılır ve gemiciler yemeklerini gemilerde yer. Ahçıbaşı gıda malzemelerini temin eder.
O yıllarda margarin yağlar yok piyasada. İşçelerin tarım kredi satış mağazalarını gezip yağ temin etttiğimi hatırlıyorum. Bütün toptan-perakende gıda maddesini satanlarla da samimi olmuştum. O yokluklar sırasında yağ gibi gıdaları alırken gerekli diğer bazı gıdaları da ben bizzat almaya ve gemilere göndermeye başladım.  Faturaları muhasebeye verirken, tesadüfen bir gün  muhasebeden  geçmiş birkaç fatura istedim, fiyatları mukayese için. Başka bir şey dikkatimi çekti incelerken. Mesela benim aldığım zamanlarda, bir gemide haftada bir teneke yağ veya peynir tüketilirken, birkaç ay evvel haftada 3 teneke/ 5 kg lık) peynir-yağ  tüketiliyormuş.  Satıcılara ulaşıp sorup soruşturmaya ve sıkıştırmaya başladım, bu nasıl iş diye.
İtiraf ettiler.. Vapurlardaki ahçıbaşılar bir teneke alıp faturaya üç yazdırıp aradaki farkı cebe indiriyormuş. Allah bilir kaç yıldır devam ediyordu bu ahlaksızlıklar…
Rapor tutup, genel müdürlüğe ilettim. Ahçıbaşılar cezalandırıldı bir şekilde, benim gemilerden alındı, başka yerlere atandı..
Ama böyle şeyler duyulunca Çanakkale’de düşmanlar edinmeye başladım. Kuyruklarına bastığım bazı ahlak yoksunları   aleyhimde dedikodular yayıyorlardı, beni tanıyan pek çok kimse de saygı gösterip sevse de.
Yine bir gün Çanakkale’nin ileri gelen zengin kereste tüccarlarından tanınmış bir bey( ismini vermem uygun olmaz)  ile kavga ettik. Limandan bir gemiye, Çanakkale ormanlarından kesilmiş çam tomrukları yüklüyor. Bu yüklemeden ton başına 20-25 kuruş liman rüsmu diye bir vergi alınıyor. Bir gün iki gün kamyonlar vızır vızır limanda gemiye kereste indirip boşaltıyor. Gürültü patırtı, canım da sıkılıyor.  Memurlara ‘’ Getirin bakayım şu vegi makbuz koçanını’’ dedim.  Bu kereste yüklemeden alınan vergide gösterilen miktar 50 tondu. Yahu kardeşim yarım günde bitmeeliydi yükleme,  bu nasıl iş , hala devam ediyor ?
Kapattırdım limanın uzun iskeleye giden kapısını, durdumdum yüklemeyi. Memurlar bir telaş içinde ama ortalık sessiz….
Yarım saat kadar sonra patron  geldi hışımla ve limanı neden kapattığımı sordu kızgınlıkla.
Ben de sessiz sakin izah ettim ve anladım ki yük 500 ton. Ama o hala ‘’ Ben vergi mergi ödemem, nerden çıkardın bunu, sen gelince böyle oldu, seni asar keserim, buralardan sürdürürürüm’’ gibi tehditvari konuşuyor.
Dayanamadım, sinirlendim ve;
-          Ulan eşşekoğlu eşşek,  100-125 lira gibi bir vergiyi ödemekten mi kaçıyorsun,
Yüzbinlerce lira kazanacaksın, fakir fukaranın hakkından 100 lirayı kısarsın, öyle mi ?
Gibi laflar ettim, ağzımdan çıktı bir kere. Ben 24 yaşında bir toy delikanlı o yaşlı başlı kelli felli, zengin, Çanakkale’nin ağası.
Adam küfürü ve bağırmamı duyunca afalladı. Ne yapacağını şaşırdı ve başladı ağlamaya ve defolup gitti ağlayarak ve adamları gelip vergiyi  tam ödedi ve yükleme başladı.


Tamam iyi ben böyle şeyler yaptım, huyum bu, haksızlığa yolsuzluğa, hırsızlığa gelemem ki,  Ne yapayım ?  
Adım çıktı mı Gızıl Gominist’e  Çanakkale’de  ?
Lise son yılında adım faşiste, şimdi de gomuniste çıkmıştı….  Ne yapalım…
Ha bir şey unuttum. 1979 Şubat ayında, zorlu , karlı-yağmurlu soğuk kış günlerinde üniversiteye gelip iki dersin sınavlarını verip Şubat-79 mezunu oldum.  Binbir pişmanlıkla geçmiş yıldan ders bıraktığıma, nerden bilecektim Çanakkale’ye tayinimin çıkacağını ?
Çanakkale ve Eceabat’ı çok sevdim. Resmi ve mahalli idarecilerle aram iyiydi. Esnafında çoğunluğu ile de. Çanakkale’den, Eceabat’tan ev- arsa almam, ordan evlenmem için ön ayak oldular. Allah Rahmet Eylesin o yıllardaki Eceabat Belediye Başkanı Mustafa Gül beni bir hayli sıkıştırdı.  İstanbul Edebiyat Fakültesi’nde okuyan, yazları babasının gazete-kırtasiye dükkanında duran çok güzel br kız vardı. Alışveriş yaptıkça konuşurduk, gizemli gizemli bakışırdık, tatlı tatlı tebessüm ederdik. Ama bir ilişki falan yok ortada. Başkan sıkıştırınca,
-           Peki gazetecinin kızına bir bakalım, kısmetse olur.
 deyiverdim. Haber gönderip Başkan ve bir-iki daha ileri gelenle, beni de yanlarına alıp kız istemeye gitmeyelim mi ?
Düşünelim dediler kibarca ve sonra Başkan’a haber gitmiş, kız fakülteyi bitirene kadar düşünmezmiş  evliliği.
İyi de oldu, böylece baskıdan kurtuldum. Kız da haklıydı ben de evliliğe falan hazır değildim daha.
Yaz başında, Gelibolu Kaymakamlığı boşalmıştı ve Eceabat Kaymakamı vekaleten 5-6 ay kadar Gelibolu’ya geçici olarak atandı. Eceabat’a da vekaleten genç bir kaymakam geldi geçici. Gelibolu’ya giden geri döneceğinden kaymakam evini boşaltmamıştı. Bir hafta sonu Kilitbahir’de tabur gazinosunda Çanakkale ve Eceabat’tan bazı ileri gelen amirlerle yemek yeyip sohbet ederken vali muavinlerinden biri bana geçici Eceabat kaymakamının benim evde kalmasını önerdi. Kabul ettim. Odanın birine yerleşti.
 O yıllarda eve telefon bağlatabilmek imkansız gibi bir şeydi. Evde telefon olması bir lükstü. Benim eve hemen telefon bağlandı. Eceabat geçici kaymakamıyla sonbahar sonlarına, esas kaymakamın Gelibolu’dan dönmesine kadar beraber aynı evde yaşadık. Kaymakamlığın makam aracı eski askeriyeden kalma bir jipti. 1960 ‘larda Ermenek’te te gördüklerimden. O araçla bazen hafta sonları  bazen geceleri; kaymakamla  Gelibolu Yarımadasında bulunan, şehitlikleri, nöbet kulübelerini i ve  karakolları gezerdik. Bir paket çay ve şeker alır mehmetciklere götürürdük. Çay içer, sohbetler ederdik. Güzel sesli olanlarardan yanık türküler dinlerdik.
Çanakkale’deki en güzel ve zevk aldığım zamanlardı bu ziyaretler.  Hep kötü anılar olacak değil ya….
Beni  birkaç gün sıkıntıya sokan bir olay daha.
Bir gün gümrük baş memuru beni akşam yemeğine davet etti Yalova Restaurant’ta iskeleye yakın yerde. Gittik yedik içtik. İlerleyen saatlerde bana Çanakkale Limanında bir kaçakçılık olayına müsamaha göstermemi istedi.  İthalatçı gösterecekti 200 ton demir saç ama 750 ton sokacaklardı yurda ve böylece az vergi ödeyeceklerdi. Olmaz, vatan millet hak hukuk falan diye konuştuysam da gümrükçü;

-          Nuri Bey bu kaçak mallar nasıl olsa Türkiye’ye girecek. Çanakkale’den olmazsa, Mersin’den, İzmir’den veya başka limandan….  Oralardan yaparlarsa kaçakçılar daha fazla rüşvet veriyorlar ama burada rüşveti paylaşacak   3-4 kişiyiz.  Onun için Çanakkale’yi tercih ediyorlar. Onlar az rüşvet verecek ve burda bizle daha fazla alacağız. Alan memnun veren memnuın. Ötesine ne karışırsın.  Eninde sonunda  kaçakçılık olacak. 
Gibi laflar edince, peki dedim, anlaştık. Bana geminin Çanakkale’ye geleceği  günleri söyleyecekti ve ben de kontrol etmeye falan kalkmayacaktım, yani işe burnumu sokmayacaktım, istersem izne tatile çıkacaktım, lüks bir otele, beleşten. Bana teklif edilen para  ile İstanbul’da,  Beşiktaş’ın ana caddelerinde olmasa da caddeye inen, çarşıya yakın  sokaklarındaki  apartmanlarından  bir daire alabilirdim  o yıllarda.
Eve vardım ama yolda giderken, eve varınca, yatağa girince hep tedirginlik ve endişe. Uyku muyku hak getire…
Nezih Bey’e konuyu rapor ettim acilen ve bana telefon edip kısaca, şifreli konuşur gibi ‘’ Üzülme, korkma,  gün belli olunca bana bildir’’  dedi ve rahatladım… Ama gümrükçü ve kaçakçılar bana güvenmemişlerdi.  Birkaç ay sonra o gemi İzmit- Kocaeli’nde bir limana yanaşmış.
Gazetelerde manşet oldu. Zehra Güveli isimli gemiyle kaçak yurda sokulmaya çalışılan yüzlerce ton saçlara el konuldu, ilgili pek çok kişi tutuklandı’’ gibi bir haber.  Rüşveti paylaşmada anlaşamayan, payını az bulan birisi ihbar etmiş.
Gökçeada feribotu Çanakkale limanından kalkardı, o yıllarda. Boğazdan çıkması ve Gökçedaya rotayı çevirip yol alması , sefer süresini   uzatıyordu. Denizyolları Müdürü Şemsettin Kaptan ve Denizyollarından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Kamil Kaptan’a bir görüşmemizde ilettim bu konuyu. Yarımadanın  batısına, Gökçeada’ya en yakın uygun bir koya yeni bir  liman yapılabilirdi. Genel Müürlükte bir toplantılarda benim önerimi  dile getirmişler çünkü bu önceden zaten toplantılarda konuşulmuş. Tekrar benden gelen öneri, Genel Müdürümüz Nezih Bey’in de hoşuna gitmiş olacak ki, toplantıda işe başlanmasına karar verilmiş. Şemsettin Kaptan, Kamil Kaptan  1-2 defa geldi, etrafı inceledi gitti, uzman mühendisler defalarca gelip gittiler ve bugünkü Gökçeada’ya kalkış limanı olan Adatepe limanın yapımının başlanmasına bir nebze vesile olmuş oldum.
Bir gün Eceabat’tan binip Çanakkale limanına inip ofisime giderken,  Çanakkale’de muhasebecilik yapan tanıdık birisi ‘’ Merhaba Nuri Bey, nasılsınız, buyrun bir çay-kahve içelim’’ diye koluma girdi.  Yürüdük, yürüdük ara sokaklarda. Tanımadığım iki kişi beni onun yanından zorlayarak gibi  aldı ve az sonra bir apartmanın karanlık-izbe bodrum katına sürüyüp soktular. Oturttular bir sandalyeye, başladılar bağırıp çığırmaya.
-          Komunist herif, seni döveceğiz, öldüreceğiz. Allah’sız, kitapsız, dinsiz, imansız. Boş yere insanlara iftira atıyorsun, mahkemelere veriyorsun…..
Falan filan ama bende çıt yok. Sakin sakin oturuyorum sandalyede önlerinde, nasıl yapabildiysem. Onlar iki  kişi etrafımda dönüyor. Ne bileyim niye, hiç cevap vermiyorum. Yarım saat bağırdılar çağırdılar ama ben cevap vermeyince onlar da yoruldular bir iki itip kakmayla  ve beni bırakıp üstümü kilitleyip gittiler.
Öğleden sonra  birisi kapı kilidini açınca dışardan, kalkıp çıkıp gittim ofise. O anda ofiste olan memur, muhasebeci ve çımacıları yanıma çağırıp durumu anlatıp ‘’ Niye arayıp sormuyorsunuz ‘’ dedim ama nafile. Korkmuşlardı ve böyle birşeyi görseler bir daha, müdahale edecek göz falan yoktu bunlarda. Savcıyla falan görüşüyorduk, neden kaçırıldığımı, tartaklandığımı, 4-5 saat alıkonup tehdit edildiğimi neden anlatıp şikayetçi olmadım ?
Başıma bir şey gelmeden kurtulduğuma sevindiğinden mi ?  Korktuğumdan mı, gomunist laftasına çok alındığımdan mı vallahi neden şikayetçi olmadım, hala bilmiyorum.
1979 sonbaharında  evime kurşun sıktılar. Camlar kırıldı.
Bu olaylardan sonra bir gün Genel Müdür Müdür beni arayıp telefonla ‘’ Evladım yeter artık. Seni İstanbul’a Baş Acente olarak alıyorum. Çanakkale’de görevini fazlasıyla  yaptın. Artık burada yakınımızda, İstanbul’da hizmetlerine devam et. Senin orda canın tehlikede,  daha fazlasını göze alamayız’’  dedi ve İstanbul’a taşındım.



YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com