M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

ANAYASA MAHKEMESİ ÜYESİ ERMENEK SEVDALISI ŞAİR MEHMET ÇINARLI



Mehmet Çınarlı  1925 yılında Ermenek İlçesinde doğdu. İlkokulu orada, orta okulu Konya’da, liseyi de Antalya’da okudu.1948 yılında siyasal Bilgiler Fakültesini bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda  Devlet memurluğuna başlayıp, çeşitli görevlerde bulunduktan sonra 1960 yılında Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdür Yardımcılığına getirildi. Bu görevde iken Amerika Birleşik Devletlerine verilen bir bursu kazanarak, 1961 yılında sekiz ay süre ile  yurt dışına gönderildi. Bu süre içinde Amerikan Üniversitesindeki kamu yönetimi ile ilgili bazı derslere devam etti. Amerika’nın çeşitli eyaletlerinde inceleme ve araştırmalarda bulundu.
            1964 yılında, Maliye Teknik Kurulu Üyeliğine getirilen Çınarlı 1967 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Sayıştay Üyeliğine getirildi. Bu görevde dört yıl çalıştıktan sonra 1981 yılında Sayıştay Genel Kurulu’nca Anayasa Mahkemesi Üyeliğine seçildi. 1990 yılında bu görevden emekli oldu. Yapılan üst düzey  emeklilik töreninde başkan  Yekta Güngör Özden yazdığı uzun şiirinde şöyle der:
            “Çınarlı üstadımız  edebiyat çınarı
            Güzel eserleriyle  sanki  şiir  pınarı.”

            Türk Edebiyatı’nın köşe taşı, Hisar Dergisi’nin kurucusu  ( Derginin baskı sayısı bir edebiyat dergisi  için büyükçe bir rakam olan “ 7000 “ lere kadar yükselmi, tir” Milli kültürümüzün  direği Ermenek sevdalısı Mehmet Çınarlı doğru ve çalışkanlığından dolayı kısa süreler içinde yukarıda yazıldığı gibi Anayasa  Mahkemesi üyesi iken emekli olur. (13) kitap yayınlar. “ Hatıraların  Işığında, Halkımız ve Sanatımız, Söylemek  Yakışır, Gerçek Hayali Aştı, Bu kitaplardan birisi de  Altmış Yılın  Hikâyesi dir. Kitabevi -126, İstanbul, 1990 Bu kitabın ön sözünde  Çınarlı şöyle der: “Düşünüyorum, o halde varım” sözüne  paralel olarak bende: “Hatırlıyorum, O hâlde  yaşamışım” diyorum.
            “Akşama kaldık “ başlıklı şiirinin sonunda :

“ Ne vermek ister isek, akşam olmadan verelim,
Kararmadan, ne hüner varsa döküp gösterelim,
Ebedi yaşamak istiyorsak, ilim yolundan dönmeyelim “
demiştim.
O yıllarda  Çınarlı  Amerika, Yugoslavya, ve Mısır’a görevli olarak gönderilir. 

            Mehmet Çınarlı kitabının 305. Sayfasında “Acılı Günlerim” başlıklı s.305-306-307 de şunları yazar. 1973 yılı eşim Nuran  Hacettepe hastahanesinde oldukça uzun  süren ameliyatının sonucunda  ur, habis çıkmış, hastalığın kanser Olduğu anlaşılmıştı.! Ne yapacağımı bilmeden koridorda ağlayarak bir süre dolaştım. Biraz kendime geldikten sonra, ilk verdiğim karar durumu  hastadan saklamaktı. Hastanın  yanına varınca “sonuç iyi çıkmış” deyince çığlık atıp, annesi, kız kardeşi bir birlerine sarıldılar.
            Ameliyatı yapan Profesör  hastanın sinirleri çok zayıf, tedavisinden önce, pisikoloğa maneviyatını yükseltmek gerek” dedi. Fakültenin dekanlığını yapan Profesörle görüştüm. Hastalığı gizli tutmasını rica ettim, Hoca “Modern tıpta hastadan  hastalığı gizlenemez. Eşinizi bana getirirseniz derdinin ne olduğunu hastaya açıklarım, ” dedi. İçine düştüğüm çaresizliği genel cerrahi profesörü olan Dostum ve hemşerim İbrahim Ceylan’a anlattım. O da hastalığın gizlenmesi konusunda  benimle aynı fikirde idi. “Pisikolojik tedavinin getireceği fayda, hastaya kanser olduğunu söylemekle yapılacak tahribatın onda birini bile karşılayamaz” dedi. Hastalığı açığa vurmadan ışın tedavisi yaptırmanın bir yolunu bulduk. Hastalığı hiçbir yere bahsetmedim. Bu acıyı uzun süre yalnız başıma çektim.
            On yılın sonunda artık tehlike kalmadığını bildirdiler. Bunun üzerine ben de eşime  geçirdiği hastalığın ne olduğunu söylemek gafletinde bulundum. Eşim Gerçeği on yıl sonra, tehlike geçtiği halde öğrenince çok sarsıldı. Kendine haftalarca gelemedi. Ya psikoloğun  dediğini tutup, durumu baştan açıklasaydık, Neler olacağını Tanrı’dan başka kimse bilemezdi.

            MEHMET ÇINARLIı:
1974 yılında  Edebiyat Armağanı,
1979 yılında Jüri Özel  Armağanı,
1982 yılında Edebiyat  Armağanı,
1983 yılında Yılın Şairi  seçilir,
1992 yılında Üstün Hizmet Ödülü alır.

Bitmeyen bir enerji kaynağıdır, bu ulu Çınarlı. Öncü kuvvettir. Üstün hizmet, Vatan aşkıyla en üst  zirvelere yükselen Mehmet Çınarlı  doğup büyüdüğü  toprakların hasretiyle yanıp kıvranıyor. Şairimizin kafasının içinde şimşekler çakıyor, fırtınalar esiyor. Sönmeyen alevler sarmış benliğini. Özlemler içinde yanıyor. Bu alev. Bu ateş  Ermenek hasretidir. Ermenek sevdasıdır. Şairimiz Mehmet Çınarlı  “O YER Kİ “başlıklı  şiirinde Ermenek’e özlemini şöyle dillendirir:

O yer ki  çevrilmiş sıra dağlarla
Kışın eksik olmaz yağmuru karı
O yerde her taraf, bağ, bahçe, tarla.
Yem yeşil geçirir, bütün baharı.
                                   Kuşatır kavaklar orda her yolu
                                   Ceviz ağaçları sincapla dolu
                                   Yaz günleri süsler hep sağı solu
                                   Elması, armudu, ayvası, narı.
Adı Çağlayandır suları çağlar
Benim meskenimdi o güzel bağlar
Benimle gülerdi benimle ağlar
En sıcak dostumdu  soğuk pınarı.
                                   Dalında serçeler öter her sabah
                                   Kah tepesindeyim dibindeyim kah
                                   Her imza atışta hatırlarım  ah!....
                                   İsmini aldığım  yaşlı Çınarı.

“KOLAY  DEĞİL” başlıklı bir başka  şiirinde de rahmetli Mehmet Çınarlı şöyle seslenir:
Sen gelmedin bu yerlere, gelmek kolay değil
Yıllar süren özlemi, bilmek kolay değil
Bağlarda bahçelerde, geçen tatlı günlerin
Gönlümde kalmış izleri, silmek kolay değil.
                                   Artık uzakta şimdi, o günler üzüntüden
                                   Gamdan kaçıpta kurtulabilmek, kolay değil
                                   Baktıkça dertli yüzlere. Kalmaz sevince yer
                                   Gördükçe ağlayanları, gülmek kolay değil.
Yıllarca hasta, aç sürünen, kimsesizlere
Tek kurtuluş ölümse de, ölmek kolay değil
Hep şiiri dinlemek, unutup inleyenleri
Bir taş duvarlı Köşke, Çekilmek kolay değil.
Muhterem Kardeşimiz Mehmet Çınarlı”GerçekHayaliAştı”şiir kitabındaki “Göçten Sonra” adlı iirinde de şöyle seslenir.
   
            Çağlar suların buz gibi billûr gibi hâlâ
            Yüzyılların ardından kalan türküyü söyler
            Birlikte yaşar eski, güzel hatıralarla
            Yüzyılları, görmüş, ulu, heybetli cevizler
                                               Tercih ederek saf ve sıcak koynuna şehri
                                               İnsanların her biri bir semte yol almış.
                                               Yok kahkahalar. Tatlı çocuk sesleri,
                                               Bağlar ötüşen kuşlara, sincaplara, kalmış.s.32
 Ünlü şair “Bu Yılbaşı” adlı dizelerinde de şöyle seslenir:

Kar yağsın isterim, yine yollar kar olmalı
Camlarda şarkı söyleyecek rüzgâr olmalı
Ağzımda ihtirasla öpen taze bir dudak olmalı
Boynumda sımsıcak, sarılan kollar olmalı.
                                               Çocukça hislerim kıyısız bir deniz gibi
                                               Kartallaşan hayalime dünya dar olmalı.
                                               Birkaç yudum değil bu kadehlerden içtiğim
                                               Her türlü derdi mahvedecek miktar olmalı.



            Her yılbaşında yokluğa bir parça yaklaşan
            Şâir, müsaadenizle, bu akşam var olmalı.s.15-16
Ermenekli “Hisar Derğisi” sahibi ünlü şair Mehmet Çınarlı “Yağmur Altında” adlı şiirinde de bakınız neleri dillendirir:

Yağmur altında yeşiller başka,
Uzatırken beyaz dudaklarını
Dallar, istekle düşen damlalara,
Sürüyüp durmada ayaklarını,
Bana arsız kaderim yaklaşma.
                                               Kızların  farkı yok çiçeklerden:
                                               O kadar hızlı açıp solmaları.
                                               Arayıp kaç kere, “buldum”derken,
                                               Bir nefes sürmedi kaybolmaları.
                                               Suçu sen kendime bul istersen.
Duyduğum aynı sesin davetidir
Baharı karşılayan her yerde.
Sunulan aynı hayal cennetidir
O günahkârca bakan gözlerde.
Nasıl uzaklaşılır, vazgeçilir?
                                               Gel de sağnakları yağdır içime:
                                               Bu alev başka türlü sönmeyecek.
                                               Beni cânım kaderim terketme
                                               Yalan bütün, yalınız sen gerçek,
                                               Gel de sağnakları yağdır içime. S.11-12
                                                 
Çok değerli kardeşimiz Mehmet Çınarlı 1969 yılı “ Hemşehrim Mustafa Ertaş’a
en iyi dileklerimle!... “1969”. Yazarak bana taktim edilen”Gerçek Hayali Aştı”kıtabının (5.) sayfasında da şöyle seslenir:

Gerçek hayali aştı, ufuklar uzak değil.
En olmaz isteklere uzanmak yasak değil.
                                               Uçuyor rüzgar gibi altımdaki küheylân
                                               Ne kadar dizginlesem yavaşlayacak değil.
Artık yaratan sensin havamı, iklimimi
Buzları soğuğu yok, alevler sıcak değil;
Gül yaprağına döndü tekmesi düşmanların
                                               Sunulan zehir değil, saplanan bıçak değil.
Öyle bir boşandın  ki çöle benzer ömrüme
Bir Nuh Tufanı oldu., sel değil sağnak değil.            
            Şair Mehmet Çınarlı, Şair Ahmet Tufan Şentürk’e yazdığı “ALIN YAZISI” dörtlüklerinde de Taşeli’ni  şöyle dillendirir:

Doğduğumuz memleket taştı, çakıldı
Sert yoğruldu mayamız, bizi dik başlı kıldı
Dağ zirveleri gibi, yücelikler diledik
Bataklık kuşlarının, bizden gözleri yıldı.
                                   Yalana baş sallayıp, susmasını bilmedik
                                    Huysuz geçimsiz diye, şöhretimiz yayıldı
                                   Ne görevi bırakıp, çıkar sağladık ne de
                                   Değerimiz bilindi, çabamız anlaşıldı.
Bir çölde yapa yalnız, eriyip gitmekteyiz
Sevildik yasaklandı, sevdik günah sayıldı.

            Rahmetli koca şair, Mehmet  Çınarlı’nın  bu kadar Ermenek sevdalısı, bu kadar vatan aşkı, Taşeli’nde  pınarların çıktığı, derelerin aktığı, tavşanı kaçışan, Kekliği uçuşan, bazen iniş, bazen yokuş, çam, pelit, ladin, ardıç, kavak, kadran, andız, ormanlarının  içinde büküle, kıvrıla, zirvelerden Göksu’ ya yükseklerden Seyrederek ilk ulaştığımız yer. “İrem –Nak” (Cennet bahçesi )  ERMENEK ten mi Kaynaklanıyor.?  Yoksa asil kökeninin çok okumasından, çok gezmesinden, duygularını dizelere dökmesinden mi, ? engin kalpliliği ile insanlığının  yüceliğinden midir?  Nedendir?....İlk arı Türkçe dil fermanını yayınlayan  Karaman oğlu Mehmet, Bey‘in, yaşadığı toprak, ile atalarının türbelerini seyrederken, buram  buram çiçek tüten yaylaları, Karaman oğulları’nın  at beslediği tarihi ve tüm Akdeniz yörüklerinin de yaylası Barçın, ile bağ ve bahçelerinde yufka ekmeği, döğme yağını, arı kovanı balını, köpüklü doğal ayranını, saç kebabını, buz gibi berrak sularını, Taşeli’ne özgü  gelenek, görenekleriyle yalçın dağlarından  mıdır bu yüce tutku.? Bu ne büyük, bu ne candan sevgi, bu ne ail bir, özlem yarabbi !...
  Türkiye’mizin ve Dünya’nın neresinde bulunursa  bılunsun Mübarek günlerde bütün dostlarına olduğu gibi bendenize de aralıksız tebrik gönderen şairimiz, engin kalpli yüce duygulu idi. Konya’ya her gelişinde bizim eve buyurur, uzun, uzun dertleşirdik. Gönül alırdı. Allah bin kere razı olsun. Cenneti bol olsun.                   “Ankara Halkevi Edebiyat Kolu Ve Bir şiir yarışmasına 1944 yılı gönderdiğim GİDİLMEZ Kİ adlı şiirinde” değerli şair Mehmet  Çınarlı”Ermenek’i şöyle dillendirir:

Yaylaları kapladı kar
Ne yol geçer ne kış uçar
Toroslarda bizim diyar
Yaz gelmeden gidilmez ki….
                                   Çırpınma boş yere gönül
                                   Su akmadan gürül, gürül
                                   Açılmadan çiğdem sümbül
                                   Dağlar esir edilmez ki…..
Yüklendi de bir kır ata
Yola çıktı belki posta
Her gün hesap tuta, tuta
Günler artar, eksilmez ki…..
                                   Düştüm diye gurbet ele
                                   Hayatını verdin yele
                                   Neden açılırsın ele ?
                                   Eller derdini bilmez ki….

ERMENEK  MUT ÜZERİNE”( Mehmet Çınarlı)

“ ........Mut bir “kayısı bayramı             icat etti ya, biz de tuttuk “Ceviz Bayramı” düzenlemeye başladık. Yalnız kaysı yazın olgunlaşır, cevizse so baharda kemale erer. Tatiller bitip, okullar açılıp, havalar serinledikten sonra yapılan “ceviz bayramı “ na dışardan katılabilmek çok güç.Asıl önemlisi, Mut’lular  “Kaysı bayramı “nın arkasına bir de “Karacaoğlan Şenliği” eklediler ve zamanla programın bu ikinci kısmına daha çok ağılık verdiler.
            Şimdi bizim ateşli  ve iyi niyetli hemşehrilerimizden  bazıları  (başta öğretmen Mustafa Ertaş olmak üzere ) Karacaoğlan’ın  Ermenekli olduğunu ısbata çalışıyorlar. Bir haylide delil toplamışlar. Bunlardan biri şu.“Öyle dümdüz, sıcaktan kavrulan bir ovada Karacaoğlan gibi bir şair barınamaz.Boz bulanık   akan dereler, geçit vermeyen karlı buzlu dağlar, Mut’un neresinde var.? Karacaoğlan gibi bir şahin  olsa, olsa Ermenek’in dağlarında, yaylalarında yuva yapar.”Birkaç yIl önce bana gelip, kendilerini desteklememi istemişlerdi…..
            Karaca’ oğlan’ın Ermenekli olduğunun isbatı, edebiyat tarihimiz için şüphesiz önemlidir. Ama, böyle bir isbatlama yapılmadan da, asırların geçmesine rağmen eserleri canlılığından hiçbir şey kaybetmeyen bu büyük halk şairini sevgiyle anıp, Onun adına şenlikler düzenlememiz imkânsız değildir.”
Kaynak: Yassı Kaya Ermenek ve kültür Yardımlaşma Derneği, Prof. Dr. Kamil İlisulu 16 Nisan 1976
“ERMENEK YOLLARI :(Mehmet Çınarlı)
Varsın tren gibi gitmesin atlar
Yolun tadı çıkmaz konup göçmesen
O yollar geçilse gönül ne anlar
Her soğuk pınardan bir su içmeden.
                                   O yollar yayladan, dağlardan geçer
                                   O yollar ardıçlı, o yollar çamlI
                                   Baharda, her yerden fazla çiçekler
                                   Güz gelince olur herkesten gamlı
Kar eksilmez Yellibel’leri vardır
Kaya pınarı da her dem buz gibi
Bıçakçı vadisi başka diyardır
Yellibel Kasımken o nevruz gibi.
Açık mavi akar Göksu’yun kolu
                                   Köprü eski devrin şaheseridir
                                   Obalar, sürüler karşılar yolu
                                   Yörükler yaylanın sahipleridir.
Bin rege bürünmüş, Teke çatı  var
Suyu nazlı akar, hoş öter kuşu
Bu yola ömrünü vermiş ne canlar
Ne belleri bükmüş Meliz yokuşu.!...
                                   İlk sıla kokusu Farsak çeşmesi
                                   Yeşil Ermenek’in kapısı Keben
                                   Orda kavuşmanın sonsuz neşeşi
                                   Orda vedalaşır gurbete giden.
Yollar ağaçlar başka ruh taşır
Baltadan, ateşten çekmişler çile
Besbelli yanıklar çabuk anlaşır
Dost oldum onlarla ben dile gele,
Sılaya dönerken candan bir bakış
                                   Geçer aramızda uzunca müddet
                                   Anlarım. Onlara ne yapmış bu kış
                                   Onlar görür, bana ne etmiş gurbet!...
Ermenek yolları sürer günlerce
Arkada türküler söyler kiracı
Bir pınar başında uyunur gece
Seherde seçilir ilk dağ yamacı.
                                   Eller gibi yoktur birden kavuşmak
                                   Vuslat, yudum, yudum içilir orda!...
                                   Yollar yavaş, yavaş sarılan yumak
                                   Hasret. damla, damla zehirdir orda!...

            Rahmetli şairimiz 1961 yılında görevli olarak Amerika’ya  gider. Kültür pınarı ÇINARLI içindeki yangını şiire döker. Washington  (Vaşikton ) da yazdığı şiirinde  de bakınız nasıl seslenir:

            SORMA:
Sorma eski tadı yok dalların yaprakların
Altında İlk baharım, yabancı bayrakların
Beyaz bir taş üstüne, oturdum yapayalnız
Uzak bir rüya gibi ellerin, dudakların.
                                               Gözlerim yaşarmaktan. Bakamam çocuklara
                                               Ve sanki, düşmanıyım, bütün oyuncakların.
                                               Hayalimden geçiyor, terk edilmiş bağımız
                                               Beynimde uğultusu, upuzun kavakların,
Önümden gelip geçen insan değil makine
Nerede sıcaklığı, o bizim sokakların
İçmek ne hoş olurdu, hayatı gözlerinden
Öyle bir ilk bahar da, altında leylakların
Muhakkak benimkidir, uykudan zaman, zaman
Uzaktan bir hıçkırık, duyarsa kulakların.
                                                                    Washington  Nisan –1961

Ünlü ve büyük şairimiz Mehmet Çınarlı’  17 Ağustos 1999  depreminde Yalova da Hakkın rahmetine kavuştu. Kendisi bu son eseri “ ALTMIŞ YILIN HİKAYESİ’ni göremeden aramızdan ayrıldı. Allah’ım makamını cennet etsin. Ailesine, dostlarına ve okuyucularına baş sağlığı dileriz.      

DOĞRUDAN  DOĞRUYA
Mustafa ERTAŞ
Gazeteci. Araştırmacı yazar
25. Haziran 2020 Konya

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com