M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

KURTULUŞ SAVAŞINDA TAŞELİ



Osmanlı devletinin yıkılışı 1909’dur.

1909 yılında ikinci Abdülhamid’in “Zâlike takdiru’l-Azizi’l-Alim – Bu her şeyi ezelden bilen, Aziz olan Allah’ın bir takdiridir – Yasin 38” diyerek tahttan indiği gün Osmanlı İmparatorluğu yıkıldı. 

Sonrası ise yeni bir devletin kurulduğu1923 yılına kadar tam manasıyla dâhili ve harici bir kargaşa dönemidir.

Bu kargaşa aynı zamanda tüm dünyayı kapsayan bir kargaşadır. Bütün dünya devletleri birbirinin boğazına sarılıyordu. Dünya 1914 ila 1939 yılları arasındaki 25 yıl içinde iki tane evrensel savaşa sahne oldu.

Birinci dünya savaşında 20 milyon ölü vardı. 1918 yılındaki İspanya Gribi Salgınında çoğu asker, ölenlerin sayısı ise en az 50 milyon olarak veriliyor. İkinci dünya savaşındaki insan kaybı da elli milyondur.

Bu, Türkiye’nin dört yanından kuşatıldığı ve en merkezi olan Konya’ya, Ankara’ya ve Kayseri’ye yaklaşıldığı bir kargaşadır. Ankara’ya Yunan birliklerinin yaklaşması üzerine Kayseri’ye devlet merkezinin taşınması için harekete bile geçilmişti.

1909 ila 1922 arası her şey başıbozuktu. Devletin de, halkın da, kurumların da, her şeyin başı dönüktü. Cepheden cepheye koşan Türk Ordusu askere alacak erkek sıkıntısına bile düşmüştü. Hatta Kurtuluş Savaşı başlamadan önce işgalci devletler askerimizin silahını toplamış, onları terhis etmiş ordusuz bir Türkiye arzu etmişlerdi.

Çanakkale, Sarıkamış, Kafkas, Yemen, Filistin, Kanal ve diğer cephelerde yüz binlerce askerimiz şehit oldu ve aileleri yalnız kaldı.

Dağ taş asker kaçağıydı, eşkıya dünyaya hükümdar olmasa da hükümran olmuş, şehit ailelerine bile musallat oluyordu.

Halk itilafçı ve ittihatçı diye ikiye bölünmüş birbirlerinin ırzını, kanını ve malını yekdiğerine helal sayıyor bu hususta fetvasını (!?) bile alıyordu.

Görünürde hıyanet içinde olsa da son padişah Vahdettin bir yiğit Türk evladı Gazi Mustafa Kemali, Kurtuluşun Anadolu’dan başlatılması için Samsuna göndermişti.

Vatanın en kuzey noktasında yakılan kurtuluş meşalesi sırasında en güney noktasında bulunan Taşeli Anadolu’nun mahrumiyet mi mahrumiyet bir bölgesiydi

Ne olur bir not bıraksaydınız! Nasıl geçti günleriniz, hafta, ay ve mevsimleriniz?
Nasıl geçti on üç yıl hiç durmadan süren savaşlar arasında yıllarınız? Neler oldu 1919 ile 1922 yılları arasında?

Yüz yıl geçti o kaosun üzerinden, Millet-i Sadıkaların, Ahali-i Sadıkaların Osmanlı devletine toptan başkaldırtılarak güya bağımsızlığa koşmalarının üzerinden bir asır geçti.

Artık o günleri ne anlatacak babamız ne de dedemiz kaldı. Taşeli’de olanları yazmış olan ne de bir kitap, yok ortada!

O tarihlerde Taşeli’ye varan, uğrayan da yok gibiydi. Kargaşanın son perdesi olan 1919 ila 1922 arasında ise kardeşler birbirine silah kaldırmışlar ve hunharca birbirlerini öldürüyorlardı.

İl merkezlerine haber uçuracak tek kaynak olan telgraf hatlarını da Karamanda keserek eşkıya ve asiler hedefine ulaşmaya çalışıyordu.

Nerede bizde Amerika, Rusya ve Hindistan gibi bu tür zamanları gerçeklere uygun olarak yazacak, filmleştirecek kahramanlar?

Yüz yıl geçti o milletin birbirine girdiği, bir kısmının ittihatçı, bir kısmının itilafçı, bir kısmının kuvacı, bir kısmının Hilafetçi, padişah yanlısı olup baltaları birbirlerine kaldırdıkları dehşet anlarının üzerinden.  Ama bizde halen ders alma yok, ibret alma yok!

Yüz yıl önce yaşadığımız o günleri tarafsız anlatmak için yüz yıl daha beklemek zorundayız. Çünkü bizde tarafsızlık yok, bağımlılık var. Çünkü Bizde gerçeklilik yok körü körüne birilerine inanmak var. Çünkü bizde araştırmak yok ilk duyduğumuza kayıtsız şartsız tabi olmak var.

Taraflar aynen kendi kulvarını muhafazadalar, yazılan kitaplar, sunulan tebliğler, çıkarılan doktoralar, tezler tamamen ya şunun yanında ya da bunun.

Yapılan filmler, çekilen diziler manşetlik, izleyiciyi tutmaya matuf, çoğu yerde gerçeklerle örtüşmeyen, kırık dökük şeyler.

Düşünün bir kere, 1920 yılında Türk Ordusu terhis edilmiş, silahları toplanmış halde. Biri İstanbul’da diğeri Ankara’da iki meclis kurulmuş, ikisi de birbiriyle mücadelede. İstanbul’daki meclis te padişah ta yabancılara teslim olmuş vaziyette. İstanbul bile geçilmez denilen Çanakkale’den gelen yedi düvelin askerlerince işgal edilmiş, onlar hala birbirleriyle kavgadalar.

Anadolu’da halk şaşkın, ordusu terhis edilmiş, askeri yok, köylünün başında bir taraftan asker kaçağı arayan jandarmaların dipçiği, diğer taraftan eşkıya ve asilerin zulmü hâkim.    

Kulaktan kulağa Yunan Afyona gelmiş, Fransız Tarsus’a gelmiş, İtalyan Konya’ya gelmiş laflarıyla herkes dehşet içinde.

Taşeli ise Konya’da başlayan bir Delibaş isyanının sürüklediği sergerdelerin tehdidi altında. Uzun mu uzun, tehlikeli mi tehlikeli bir hikâyenin içinde.

Ne olur bir not bıraksaydınız! Nasıl geçti günleriniz, hafta, ay ve mevsimleriniz?
Nasıl geçti on üç yıl hiç durmadan süren savaşlar arasında yıllarınız? Neler oldu 1919 ile 1922 yılları arasında?

İşte bu sorular büyük oranda cevabını buluyor:

1919 ila cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılına kadar Taşeli’nde yaşanan olayları tarihte ilk defa inşallah, birinci elden Ermenekli Hüseyin Ağa’nın o gün tuttuğu notları çevirerek değerli okuyucularıma takdim edecek olmanın gururu içindeyim.

Mükremin KIZILCA





YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com