M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

SON GEYİK

 

Bir geyik vardı çocukluğumda

Toros Dağlarının bir diyarında

Göksu vadisinin sarp yamacında

Hikâyesini anlatırdı köylüler

Silinmiyor geçse de yıllar

Çocukluktan kalan anılar

Son bir geyik kalmıştı çocukluğumda

Toroslar’ın bir diyarında

Eski zamanların sürülerinden

Hatırlarım hâlâ taa derinden

Kuş uçmaz kervan geçmez dağlardı

Karşıda görünen Yunt ve Koçaş’tı

Yalnız geyik bakar bakar dağlara

Çaresizliğine ağlardı

Aşağıda derin vadilerin dibinde

Göksu Nehri’nin iki kolu akardı

Biri getirirdi Barcın yaylasının kekik kokusunu

Biri Geyik Dağlarının efsanesini

Birleşirler Daran boğazında

Ermenek’e doğru çekip giderdi

Yalnız geyik

Son geyik

Sonrasını bilmezdi

Beş yıl yaşadı son geyik

Yapayalnız, tek başına

Göksu Nehri’nin sarp kayalarında

Günlerin yalnızlığında

Gecelerin ıssızlığında

İki yaşındaydı anasını vurduklarında

Ve yemin etmişti o zaman

Avcılara yem olmayacağına

Ve söz vermişti

Son nefesinde anasına

Ve sonrasında

Son geyik

Yaşadı

Bir yalnız efe gibi

Ve sonra bir gün

Son geyiğin de farkına vardılar

Peşine düştüler avcılar

İz sürdüler, tuzak kurdular, kovaladılar

Vazgeçmediler

Peşinde koştular yıllarca

Avcıydı avcılar da

Havada uçan turnayı

Gözünden vururlardı

Köydeki adlarıyla üç avcı

Ahmet ve Ali Onbaşı

Ve bir de Mustafa Çavuş

Yıllarca peşine düştüler geyiğin

Aradılar, dağ dağ, karış karış

Onlar da yemin etmişti

Son geyiği avlamaya, vurmaya

Ve canlarına tak etmişti

Yalnız geyiğin hilesi, fendi

Onları her defasında yenmişti

Çıkamaz olmuşlardı el içine

Her eli boş dönüşlerinde geyik avından

Yorulmuşlardı köylülerin sorularından

Konu olmuşlardı geyik muhabbetlerine

Anlıyorlardı köylülerin kahkahalarından

Bir gün yine tüfekleri hazırladı köylüler

Bu defa

Vurmadan dönmeyeceklerdi dağdan

Azıklarını aldılar sırtlarına

Yöneldiler dağların sarp yamaçlarına

Bir yıl da sürse geyik avı

Dönmek yok diyorlardı vurmadan gayrı

Dönüp durdular dağda günlerce

Kayalara tırmandılar

Sarp ve dar geçitlerden yürüdüler

Baktılar köşe bucak her kovuğa

Bazen indiler cehennem gibi bir çukura

Bazen çıktılar tepelere doruğa

 Son geyik çoktan almıştı avcıların kokusunu

Boşa çıkardı onların her pususunu

Geçti günler oldu dünler

Avcılar vazgeçmediler

Ve haftalar sonra bir gün

Güneş inerken dağların arkasına

Ve son pırıltısı vururken

Kızıl ve kül renkli kayalara

Gördü avcılardan biri yalnız geyiği

Ve saklandığı yerden

Doğrulttu çift namlulu sarma demirden tüfeğini

Bekledi son geyiğin menzile girmesini

Geyik düşündü yıllar süren savaşını

Duydu yeniden atalarının acısını

Biliyordu tutulmuştu bütün geçitler

Bir ara kayboldu geyik gözden

Avcılar bekledi

Bir an da olsa yeniden görünmesini

Geyik düşündü acı acı çaresiz

Avcılar sabırlı, inatçı

Bekliyorlardı üç evin birkaç günlük nevalesini

Düşündüler geçmişteki avlarını

Süslemişlerdi geyik boynuzlarıyla

Evlerin dış duvarlarını

Sermişlerdi yerlere

Kızıl kahverengi geyik postlarını

Ve sonra

Bu sarp dağların son geyiği

Denemek istedi kalan son çaresini

Toplayıp bütün kuvvetini

Ve yenileyip nefesini

Atladı bütün gücüyle

Bir kayadan başka bir kayaya

Ulaşmak istercesine sanki

Göksu nehrinin öte yakasına

Son geyik uzanırken bir kayadan bir kayaya

Süzülürken tam havada

Bastı tetiğe avcılardan biri

Ve sonra ötekisi

Böğrüne saplandı bir acı derinden

Diğer kurşunu da yedi tam karaciğerinden

Kesilir gibi oldu bir an nefesi

Ön ayakları kayaya ancak değdi

Terk etmese de ruh hemen o ten kafesi

Devrilip düştü kayadan dağların yalnız efesi

Koştu avcılar çıkıp pusulardan

Bağırıp zafer çığlıkları ataraktan

Son geyik, yalnız geyik

Hatırladı bir an bütün ömrünü

Ve en son annesinin öldüğü günü

Ettiği yemini, verdiği sözü

Doğruldu yerinden son bir hamleyle

Yürüdü uçurumun başına, kendince aceleyle

Avcılar yaklaşmışlardı yanına

O da varmıştı uçurumun başına

Bıraktı gövdesini uçurumdan aşağı

Aşağıda bekliyordu onu Göksu ırmağı

Aylardan Mart mevsim bahar

Eriyordu dağlarda kar

Ve Göksu akıyordu bütün azametiyle

Önüne katıp dağı taşı

Akdeniz’e götürecek kadar

Düştü suya son geyiğin koca gövdesi

Sürüklendi kayalara çarpa çarpa

Son kez baktı yukarda kayalara, dağlara

Atalarının on bin yıllık yurduna

Yine de mutluydu son nefesinde

Uzun bir uykunun arifesinde

Yem olmadığı için sayyad-ı bi-insafa

Verdiği sözü tutarak anasına

Yol alacaktı soğuk suların kucağında

Geçip Ermenek’te Karamanoğlu’nun son yurdundan

Ve sonra Mut

Karac(a)oğlan’ın diyarından

Silifke’de Göksu’yla birlikte

Geçip havadaki turnaların altından

Durmak yoktu taa Akdeniz’e kadar

Geyik sen buradan gittin gideli

Gülmedi dağların nergis çiğdemi

Bekledi kayalar gelirsin diye

Küsüp boynun büktü o kardeleni

Anneni vurdular öksüz koydular

Arayıp dağlarda seni buldular

Üç avcı iz sürüp bir bahar günü

Yağlı kurşun ile seni vurdular

O bizim diyarın en son geyiği

Sanki bu dağların yalnız efesi

Görmesem de onu dünya gözüyle

Hâlâ anlatılır bir efsanesi

Prof. Dr. Hacı KURT

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com