M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

TABİAT VE HAKİKAT


Tabiatın el değmemiş bir  köşesi  kadar ferahlık  veren  bir  yer  var mıdır? Taşın, toprağın, suyun    harikulade birlikteliğine geniş  bir  bitki  ve  hayvan  topluluğu da  refakat etmektedir. Mesela   Kaç asırlık  çınar  ağaçları  gökyüzünü  kapatmış, yapraklar  arasından dökülen  güneş  ışıkları  sanki  yere  değil de  insan  ruhuna  düşmektedir. Adeta  ne  kadar  renk, koku, ses  varsa  bir  huzur  için seferber olmuştur. Bir  kelebek  kısacık  ömrü  ve  muhteşem  deseniyle neler  anlatır? 

Her  noktasında  başka  bir  lezzet  bulunan  bu  manzaranın  asıl  unsuru  bir  deredir ki  çağlayışı  ezeli  bir  hakikat  çağrısı  gibidir. Gerçek  bir  mü’min  tavrı  vardır  onda;  içi-dışı  birdir, gelip  geçtiği yerleri  mamur  eder. Dahası  mütevazidir, yüce  bir  yerden  gelip  aşağılara  doğru  inmektedir.

İlahi  kudreti /güzelliği /ölçüyü  yalanlayacak herhangi bir  emare  bulunmaz  orada. Ebu  Hanife’ye göre ”Göklerin ,yerin, kendi  varlığının ve  diğer  yaratıkların fevkalade  yaradılışını  müşahade  edebilen  bir insan  için  yaratıcısını  bilmemesinde  hiç  bir mazeret  mevcut  değildir.”

Ne var ki  ‘mekanik tabiat’ anlayışının bütün  toplumlara  sirayet  etmesinden  bu  yana  hiç  bir  şeyin  düşünülmesine  gerek  kalmamıştır. W.Smıth’in  anlatımıyla  gökyüzünün  maviliği, kabaran  dalgaların kükreyişi ,çiçeklerin  güzel  kokuları  gibi  düşünülebilecek  olan  her şey bir  kenara  itilmiştir. Her şeyin  sebebi  peyderpey  bulunmaktadır nasıl  olsa!

Bütün  kadim  anlayışlarda  tabiat, bir  semboller  alanı iken, modern görüşe göre  ‘çatışma alanı’dır.   Modern/maddeci  bakışla ,  islami /manevi  bakışın  ve  bu  bakışların  tabiat  üzerindeki    tezahürlerinin karşılaştırılabileceği  bir çok örnek, ilgili kaynaklarda  bulunabilir. Edebiyat  alanındaki  en  iyi  örneklerse   Robinson  Crusoe  ve  Hayy İbn  Yakzan  karakterleridir.(1,2)  Her ikisi de birer  ıssız ada  romanı  olmakla  birlikte iki  farklı  hayat  biçimi  idealize  edilir. Daha  başlangıçta  Robinson  bir  kaza  sonucu  adaya  düşerken  Hayy  bir  ceylan  tarafından  büyütülür.   Robinson  adaya düştüğünde  belli  bir  dünya /tabiat  görüşüne  bağlıyken , Hayy’ın  bu  yönde  etkilenebileceği  bir  ailesi  bile  yoktur. Robinson  ‘vahşi  doğa’ ile mücadele  ederken  beyaz  adamın  neler  yapabileceğini  gösterir. Hayy  ise  tabiatla  uyum  içinde  ‘sahih bir zihne’ ulaşma  çabasındadır. Robinson-Cuma ilişkisi de ‘uygar-vahşi’  veya ‘ efendi-köle’  ilişkisinin  daha insani bir  biçimidir. Robinson  onu  kırbaçlamasa da  ağır  işlerinin yarısını ona  yaptırır. Kendi  değerlerini  ona  öğretmekten de  geri  kalmaz.(3)                                                                                                                  Hay’ın  hayatına da  sonradan  birisi  dahil  olur. Bu, ‘sahih  bilgi’ ye sahip olan  ve  inziva  için  adaya  gelen  Asal’ dır.  Hayy  ile  Asal’ın  buluşması  ‘sahih zihin’ le ‘sahih bilgi’nin  buluşmasıdır  bir  anlamda. Her ikisi de ‘içsel tecrübe’ ile ‘gönderilmiş  bilgi’nin  tutarlılığını  görürler. Hayy’in  eksikliği  nelere  inanması  ve  ne yapıp ne  yapmaması  gerektiği  ile  ilgilidir. 

Robinson  sonunda  ait  olduğu  dünyaya  döner  ve çok az  insanın toplayabileceği   bir anı  demetiyle  yaşlılığını geçirir. Hayy  ise  kendisi  için  yeni  bir  amaç  belirler ve  insanlara faydalı  olmak için adadan  ayrılmaya  karar  verir.

Robinson kimliğinin bıraktığı  dünya  tam da F.Shader’in  1896’da söylediği  gibidir: “Kendisinin yaratmadıklarını  hor  gören  insan  atmosferi  ve  yeryüzünün   binlerce  yıllık  işbirliğiyle  üretilen  bitkisel  zenginliğin yavaş  yavaş  oluşan  birikimini  tahrip  ederek  (gezegeni)  değerlendireceğini  sanır… Eğer böyle olacaksa atmosferin dengesinin bozulması ve dünyadaki iklimlerin değişmesiyle tehlikeye girecek olan bizzat insanlığın kendisidir.”  (4)

Nasıl hayatın devamlılığı için zorunlu ve değiştirilemez ‘ bir üst gerçeklik’ varsa  aynı  şekilde hayatın amacına  yönelik olarak da, bütün  peygamberlerin  çağrısında  ifadesini  bulan  bir  ‘üst  anlam’ vardır.(5) Nasıl   üst  gerçeklikle  uyumsuzluk,  hayatın  devamlılığını  tehlikeye  atıyorsa, tıpkı  bunun  gibi,  üst  anlamla  uyumsuzluğun da  hayatın  amacına  dair  sahih  algıyı tehlikeye  attığı bir  gerçektir.

Tabiat, doyumsuz bir huzur iklimi yanında  ‘sahih bir hakikat algısı’ da vaadeder. Sadece hakikattir ki insanı düşünmeye/akletmeye davet eder. 

Mustafa KENARLI

Dipnotlar:

1) Robinson Crusoe, Daniel  Defoe,1719

2)Ruhun  Uyanışı  Ya da  Hayy  İbn  Yakzan’ın  Olağanüstü  Serüveni /İbn  Tufeyl .Roman  14,yüzyıldan  itibaren Batı’da  büyük  yankı  uyandırmış,15.yüzyılda Latinceye  ilk  çevirisi  yapılmış,1671’de de Oxford’da  yayınlanmış.                                                                                                                                         3)Ada, Akşit Göktürk(Prof.Dr.),1973

4)Prof.Göktürk, Robinson  kimliğinin  belirleyici  ögeleri  olarak “Puritan öğretinin  benliğin  sınırlarının tanınmasını öğütleyen ilkesini, Protestanlığın  özgür birey  kavramını  ve  yeni  orta  sınıfın  insan  anlayışını gösterir.

5)Üst gerçeklik,  atmosferin varlığı, atmosferdeki  gazların dengesi, Dünya’nın  Güneş  etrafındaki  dönüş  hızı  gibi  bir çok olgunun,  hayatın  devamlılığı  için  bir araya  gelmiş  olma  durumu.

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com