M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

DIĞAN MEYVESİ BÜYÜK BİR ŞİFA KAYNAĞI -II

 


Gelelim dığan ağacı meyvesinin insan sağlığına olan şifalarına. Bu şifayı yazılı olarak anlatırken somut olarak yaşadığım olaylardan yola çıkarak somutlaştırmaya çalışacağım.

Birinci Olay:

1989 yılın 30 Ağustos günü Mardin ili, Yeşilli ilçesinde öğretmen olarak görev yaparken 4,5 yaşındaki kızım 4 metre yükseklikten beton zemin üzerine düştü. Kafatasında kırık oluştu ve bu kırık Diyarbakır Dicle Üniversitesinde ameliyatla temizlendi, 1 cm kare beyin parçası tahribattan dolayı kesilerek çıkartıldı. Kafatasında ceviz büyüklüğünde bir bölge kemiksiz kaldı. 13 gün hastanede kaldık ve bitkisel bir hayat yaşarcasına hiçbir kıpırtı olmadan sadece gözlerini açar kapar halde, hiçbir ilaç yazılmadan kızım taburcu edildi.

O günün şartlarında kızım kucağımda Yeşilli’ ye döndük. Kızım bir ölü gibi yatağında yatmaya başladı. 1 Eylül’de seminer çalışmaları başlamıştı. Ben ise ancak okulların açılış günü olan 16 Eylül günü okula başlayabilmiştim.

Kızımı her okul dönüşümde başucuna oturur çaresizliğimizi düşünür olmuştum. Bir taraftan da sıvı çorba türü yiyecekleri verebiliyorduk. Mardin’e gidip kasaptan kemik alıp kaynatıp çorbasını içirmek aklıma düştü. Sabahçı olarak okula başlamamın avantajı ile ertesi gün öğlen dolmuşa binip Mardin’e gittim. Bir kasap dükkânına girip durumu anlattım. Kasap dükkânında mevcut olan kemiklerden bir torba hazırladı. Para teklif ettim almadı, üstelik lazım olduğu sürece gelip alıp gitmemi söyledi. Dua ettim.

Eşim kemikleri büyük bir tencere kaynatıp suyunun çorbasını yapıp bu çorbadan bir çay bardağı kadar her öğün içirmeye başladık. Lakin çocuğumda hiçbir gelişme görmüyorduk.

Okulların açılışının üçüncü gününde dersim bittikten sonra okuldan eve gelmiştim. Ateşler sülalesinden yaşlı bir abimiz ziyaretimize geldi. Geçmiş olsun dileğinde bulunduktan sonra durumu dinledi. Olayı anlatıp çocuğumun sağ tarafının komple felçli olduğunu söyledim. Ameliyat eden doçenttin de yaşarsa felçli kalacağını açıkça söylediğini açıkladım.

Bu durumu dinleyen abi; “Hocam kocakarı ilacı falan deme. Ben sana bir şey tavsiye edeceğim. Eğer yaparsan şifa Allah’tan, inşallah bu çocuk şifa bulur.”

Buyur neymiş dedim.

Ardından “Sen dağdağan ağacının meyvesini bilir misin?” dedi.

Dağdağan adını ilk duymuştum ama bende hemen dığan çağrışımını yaptı. “Nohut gibi, turuncu meyveleri mi olur?” dedim. “Evet, ben sana toplayıp geleceğim.” dedi. Yaşıyorsa kulakları çınlasın, öldüyse Allah rahmet eylesin.

 Anlatmaya başladı; “Bunu bana Irak’ta bir Türkmen kocası anlattı. O Türkmen kocası bana hep ‘Osmanlı ne zaman gelecek?’ diye sorardı.

Bu Türkmen kocasının bir eşekleri varmış. Bu eşek felç olup yere düşmüş. Eşeği evlerinin önünden bahçelerinin ilerinde bulunan bir dığan (onların ifadesi ile dağdağan) ağacının dibine sürümüşler. Eşeğe birer gün ara ile bakıyorlarmış acaba öldü mü diye. Derken eşeğin yaşadığını görmüşler. Ve bir gün eşeğin ayağa kalktığını görmüşler. Bunun nasıl olduğunu merak etmişler. Eşeğe ne yiyecek, ne içecek vermedikleri halde nasıl ayağa kalktı diye dığan ağacının altında yattığı yeri incelerken eşeğin dili ile dökülen dığan meyvelerini yediğini fark etmişler. Derken zaten yenen bu meyveyi felçli insanlara yedirmişler içirmişler ve sonuç mükemmel çoğu insan felçten kurtulmuş.” dedi.

Hemen ertesi gün bir kiloya yakın toplayıp gelmiş. Nasıl yapacağımızı anlattı. Tavsiye edilen tarif üzerine dığan meyvesinden yararlanmaya başlamış ve sonuç beklemeye başlamıştık.

Bir, iki, üç… On beş gün olmuştu ve okuldan dönüşümde eşime bir gelişme olup olmadığını sordum. “Sol el, işaret parmağının ilk boğumunun kıpırdadığını gördüm. Bir daha tekrarlamadı.” dedi.

“Allah’ıma şükürler olsun, açılacak.” dedim. Ertesi gün aynı elin aynı parmağının ikinci boğumundan hareket başladığını gözlemledik. Devam eden günde üçüncü boğumdan itibaren hareket başladığını gördü. Bu gözlem diğer parmaklarda da aynı şekilde devam etti. Derken bilek, dirsek, omuzdan hareketin başladığını gözlemledik. Bu ara çocuğumuzda hiç ses yok, sadece bakıyordu. Bir gün okuldan döndüm eşim bugün çocuk öküz böğürtüsü gibi ses çıkardı.” Deyince sevindim ve “Sesi de açılacak inşallah.” dedim.

Bize hastaneden hiç söylenmeyen fiziksel parmak, el, kol, ayak, diz hareketlerini kendimiz yapıyorduk. Eklemlerdeki açılış bir ay kadar sürdü. Çocuğumuz 40 gün sonra falan ilk seslerini çıkarmaya başlamıştı. Bu sesle a, e, i gibi sesli harflerden ibaretti. 45 gün sonra ilk kontrolümüzü olmak üzere Dicle Üniversitesi sonrasında ne gittiğimizde kucağımızda götürdüğümüz çocuğumuzu gören doçent şaşırmıştı. “Hocam hayrola” dedim. “Bu çocuğun yaşayacağını hiç ümit etmiyorduk, o yüzden ilaç bir yazmamıştık.” dedi. Sonra ekledi; “Siz ne yaptınız bu çocuğa.” dedi. Bende yaptığımızı kısaca anlattım. Sevindiğini fark ettim. İlaçları yazdı, her ay kontrol için kontrol belgesini özel taksi ile gelip gidecek şekilde yazıp imzaladı ve kaşesini vurdu.

Artık ayağa kalkma, yürüme ve konuşma çalışmalarına başlamıştık. Bir çocuğun ilk yürüme, ilk konuşma hareketlerini sıfırdan yeniden yaşıyorduk. Kızım tüm bebekliğini 4,5 yaşından itibaren yeniden yaşadı. Yeniden bir bebek büyüttük.

Kızım sağ el ve ayakları da sonradan açıldı ancak kuvvet olmasına rağmen, hareket kısıtlılığı yaşamaya başlamıştı. Bu durumu Dicle Üniversitesine her gidişimde soruyordum. En sonunda şu bilgiyi verdiler. Travma sonrası dışarıya çıkan parçalanmış olan beyin parçasının alındığı, alınan bu parçanın geriye gelmeyeceğinden sağ tarafındaki bu kısıtlılığın ömür boyu süreceği bilgisi bizi çok üzse de elimizden gelen tüm sportif etkinlikleri yaptırarak eksiği olmasına rağmen güzel bir yaşam sürmesi için çabaladık.

İlk, orta ve lise eğitimini tamamladı. İki defa üniversite sınavına girdi. Başaramayınca önce bir hastaneye giriş yaptı. Üç yıl civarında çalıştı, hastane iflas edip yöneticiler kaçtı. İki aylık maaşı ve tazminatı ödenmedi.

Sonrasında Konya’da bir fabrikaya girip 10 yıl çalıştı. Engelli kadrosundan işe alındığı halde normal bir insandan beklenen performans beklediler.

Kızım evlendi ve bir kızı oldu. Doğum izni bittikten sonra kızıma bayan ustabaşı bir yıl boyunca mobing uygulamış. Kızım bu durumu hiçbir zaman aile ortamına yansıtmadı. Yönetime durumu anlattığı halde hep kızım suçlu bulunmuş.

Aşırı tahrik sonucu kızım o ustabaşının yakasından tutup “Yeter, benimle uğraşma artık.” Deyince o bayan ustabaşı hiçbir yara, bere olmadığının yazılmamış olmadığı halde darp raporu alır. Kamera görüntüleri baz alınarak kızımı yönetim odasına çağırıyorlar bir kişi kapıda, iki kişi kızımın etrafında durarak “Mecburen bu belgeyi imzalayacaksın! Yoksa bu odadan çıkartmayız seni!” baskısı ve korkusu ile belge imzalatılıyor. Sonuç mu engelli bir insanın yurdum insanının nasıl ezildiği gerçeğinin halen devam etiğinin kanıtı.

Sonrasında mahkeme. Her şey kızımın lehine olduğu halde mahkemeye bakan hâkimin yerine bir bayan hâkimin tanıklardan birinin ifadesindeki bir kelimeyi yanlış anlayıp, yanlış olarak tutanağa geçmesi sonrasında son mahkemede ilk mahkemeye giren bay hâkim tarafında tutanağa göre kızım suçlu bulunarak ceza verildi. Sonrasında İstinaf Mahkemesine gittik ve aşırı tahrik altında kaldığı sonucuna varılarak cezalar kaldırılmış olup, sadece avukat masrafını ödeme cezası verilmiş oldu.

Konya savcılığına fabrika yönetimi ve tazminat hakkımızın alınmasına dair vermiş olduğumuz müracaat dilekçemiz üç yıl geçmesine rağmen henüz işleme konmamıştır.

Barodan gelen avukatımız ise mahkemede sadece oturup, hiçbir savunma yapmadan kızımın cezalı duruma düşmesine seyirci kalmıştır. Mahkemede oturduğu süre için harcırahını mutlaka almıştır.

Durmuş Ali ÖZBEK

durmusaliozbek@hotmail.com

<ÖNCEKİ BÖLÜM

SONRAKİ BÖLÜM>

DEVAM EDECEK>




YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2020 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com