M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

ŞAPKAYI İLK ÖNCE MÜSLÜMANLAR YAPIP GİYDİLER

 

Şapka; Hıristiyan icadı ve giysisi değil, Müslüman icat ve giysisidir.

Güneşin ışın ve ısısının pek etkin olduğu Afrika kıtasında; Kuzey Afrika Müslümanları kendileri güneşin bu tehlikeli etkisinden korumak için böyle bir şey düşünmüşler.

Ülkelerinde yetişen örgüye elverişli kamış türleri ve suni ipek bitkisi olan “halfa” otundan güneşi şemsiye gibi gölgeleyecek nitelikte kenarları geniş siperli başlıklar yapıp başlarına giymek suretiyle kendilerini güneşin zararlı etkilerinden ve aynı zamanda yağmurdan korumuşlardır.

Ta o zamanlar Afrika Arap Müslümanları hasır örgüsü suretiyle yapıp başlarına giydikleri bu başlıklara (Birbirleriyle örülerek girifleşmiş bir şey anlamını taşıyan) şebeke veya (Birbirine girişmiş müşebbek bir şey anlamını taşıyan)Şebâke” adını vermişlerdir.

Afrika Müslümanlarının düşünüp yapıp giydikleri bu başlıkları Fransa Kralı 12. Louis zamanında ticaret ve başka nedenlerle Afrika’ya gidip gelen Fransızlar da güneşe ve yağmura karşı koruyucu bir başlık olarak bu tür baş giysisinden alıp Fransa’ya götürmüşlerdir. Fransızlar da sağlık yönünden pek olumlu buldukları bu başlıklardan başlarına giymişler ve kendileri de kumaş veya hasır örgüden bu tür başlıklar yapıp giymeye başlamışlardır.

İşte; bu Müslüman icadı başlığı olan “Şebeke” veya “Şebâke” adını kendi dillerine göre biraz değiştirerek (Fransa sözlüğünde kenarları siperli başlık anlamı verilerek)Şapka” demişlerdir.

Kuzey Afrika bölgelerinin Türklerin egemenliği altında bulunduğu zamanlarda, Trabluz Garp Eyaleti fırka kumandanı olan Osmanlı Paşası da o zamanlar ilginç ve yararlı gördüğü bu başlıklardan İstanbul’a getirmiş.

Zamanın padişahına vermişse de; yine bir Afrika Müslümanları başlığı olan “Fes” dediğimiz kırmızı renk baş giysisinin Anadolu Müslümanlarına giydirilebilmenin doğurduğu zorluklar nedeniyle hükümetçe ilgilenilip üzerinde durulmamıştır.

Eski Türklerin de; Başlarına giydikleri miğferleri genellikle etrafı siperli idi ki Şebeke - Şapka Türklerin de eski devirlerden beri savaş başlıkları idi.

Bugün halen şapkayı yadırgayanlarımız İstanbul Askeri müzesinde ki üzerinde kelimeyi tevhid yazılı miğferleri yani Askeri şapkaları görmeleri lazım.

Bizden daha mutaassıp olan Afgan Müslümanları Emir Habibullah Han zamanında açıkta güneş ve yağmur altında dolaşan ordusuna şapkayı giydirmişti. Habibullah Hanın da şapkalı resmi vardır. (Bak: Rumi 1328 tarih ve 50 sayılı içtihat mecmuası.)

Ne acıdır ki Müslüman kökten gelen bu şapkayı biz Cumhuriyet Türkleri yarım yüzyıldan beri giymekte olmamıza rağmen bazı mutaassıpların ilk zamanlarda gösterdikleri reaksiyaon halen devam etmektedir.

Ve yine ne acıdır ki bu dindar görülenlerin şapkayı zoraki olarak başlarına geçirdikleri zamanlarda başı açık gezme eğilimi başladığı sıralarda şapkasız başı açık gezenleri kâfirlikle itham ederlerken bu mutaassıplar şu son yıllar da gâvur icadı dedikleri şapkalarını başlarından çıkarıp atmak suretiyle kendileri de şapkasız başı açık dolaşmayı bugün bir dindarlık şiarı olarak sanıyorlar.

Birbirlerine işaret anlamında namaz takkesi giyiyorlar. Başka bir yazımda bu namaz takkelerinin renklerini hangi tarikatlara göre ayrıştığını yazacağım.  

Yeri gelmişken değerli Türk Halk Ozanlarından Karamanlı Gufrani’nin (1864-1926) Atatürk inkılâbı hakkında söylediği 15 dörtlük destanından son beş dörtlüğünü aşağıya yazıyorum.  

 

Pulluk icat oldu, attık sabanı

Kişi insanı bu yolda tanı

Şabka çıkarır mı dinden adamı?

Ne zü-mu fâsid bu, vahşete bakın

 

Kadim yalan söyler, kendisi sârık

Ayıp değilmiş o zamparalık

Dinden çıktım sanır, çıkınca sarık

Ne diyeyim, siz bu nikbete bakın

 

Cübbesi var, kavuğu var başında

Hiç olur mu Müslümanlık dışında

Cennete çok gider gelir düşünde

Gönlünden umduğu izzet bakın

 

Bin Hıristiyan’dan papazı belli

Bizim beş kişide müftisi şüpheli

Hocayı değili bizde bilmeli

Alamet ne yolda, kisvete bakın

 

Zamanı Fasidi gördüğümüze

Sevindim şu vakte erdiğimize

Bütün gün azapta durduğumuza

(Gufrani) farzedin cennete girdi.

 

NOT: Yazı metni rahmetle andığım, Karaman’a büyük hizmetleri geçmiş Durmuş Ali GÜLCAN amcamızın vefatından sonra kızının arşivinde yıllarca bekletilmiştir. (evlatlık olarak büyüttüğü) Karaman Güneş İlkokulunda öğretmeni olan ve halen İzmir’de yaşayan ablam Süheyla Güç GÜLEÇ hanımefendiye bu ve bunun gibi birçok yarım kalmış çalışmaları bir dosya halinde tarafıma verilmek üzere bırakılmıştır. Zaman içerisinde bu bilgiler tarafımdan kamuoyu önünde paylaşılacaktır.

 

Şerafettin GÜÇ

Emekli Öğretmen

Karamanoğulları Tarihi Araştırmacısı Yazar

 




 

 

 

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2021 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com