M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

40 YIL ÖNCE BÜYÜKKARAPINAR’DA ÇOCUK OLMAK

Günümüz çocuklarına bakarak bizim çocukluğumuz ne güzeldi diye geçiriyorum içimden. Neden güzeldi biraz anlatayım. Öncelikle her mevsim oynanabilecek oyunlarımız vardı.

Bir kış günü sabah annemin yorganı hafifçe kaldırarak: oğlum dışarısı bembeyaz, kar yağdı dediğini ve o heyecanla pencereye koştuğumu, mutluluktan uçtuğumu hatırlarım.
Kışın dışarı çıkılmaz mı? Tabi ki de çıkar hem de ne güzel oyunlar oynandık. Kar yarım metre bir metre yağar, güneş hafif yüzünü gösterdi mi kızağımızı alır sokağa fırlardık. Bizden küçükler, bizden büyükler, tüm mahallenin erkek çocukları, elimizde kızaklar oradaydık. Bazısı kolluklu bazısı iki kişilik, bazısı şimşir bazısı çam, tamamen el yapımı çeşit çeşit, boy boy kızaklar. Kimisi yeni yapılmış kimisi birkaç yıldır küçük tamiratlarla binilen kızaklar. Bizim mahallenin kayma yeri Tırtar Memedi dayının evinin önünden başlayarak Naci dayının evinin önüne kadar olan yerdi. Tepeden Kendimizi arkaya doğru yaslayarak son sürat ona yakın kızak aynı anda, arka arkaya gitmeye başlar. Heyecan ve neşe doruktadır. Hani anlatılmaz yaşanır derler ya işte öyle. Kimse düşeceksin, yapma demez. Herkes kendinden büyüklerden göre göre öğrenmiştir. Kaza falan olmaz. Aşağı ulaşılınca kızak ele alınarak, tekrar yukarıya çıkılır, tekrar kayılır. Saatlerce tekrar, tekrar, tekrar.
Tüm arkadaşların katılımıyla birkaç metre boyunda kardan adamlar yapardık. Ondan sonra da takımlara ayrılır kartopu savaşına dalardık. Ellerimizde eldiven varsa şanslısınızdır.
Yine karlı havalarda ayakkabımızın tabanının çukur yeriyle, yerdeki bir kar kitlesini iyice sıkıştırarak buz haline getirir ve sırasıyla bir birimizin buzlarını kırmaya çalıştığımız bir oyun vardı. Deneye deneye mükemmel yapmaya başlardık. Bazen mızıkçılık yapıp buzun içine taş saklardık.
O kış günlerde vücudumuz çok üşümüştür ama kalbimiz sımsıcaktı. Her tarafımız ıslak olarak Eve kendimizi atardık. Mutlu, yorgun…
Son bahar ve kış aylarında kazık çakmak oyunu oynardık. Zaman zaman izinli, zaman zaman izinsiz evdeki ince odunlardan 30-40 santim olacak şekilde keser, ucunu sivrilterek yaptığımız kazıklarımızla koyu çamur bir yer bulur. Başlardık heyecan dolu bir oyuna. Saatler sürebilirdi. Bin bir açıyla yere saplanmış olan kazıklara vururken, rakibinin kazığını çıkartıp kendimizinkini saplamaya çalışırdık. Çok iyi hatırlarım kucak kucak kazık kazanarak ya da tüm kazıklarımı kaybederek eve gittiğimi.
Yaz aylarında arası kesme dediğimiz bir oyun vardı ki hava kararana kadar oynar doyamazdık. Maalesef bu oyunun ayrıntılarını ulutmuşum. Bilen varsa yoruma yazarsalar sevinirim.
Met (çelik çomak) de sık sık oynadığımız bir oyundu. Bu oyunda her şey bir kısa ve bir uzun sobadan ibaretti. Ama arkadaşlık, coşku, heyecan ölçülemeyecek kadar çoktu.
Misket ve gazoz kapağı oynamayı, çember sürmeyi, uçurtmayı uçurmayı, birdirbiri, topaç çevirmeyi, uzuneşeği, yakar topu, mendil kapmacayı oynaya oynaya büyüdük.
Zaman zaman telden araba yapar, yollara koyulurduk. Ama en güzeli bilyalı tahta arabalardı. Tekerleri Bilyalı arabalar, ayaktan direksiyonuyla kıvrıla kıvrıla, adeta uçarcasına gidebilirdik. Yollarda sadece bunlar değil, İçine birimizin kıvrılarak girdiği kocaman kamyon tekerleğini, bir diğerimizin de onu sürdüğü zamanlar da olmuştur.
Köyde çocuk olmanın güzelliklerinden biri de bulunduğunuz ortama göre hemen bir oyuncak yapabilmenizdir.
Bir söğüt ağacının ya da ceviz ağacının yanındaysanız, düdüğünüz hazır demekti. Ağaçlara su yürüyünce, düdük mevsimi gelmişti. Annen baban tarla sularken sen de düdüğünü yapar üfler durursun ağustos böceklerine nazire yapar gibi. Bazen flüte benzeyen, birden fazla deliği olan mızıka bile yapardık. Orası hayal gücümüze kalırdı. Deneye deneye en güzeli, en çok ses çıkaranı nasıl yapılır bulurduk.
Bir su kaynağının yandaysak hemen bir su değirmeni, çamurdan arabalar, evler yapardık.
İki cevizi alıp halika bir pervane yapabilirdik. İpini çektikçe vıııır diye ses çıkarır. Hele yanında birkaç arkadaşla bunu yapıyorsan, muhabbet koyulaşır, dostluklar kuvvetlenirdi.
Kamil dayıdan ya da ali emmiden aldığımız bir avuç cam şeker saatlerce ağzımızı tatlandırırken bizi de mutlu ederdi. Gofret, bisküvi, lokum biraz daha lükstü. Bayramlarda para elimize geçince mantar tabancası alır, pat pat diye atar dururduk.
Çocukluğumuzun ortamı bize değer bilmeyi, küçük şeylerden mutlu olmayı öğretti. El ve iş becerisini kazandırdı. Olaylara farklı bakabilmeyi, öngörüyü, hoşgörüyü verdi bize. Kısacası bize insan olmayı ve vatanı bu aziz milleti sevmeyi öğretti.
Yaşım elli oldu. Bu zamana kadar yüzlerce arkadaşım oldu Türkiye’nin her yerinden. Hayat Çocukluk arkadaşlarımın her birini bir yere savurdu. Bazı arkadaşlarımı yirmi yıldır hiç görmesem de onların yeri çok farklı kalbimde. Hayatımdaki İzleri çok belirgin. Anıları çok taze.
© Sabriözen 2021




YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

sanalbasin.com üyesidir
Düzenleme | Copyright © 2013-2021 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com