M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

ÇANAKKALE KARA SAVAŞLARININ BAŞLAMASININ 106. YILINI VE KAHRAMANLARINIZI ŞÜKRANLA ANIYORUZ

 


         Şanlı  tarihimizin  seçkin  sayfalarından birini teşkil eden  Çanakkale Zaferimizi (25 Nisan 1915 Kara Savaşları başlama gününün 106. yıldönümünü)  ve bu destanı yazan tüm kahramanlarımızı rahmetle  anıyoruz.  Albay  Mustafa Kemal ATATÜRK  komutasındaki cesur ve  kahraman Türk Askerinin  bu eşsiz zaferini  bir kez daha anarken, onlarla gurur duyuyor ve  hepsini saygı ile selamlıyoruz.

 

Bilindiği üzere, İngiltere liderliğindeki Fransız  donamasına ait savaş gemileri Çanakkale Boğazını süratle geçerek İstanbul'u işgal etmek, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarına hakim olarak, Rusya'ya yardım ulaştırmak  istiyorlardı. Bu amaçla, “yenilmez armada” olarak anılan, kendilerine göre  "önlerinde kimsenin duramayacağı" güçlü  donanmaları, 18 Mart 1915 günü Çanakkale Boğazına giriş yaptı. Gemiler arasında İngilizlerin ünlü Agamemnon zırhlısı bile vardı.  Düşmanın bilmediği şey, kahraman Türk denizcilerinin Nusrat gemisiyle boğazın sularına önceden  mayın döşedikleri ve çevreye topların yerleştirildiğiydi.  

 

Çok geçmeden mayına çarpan düşman gemileri yanmaya ve denizin derinliklerine doğru batmaya başladı. Topçuların atışıyla isabet alan gemilerin  de yanmaya başlamasıyla devam eden ölüm kalım savaşı sabaha kadar  sürdü ve müttefik donamasının ağır bir yenilgisiyle sonuçlandı. Düşman donanması  denizden geçemeyeceğini anlayarak   geri çekilmek zorunda kalmıştır.  

 

Boğazdan geçemeyeceğini anlayan düşman Çanakkale'yi karadan geçmek için kıyılara asker çıkarmaya başlar. Kara savaşları,  İngiliz,  Fransız, İskoçya ve İrlanda kuvvetleri ile bu devletlerin sömürgeleri olan Avusturalya, Yenizelanda, Hindistan, Nepal, Senegal, Anzaklar, Gurkalar’dan oluşan İtilaf Devletleri ordusunu bekleyen sürprizin, 19. Tümen Komutanı Albay   Mustafa Kemal’in liderlik dehası ve emrindeki  cesur Türk Askeri (Mehmetçik)’in arasında geçecekti.   Çanakkale  Şehitleri, bedenlerini mermilere siper  ederek canlarını verirken, bir mensubu oldukları Türk Milleti’nin tarihin her döneminde kutsal saydığı “ VATAN, BAYRAK, MİLLET, DEVLET VE BAĞIMSIZLIK “ gibi değerleri, ittifak halinde   saldırıya geçmiş olan yedi düvele karşı savunuyorlardı.   

  

         Çanakkale Savaşları, Türk Askeri’ne “ savaşmanın değil, ölmenin emredildiği “ bir mücadele  olup,  sadece, bu özelliği ile bile, dünyada başka bir örneğine rastlanılamayacak bir savaş olmaktadır. Bu savaş sırasında, çatışma alanlarına  metre kareye 5000 mermi düşmüştür. Türk Askeri, kayda geçen rakamlara göre 87 000 şehit vermiştir. Seferberlik ilanı ile başlayan ve savaş sonrası gazilerin evlerine dönüş yolunda verdikleri kayıpları da kapsayacak şekilde hesaplama yapıldığında,  bu savaş sürecindeki insan kaybımızın yaklaşık 240 000 kişi olduğunu söyleyen bilim adamları da vardır.  

  

         Çanakkale siperlerinde ön saflarda olan Yahya Çavuş ve emrindeki tüm askerleri, Atatürk (o zamanlar Mustafa Kemal)’den aldıkları “ size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum “ şeklindeki emri uygulamışlar ve topluca şehit olmuşlardır. Ünlü Seyit Onbaşı ise, bir orman köyünde ormancılığı bırakarak cepheye koşmuş bir asker olarak, top vinçlerinin isabet alması nedeniyle, 170-240 kilogram ağırlığındaki top mermilerini tek başına namluya yerleştirmesiyle tanınmıştır. Bu dev gibi askerin şöhretini duyan ve kendisini  gören bir üst komutan “ bu dev asker yarım ekmekle doyamaz, ona, öğünlerde bir ekmek verilsin “ direktifini vermiştir. Bu emir üzerine, masasına bir ekmek konmuş olan Seyit Onbaşı, yemekten kalkınca, ekmeğinin yarısını yediği, diğer yarısını bıraktığı görülmüştür. Sebebi sorulduğunda “ elbette karnım duymadı, fakat, yarım ekmek yemek zorunda olan arkadaşlarımın bakışları altında, ben bir ekmek yiyemezdim “ diyerek onurlu bir davranış sergilemiştir. 

  

         Çanakkale Savaşını başlatan  müttefikler, başta, İngiltere olmak üzere, Fransa, İskoçya, İrlanda ve sömürgelerinden oluşan toplama askerlerle  toplu halde  birlikte saldırıyorlardı. Bu insanların bir çoğu, kırlardan ve ormanlardan toplanarak sefere çıkarılmış vahşi yaratıklardı. Hedefleri, Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’u işgal etmek ve devlete son vermek, Anadolu’yu aralarında paylaşmaktı. Bu azgın ordular Çanakkale’ye neden geldiler, kendi ülkelerinden on binlerce mil uzaklardaki Çanakkale’de ne arıyorlardı, bu diyarlarda işleri neydi?   

 

         Ulu Önder Atatürk liderliğinde kurulmuş olan Cumhuriyetin ilk yıllarında, Ankara’da bir balo tertiplenmiştir. Yabancı misyon temsilcileri de balodadırlar. İngiltere askeri ataşesi olan  bir yüzbaşı, baştan itibaren sinirli bir yüz ifadesiyle sürekli Atatürk’ü izlemektedir. Bir ara bu bakışlarının nedeni sorulduğunda “ benim dedem Çanakkale’de öldü, o savaşın komutanı da Atatürk idi “ dermiştir. Bu sözü duyan Atatürk “ o yüzbaşıya sorun bakalım, dedesinin Çanakkale’de işi neymiş? “ karşı sorusunu sormuştur.   

  

         Çanakkale Zaferi ve askerlerimizin kanlarıyla yazmış oldukları destan ve kahramanlıklarını geri plana atma ve özellikle Atatürk’ü bu savaşta yok sayma gayretlerinin iç ve dış destekli bir sinsi plana göre yürütüldüğüne tanıklık etmekteyiz. Geçen yıllarda, bir Türk yönetmen tarafından ve yabancıların destekleriyle çekilen “ Gelibolu “ filminde görülmüştü. Filmi izleyip dışarı çıkanlar “ bu filimde biz yokuz, Türk Askeri ve Atatürk yok “ diye tepki göstermiş, filmi çeken yönetmen, bu tepkilere karşı, milletin gözüne bakarak “ film böyle olmasaydı dışardan bu kadar destek göremezdik “ demiştir. Bu yaklaşım, saldırgan vahşileri ön  plana çıkararak masum gösterme çabalarının bir sonucudur.   

  

         Türk Askeri,  düşmana, siperlerden “ Çanakkale Geçilmez ” dedi ve onca düşmanı durdurdu, geçit vermedi. Peki sonra ne oldu ?  Düşman güçleri memleketlerine mi döndü? Tabidir ki hayır.. Düşman, masa başı numaralarla İstanbul’u yine de işgale başladı. Mustafa Kemal, İstanbul’a doluşan düşmanları kast ederek “ geldikleri gibi giderler “ demiş ve sonunda aynen geri göndermiştir.   

  

         Çanakkale Savaşları sırasında iki  askerimizin sırtındaki giysileri gösteren ve altında  “ 1915 yılı Çanakkale 57.  Tayyare Alayı “  yazılı resim her yerde yayınlanmakta olup, bir sureti bu yazıya eklenmiştir. Günümüzün modern savaş aracı olan F-16 (Savaşan Şahin) Jet Uçaklarının şehitleri selamlarken çekilmiş resim de yazıya eklenmiştir.   

  

         Bu savaş sırasında, Çanakkale boğazına demirlemiş olan İngiliz gemilerinden birinin adı “ Agamemnon “ zırhlısıydı. Bu isim, tarihte (mitolojide) Yunan topraklarından Anadolu’ya (Truva) saldırmış olan kuvvetlerin başındaki komutanın adıydı. Kısacası, düşman hiç uyumuyor, boş durmuyor, bizi hep aynı yöntem ve vasıtalarla vuruyor, dönüp dolaşıp tekrar vuruyor.   

  

         Bu savaşlarda erlerimizin kıyafetlerini resimlerden izleyebiliyoruz. Peki , yemeklerinde neler vardı? Arşivlerden derlenerek listelenen zamanın er yemek tabelası, günümüz birliklerinin yemek tabelası ile birlikte gazinoların duvarlarında sergilenmektedir. Bu listeye bir göz atalım.   

  

                                                     

  Yemek Listesi tarihi :                  Çanakkale, 43. Piyade Alayı  Yemek Listesi  :  

           

- 15 Haziran 1917 günü                               . Sabah  : üzüm hoşafı  

                                                                     . Öğlen  :  yok  

                                                                     . Akşam : yağlı buğday çorbası ve yarım ekmek.  

  

- 18 Haziran 1917 günü                               . Sabah : yok  

                                                                     . Öğlen : yok  

                                                                     . Akşam : üzüm hoşafı ve yarım ekmek.  

  

- 26 Haziran 1917 günü                               . Sabah : yok  

                                                                     . Öğlen : yok  

                                                                     . Akşam : üzüm hoşafı ve  yarım ekmek  

  

- 08 Ağustos 1917 günü                               . Sabah : yarım ekmek  

                                                                      . Öğlen : yok  

                                                                      . Akşam : üzüm hoşafı ve yarım ekmek…  

  

Kurtuluş Savaşı sırasında, erlere, sabah kahvaltısında verilecek olan siyah zeytin sayısının 3 veya 5  adet olması konusunda şiddetli tartışmalar yapıldığı da bilinen bir vakıadır. Bu konuya değinen bir tarihçi, mücadelenin tam olarak anlaşılabilmesi için, o zamanların meclis tutanaklarının incelenerek yayınlanması gerektiğini söylemektedir.  

  

 Şimdi de günümüz birliklerinden erlere ait bir yemek tabelası örneği verelim .  

  

Yemek Listesi Tarihi                                       Hakkari 1. Komando Tuğayı Yemek listesi :  

  

- 20 Aralık 2004 günü                                . Sabah : çay, kaşar peyniri, kol böreği, siyah zeytin  

                                                                    . Öğlen : şehriyeli tavuk suyu çorba, fırında tavuk  

                                                                                 pirinç pilavı, tel kadayıfı, elma, ekmek.  

                                                                    . Akşam : pirinç çorbası, kıymalı kapuska (lahana)  

                                                                              peynirli makarna, mevsim salata, mandalin..  

  

İşte, tarihimizin şanlı bir destanını yazan Türk Askeri, bu yemek listesi ile beslenerek yedi düvelin kuvvetini dize getirmiştir. Bu savaşta, Taşeli yöresi ve Toroslar diyarından da binlerce delikanlı cepheye koşmuş ve canlarını düşman mermilerine siper etmiştir. Bu askerlerden çok azı sağ olarak memleketlerine dönebilmiş olup, şehit olanların kimlikleri ve listeleri tutulmamış olduğundan iki nesil geçmiş olmasına rağmen bir çoğu unutulup gitmiştir. Köylerimizdeki geniş ailelerden 6 kişinin bu savaşlar sırasında askere alındığı ve sevklerinin yapıldığı, hiç birinin geri dönmemiş olduğu, isim ve sülale adlarıyla birlikte sabittir. Fakat, hafızası zayıf, okuyup yazması eksik denen bizler gibi, bu şehitlerin, yazanı, konuşanı ve hatırlayanı olmadıklarından unutulmuşlardır. Yazar “ şehitler, asıl unutuldukları zaman ölürler “ diye boşuna dememiştir.   

  

         Çanakkale Zaferi sonrası yöremizde yaşanmış olan bir olaydan da bahsetmem gerekiyor. Sarıvadi köyünden ve Eski Rektörlerimizden, değerli bilim adamı Prof. Dr. Mümin KÖKSOY’un eserlerinden öğrendiğime göre, Çanakkale zaferi tüm Milletimizi sevince boğmuş ve yayınlanan bir emirle, zaferimizin şehirlerden köylere kadar her yerde kutlanması ve  kutlamaların nasıl yapıldığı bir raporla bağlı mutasarrıflıklara (Sancak Merkezleri) bildirilmesi istenmiştir. Bu zafer, Sarıvadi köyünde de coşku ile kutlanmış ve kutlamaların nasıl yapıldığı, köyün genç bilim adamı merhum Nuri Efendi tarafından, şiirsel bir anlatım ve manzum manileri kapsayan bir mektup şeklinde, o zamanlar  bağlı bulunulan Silifke Mutasarrıflığına gönderilmiştir. Bu duygu dolu şiirler ve anlatımları okuyan Mutasarrıf çok beğenmiş  ve Nuri  Bey’e özel bir teşekkür mektubu yazmış, zarfın üzerine “ Zata Mahsus “ yani Kişiye Özel damgası vurarak, iki jandarma ile Mut-Ermenek üzerinden Sarıvadi köyüne göndermiştir. Jandarmalar köye bir öğlen vakti gelmişler ve muhtar Hacı Mümin Efendi’den Nuri Efendiyi bulmasını istemişler. Nuri Efendi, o gün yaylaya  keklik avına gitmiştir. Durumu bilen muhtar, jandarmalara “ Nuri ava gitmiş, bulamayız, ben hem muhtar, hem köyün ağası hem de Nuri’nin babasıyım, mektubu bana verin, sizibekletmeyelim “ der. Jandarmalar ise “mektup zata mahsus, zatın kendisi mutlaka bulunmalı, onu bulun “ diye çıkışır. Herkes mektubun içinde ne olduğu konusunda heyecanlanır. Yaylaya adamlar salınır ve Nuri bulunup köye getirilir. Mektup imza karşılığı sahibine teslim edilir ve heyecanla açılır. Köylü merak içinde sonucu beklemektedir. Mektup okunduğunda, Mutasarrıf’ın Nuri Efendi için yazdığı methiyeler duyulunca herkes mutluluk gözyaşlarına ve sevince boğulur.  

  

Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, dosta -düşmana ve tüm dunyaya İNSANLIK ve BARIŞ dersi vermiş bir liderdir. Nitekim, 17 Mart 1937 tarihinde yaptığı bir konuşmada " insan mensup olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli" demiştir. Atatürk, 1921-1938 yılları arasında bağımsız ülkenin başına geçen 115 devlet başkanının tamamıyla temas kurmuştur. Savaşın acıklı hallerinin herkesten iyi bilirim, savaşçı olamam, milletin hayatı tehlikeye uğramadıkça savaş bir cinayettir” demiştir. Ulu Önder Atatürk, “ yurtta sulh, cihanda sulh “ derken, bir taraftan, yurt içinde huzur ve sükunu, güven içinde yaşamayı amaçlamış, diğer taraftan da, milletlerarası barış ve güvenliğin önemini işaret etmiştir. Atatürk, "memleketler muhteliftir, fakat medeniyet birdir” demiştir.  ATATÜRK, fikirleri, görüşleri ve "Türk Devrimleri " adı verilen eseriyle, tüm dünyada yankılar uyandırmış bir liderdir. Bu yankılar sebebiyledir ki, Atatürk için bir niteleme aranırsa "çağını aşan lider" sıfatını fazlası ile hak etmiştir.  

  

Ulu Önder ATATÜRK büyüklüğünü, Çanakkale’de can veren Anzak askerlerinin annelerine yazdığı mektupta “yavrularınız bizim yavrularımızla yan yana yatmaktadırlar. Onlar artık bizim de yavrularımızdır. Gönlünüzü ferah tutun” cümlelerine yer vererek göstermiş, bu mektubu okuyan Anzak anneleri o kadar duygulanmışlar ki cevabi mektuplarında “ biz de size ATAM demek istiyoruz “ diye yazmışlardır.   

 

Düşmanları tarafından büyük bir saygı ile anılan, övgülerle örnek alınan, ismi coğrafi bölgelerine verilerek yaşatılan, ATA olarak kabul edilme teklif edilen,  Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü  daha iyi anlamak, anlatmak ve izinde yürümek dileğiyle..  

 

İngiliz Ordusu ile sömürgeleri olan Avustralya ve Yeni Zelanda Birleşik Ordusu, ANZAK askerlerinin, Çanakkale’yi geçerek İstanbul’u işgal edip Osmanlı Devletine son vermeleri için 1914'de denize açıldığı ilk hareket noktaları olan Avustralya’daki  “ALBANY” limanı körfezine ''ATATÜRK  BOĞAZI'' adı verilmiştir.  “Atatürk Entrance'' olarak dünya haritasında “ATATÜRK” ismini taşıyan tek coğrafi konumdur.  

  

ATATÜRK diyor ki  ; “Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz. Ne mutlu Türküm diyene!” (Mustafa Kemal, Bkz. Meydan Larousse, Cild 19 s. 471) (1)  

  

          Türk Vatanının  bölünmezliği, Devletimizin varlığı, Milletimizin birliği ve bağımsızlığımızın korunması için emek harcayanları, çaba gösterenleri, bu uğurda şehit olanları, gazilerimizi saygı ve rahmetle anarken, hepsine “KAHRAMANLAR“ diye sesleniyoruz. Bu  kutsal değerlerimiz aleyhine  çalışanları ise “ HAİNLER “ diye  sınıflandırmak  zorundayız.  

  

Çanakkale Zaferimizi  (DESTANIMIZI) nice yıllar kutlamayı sürdürmek  dileğiyle…..  

  

Yazan (Derleyen - Güncelleyen)  : Av. Naci SÖZEN (Em. Hv. Kd.  Alb. )  25 Mart 2021 - ALANYA  


















YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2021 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com