M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

GELİN DEVESİ VEYA DEVE TAŞI

 

1101 yılında İzvit (Sorkun) Yaylası, Altıntaş Yaylası ve bugünkü Başyayla sınırları içinde Alata yönünde, koca koca eğriklerin bulunduğu Karamıklı Yaylalarında yılın altı ayında Hristiyan Vasal (yerel) Krallara otlakıye parası ödeyerek Çukurova’dan gelen akraba Türk Oymaklar yaşıyorlardı.

Oymaklar birbirinden her daim haberdar olur, bir birlerinden kız alır, kız verirlerdi. Altıntaş Yaylasında genç bir oymak eri için Karamıklı Yaylasında ikamet eden oymağın bir ailesinden kız istenmişti. Ve günler günleri kovalamış evlilik törenlerinin yapılacağı gün gelmişti.

Güneş henüz kaşları (ufukları) aydınlatmadan oymak ayakta hayvanları otlatmaya gidecekler gönderilmiş, su getirecek olanlar obalara su taşımaya başlıyor, analar sabah aşı için hazırlıklara başlamışlardı.

Gelinlik kızın çadırında telaş iki kat daha artmış durumda iken sabah aşı ortaya konmuş, beraberce yemişlerdi. Ailenin biricik kızları ile son sabah aşını yemişlerdi.

Altıntaş Yaylasından gelecek gelin alıcılar beklenirken bir taraftan da Karamıklı’da ikamet eden obaların kadınları toplanmış gelinlik kızı giydirip kuşatıyorlardı.

Erkekler de kız babasının düğün hediyesi olarak kızına vereceği deveyi süsleyip önüne ot, su bırakıyorlardı.

Öğleye doğru kaştan gelin alayı görünmüştü bile. Gelenler karşılanmış, sohbetler edilmiş, ikramlar yapılmış, gelin deveye bindirilmeden önce avuçlar semaya açılmış, dualar edilmişti. Gelin yere ıhtırılan (çökertilen)  deveye bindirilip verilen talimatla deve ayağa kaldırılmıştı. Karamıklı eğriklerinin orada vedalaşıldıktan sonra gelin alıcılar, damat ve yakınlarından oluşan gelin alayı Altıntaş’a doğru yürümüşlerdi. Her şey yolunda, yolculuk devam ediyordu.

1101 yılı ikinci yarısında günü tam olarak bilinmese de, Ağustosun 20’si ile 23’ü arasında bir gün idi.

Haçlılar Geliyor!

Konya üzerinden Kudüs’e gidebilecekleri hayaliyle Konya’ya ulaşıp kalesine saldıran 1101 yılı İkinci Haçlı ordusu, umduklarını bulamamış ve bir şey yapamayacaklarını anlayınca bıraktılar. Kıble istikametinde yürüyüşe geçip Çumra’ya doğru ilerlediler.

Anadolu’nun ilk tapusunu Türkler adına kesen o eşsiz komutan Kılıç Aslan, vur kaç taktikleriyle perişan Haçlıları perişan etmeye devam ediyordu. Aynı ordusu Ankara yönünden Konya’ya gelirken de Kılıç Aslan su kuyularını kapattırmış susuzluk ve açlık nedeniyle çok sayıda Haçlı telef olmuştu.

Şimdi ise Çumra yönünden dağlık bölgeye giriş yapmışlar ve eski Roma yollarını takip ederek Kudüs hayallerine ulaşabileceklerini sanıyorlardı.

Kılıç Aslan’ın kahraman askerleri henüz neresi olduğu bilinmeyen bir yerde Haçlı sürüsünü kıstırdı. Atılan oklar, sallanan kılıçlar ve fırlatılan mızrak darbeleriyle yerlere sermeye devam ediyorlardı ki canlarını kurtarma derdine düşen 700 Haçlı dağlara ve sık ormanlara doğru kaçışmışlardı.

Kılıç Aslan’ın şanlı askerleri henüz Romalıların elinde olan Taşeli’ne ilerleyen Haçlıların ardından gitmeyi uygun görmeyip bırakmışlar ve bu sıkıntılı günü de büyük bir zaferle kayıp vermeden atlatmışlardı.

Dağlara, sık ormanlara kaçıp kurtulabilen 700 kişi toplanıp yeniden bir araya geliyor, önlerine gelen yerleşkeleri yakıp yıkıyor, yağma ve talanlarına devam ediyorlardı. Buldukları yiyecek olan her şeyi gasp ediyor, gördükleri hayvanları zorla alıp önlerindeki sürülerine katıyorlardı. Öldürdükleri hayvanların başına oturup aç kurtlar gibi yiyorlardı.

Alata’ya kadar gelip burada mola vermişler, tıka basa yiyip içtikten sonra yine eski Roma yollarını takip ederek Altıntaş yönünde ilerliyorlardı. Geçtikleri yer bugün Başyayla’nın yaylası olan Karamıklı’ydı.

Gelin Alayına Saldırıyorlar

Karamıklı’dan yolculuğa başlayan gelin alayı da yolculuklarına devam ediyorlardı. İşte tam o sırada Haçlılar uzaktan deve üzerindeki gelini, gelinin etrafındaki gelin alıcıları görünce; ağızları kanlı leş yiyiciler gibi gelin alayını dört bir yandan kuşatıverdiler.

Gelin alayı kılıçsız ve mızraksızdılar, ellerinde hediye edilmiş peşkirleri vardı sadece. Barbar ruhlu Haçlı güruhu, gelin alayının etrafında dört dönüyorlar kaçmak için kuş dahi uçurtmuyorlar, naralar atıp öldürmek için an kolluyorlardı. Bir anda erkeklerin başları yerlerde yuvarlanmaya başladı. Damat gelin devesinin etrafında kollarını açmış kimsenin yanaşmasını engellemeye çalışıyordu. Sırtını döndüğü bir anda saplanan bir mızrak ucu yüzükoyun yere yıkıverdi. Kadınların çığlıkları Karamıklı koyaklarında çınlıyor, eğrik taşlarından yansımalar tekrar geri getiriyordu. Bu deve kılıçlar kadınlara doğru sallanmaya başlarken bir yandan da mızrak uçları göğüslerinden saplanıyordu. Canlı olarak kala kala gelinin babasının hediye ettiği deve ve üzerindeki biçare gelin kalmıştı. Kısa bir zaman önce yüreğinde sakladığı mutluluk hayali bir anda savaş meydana dökülmüş, çiğnenmiş, öldürülmüştü.

Biçare gelin deve üstünde, ancak devenin yuları bir vahşi Haçlı tarafından tutulmuş, o ise devenin üzerinde titriyor, feryatlar içinde Allah’a dua ediyordu. Allah’a son duasında; “Ey güzel Allah’ım! Beni ve devemi küffarlara kurban etme. Ey güzel rabbim! Beni kuş et, devemi taş et!” der demez anda yere çökmüş deve taş kesilmiş, kendisi ise kuş olup Altıntaş zirvesine doğru uçup gitmişti.

Gelin Devesi veya Deve Taşı İbret İçin Korundu

Haçlı zulmüne uğrayan ve kuş olup uçup giden gelin, yere ıhtığında (çöktüğünde)  taş olan deve uğrak bir yerde olmayınca zaman içinde insanlarca bilinmez oldu.

Taş olan deveyi gören çobanlar, avcılar ve yayla çiftçilerine hiçbir şey anlatılmadığı halde yüreklerinin derinliğinde bir hüzün sezdiler, bir gariplik olduğunu hissettiler.

Taş deveyi görenler zarar vermediler; bu coğrafya üzerinde yaşamış Türk oymakları Müslüman oldukları için belki de bu deve görüntülü taşı dini kültürlerinin bir parçası olarak değerlendirip, bugüne kadar korumuşlar ve zarar vermemişlerdir. Belki de bakıp bakıp yüreklerinde o garip, o hüzünlü duyguları Semud kavmine gönderilen Hz. Salih (a.s.) Peygambere ve devesine yapılanları hatırlattı.Kim bilir?

Yazan

Durmuş Ali Özbek


DEVAMINI OKU>>>

Uyarı!     “Yazı ve fotoğraf/lar izin alınmadan kısmen ya da tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayınlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem yapılacaktır. Tüm hakları saklıdır.”

İlk 2 resim Mehmet Başer'den 3. resim Abdurrahman Göksu'dan izinli olarak alınmış olup resimler kopyalamaya engel amaçlı damgalanmıştır. Kendilerine teşekkür ederim.



Yöresel etnografik kültürü ve folklorü gelecek nesillere aktarmada emekleriniz ve çabalarınız umarım takdir görecektir. Teşekkürler.

Mustafa Demirel

Durmuş Ali bey, kaleminize sağlık,  Allah ömür verirse bir gün Altıntaş yaylasına çıkıp bu deveyi ben de fotoğraflamak istiyorum. Tabi ki, sabırsızlıkla devamını bekliyorum, oldukça üzücü bir hikayesi var.

Karamanoglu Mehmetbey Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr.
Hüseyin Muşmal, 12.04.2021, 23:41 gönderdi.

Teşekkür ederim. Gayet güzel, elinize, emeğinize, sağlık
YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

2 yorum:

  1. Çok teşekkürler sagolasiniz memnun oldum.Tas kesilme motifi var.Biz de de Seyit Bayram Veli'nin kızının bir benzer hikayesi var

    YanıtlayınSil
  2. Harun Bey çok teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2021 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com