M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
Facebookta Paylaş

KARACAOĞLAN’IN SANATI VE DÜNYA GÖRÜŞÜ


Halk ozanları,içinde yaşadıkları toplumun sanat zevkini karşılamaya çalışırken bir yandan da deneyimlerinin sonucunu sözlü sazlı deyişleriyle halka ulaştırmaya çalışırlar.Vermek istediklerini ve tarihsel olayları gelecek kuşaklara taşınmasında eğitim hizmeti görmüşlerdir..Uyarıcıdırlar,halkın ışığıdırlar..Bir tür yaygın eğitim görevlisi gibi insanları aydınlatırlar.

Karacaoğlan,bu konuda toplumu etkileyici,sanat gücü yüksek bir ozandır.Yerine göre özgün sözlerden yararlanır.Deyişlerini  halkın kullandığı yöresel sözcüklerle,onların diliyle seslendirir. Bunları verirken dünyanın  güzelliklerle donanmış olduğunu  bildirir. Buna karşılık insanların dünyayı kendi eliyle yaşanmaz duruma getirildiği iletisini şiirsel bir anlatımla vermesi onun sanatsal anlatısının bir özelliğidir. Dünya güzelliğinin yaşanması için yol gösterici deyişler düzenleyerek hizmette bulunur. Deyişlerinde gönül kırma, kavga, döğüş, bulunmaz. Yunus Emre’nin Allah sevgisi onun şiirlerine doğa ve insan sevgisi olarak yansımıştır.

İnsan sevgisi olmayanların küçük dağları kendilerinin yarattığı inancıyla yola çıkmalarını büyük bir yanılgı olarak niteler. Bu konuda öğütler sıralarken inceden inceden yanlışlarını da söylemekten geri kalmaz.Onun uyarıcı özelliği sanatsal  yaratıcılıkla birlikte sunulması gelmiş geçmiş sanatçılarda çok az görülebilir.

İzin ver bey ağam ben de gideyim

            Ah çekip de arkam sıra ağlar var

            Bakarım  bakarım sılam görünmez

            Aramızda yıkılası dağlar var.

                                                           Karac-Oğlan der ki kendim öbvmeyim

                                                           Taşlar alıp kara bağrım dövmeyim

                                                           Güzel sevme derler nasıl sevmeyim

                                                           Kaşlar arasında çifte benler vae.            

                       

Söylediği öğütlerinde, insanların nerede konuşulacağını, nerede susulacağını bilmeleri yolunda uyarıcı aşılama yaparak olgun insan olmanın yollarını gösterir.

                 Dokunur hatıra kendini bilmez                      

                 Asilzadelerden hiç kemlik gelmez                 

                 Sen iyilik et o zayi olmaz                             

                 Darılıpta başa kakıcı olma.

El ariftir amlar senin bendini

Dağıtırlar tuzağını fendini

Alçaklarda otur gözet kendini

Katı yükseklerden uçucu olma.

Karacaoğlan bir eğitimci yada bilgin değildir.Yaşadığı deneyimler,konup göçtüğü yerlerde kazandığı görgü ve bilgiler,ulaştığı olgunluk aşaması onu topluma öğüt verecek niteliğe büründürmüştür.İnsanın kendini bilmesi gerektiğini işaret ederken onu en iyi değerlendiren yine de içinde yaşadığı toplum ve çevresi olduğuna parmak basmaktadır.

Bir Ruh bilimci gibi, çevrenin insanlar üzerindeki etkilerine işaret etmektedir. 21.asırda söz konusu edilen mahalle baskısını yüzlerce yıl önceleri görebilen usta ozan atasözlerimizi kullanarak insanların eğitilmesine sanatçı görüşüyle katkıda bulunmaktadır.

                                             Çağır Karac-Oğlan çağır.

                                             Taş düştüğü yerde ağır     

                                             Yiğit sevdiğinden soğur

                                             Görülmeyi  görülmeyi

          

Karacaoğlan şiirlerini hazırlıksız doğaçlama söylemiş bir ozandır.Eserleri dilden dile aktarılarak günümüze ulaşmıştır.İlk okuduğu çalıp söylediği gibi yazılı olarak gelebilseydi onunla ilgili bilinmezliklerin tamamı ortadan kalkmış olurdu.     

Uzun yıllardan sonra bazı meraklıları CÖNK dediğimiz şiirlerin toplandığı defterlere yazarak,belleklerde gizlenen deyişlerini yazılı duruma getirmişlerdir.Bunların da hangi koşullar altında derlenip yazıldığı bilinemiyor.Bu arada sözcükler arasında çıkarma ve eklemeler yapılıp yapılmadığı bilinemiyor.Bu konuda oluşan kuşkular da az değil..

Karacaoğlan’ın ilk ürettiği deyişler o anda kaleme alınabilseydi,ekleme-çıkarmalar yapılmadan bizlere ulaşır bütün özgünlüğüyle zevkimizi okşardı.

Onun şiirlerini-deyişlerini Taşeli yöresi halkı “Karacaoğlan türküsü” daha doğrusu “Karacaoğlan”  olarak söylenip gelmiştir.Yörenin Altıntaş  yaylasına çıkan 1963 yılında doksan yaşında ölen Bahşiş Yörükleri Beyi olarak tanınan Karasüleymanoğlu sesinin güzelliği nedeniyle dedesinin sık sık “Haydi bir Karacaoğlar çağır da kulağımızın pası silinsin” dediklerini anlatmıştır. Anıları arasında anlattığı bilgilerden dedesinin Karacaoğlan türkülerini ezbere bildiğini Barçın yaylasında yaylayan Kışlak için Gazipaşa’da kışlayan Yörük Beylerinden  “Paşabeğin “çok güzel Karacaoğlan söylediğini anlatmıştı.

Karacaoğlan’ın deyişleri onun dilinden çıktıktan sonra okuyanların dilinde,sazların telinde  sürüp geldiği söylenir.Böylece eserin yaratıcısı da çoğalmıştır. Değiştirilemiyen yönü şiirin genel havasıdır.

Yapılan araştırmalardan bir değil birkaç tane Karacaoğlan’ın varlığı anlaşılınca onların deyişlerinin de karışmış olacağı kuşkusu, kafaları da karıştırmaktadır. Büyük, (Usta) Karacaoğlan’la çırakları ayırmakta güçleşiyor.

Ortalama 500 yıllık bir sürede usta ozanın deyişleri çırakların, meraklıların da katkısıyla “Karacaoğlan şiir geleneğini” olarak ortaya çıkarmış oluyor. Bir şiirinde adının:

“Karac-Oğlan Hasan adım

Güzellerde kaldı tadım

Soldu gülüm kurudu suy

Şimden geri gönül çağlar “

Derken bir başka deyişinde:

Karac-Oğlan derki kolu bağlıyı

Ciğerciği aşk oduyla dağlıyım

                                               Mamulu’da¹ ben bir Rıdvan oğluyum

Kaplan postu yedeklerim kal demiş”

                                                                    

   1.Mamulu:Sarıveliler ilçesine bağlı  bu günkü adıyla Uğurlu köyü.

     Bk. Türkay Cevdet .Osmanlı İmparatorluğunda, oymak,aşiret,cemaatlar s.745.

     Bk.  Ertaş Mustafa.Taşeli’nin Batmayan Güneşi KARACAOĞLAN. S:136.      

     Karacaoğlan’ın şiirlerini ilk yayınlayan araştırmacılardan biri, Ali Rıza Yalgın’dır. 

Doğum tarihini(1515-1606) olarak verir.İlköretim müfettişi olarak gittiği Ermenek ve çevresinde halkın Karacaoğlan türkülerini çalıp söylediğini görünce derlemelerine başlar.Konya’da çıkarılan Babalık gazetesinde yayınlar.                                                                                    

     Daha sonra Akdeniz bölgesinde Toros’lardaki Türkmenler arasında yaptığı araştırmaları” Cenupta Türkmen Oymakları” adıyla kitaplaştırır.Derlediği deyişlerin bir bölümünü de orada yayınlamıştır.² Silifke’li Küçük Karacaoğlan’ın bir türküsünü de burada dinlemiş not almıştır. Bak.Cenupta Türkmen Oymakları 1.s:1774.

     Karacaoğlan’ın şiirlerinde işlediği konuları çoğunlukla,“Doğa-kadın,sevgi-barış-Gurbet-yergiler-  kuşlar- çiçekler-azrail  ve Tanrı “olarak özetlenebilir.

     Orta Toros’larda,Taşeli yaylaları onun yaşamında önemli izler taşır.

      Konar-göçer göçebe yaşam tarzı deyişlerinde egemen olmuştur. Bunun yanı sıra bu yaşamın ayrılmaz bir ögesi olan kadın doğayla birlikte birleşmiş aynı duygularla seslendirilmiştir.Bir dörtlük içinde, çiçek,kadın,dağ  ve sazı nakış örercesine bezeklediğini görürüz.

        Sarı çiçek sallanıyor naz ile

        Dem sürmedim on beşinde kız ile

        Şimdi öksüz kaldım kırık saz ile

        Ah çektikçe tüter dumanın dağlar.”

     Sevgili ona esin kaynağı olan bir peridir.Güzelliğin en seçkinini onda bulmak ister.

Öz deyişleri de yine onda aramaktadır. Ona kavuşma yolunda engeller vardır.yaşamın inişli çıkışlı yollarında kusursuz güzelliği onda aramaktadır .Sarıveliler’in Küçük Karapınar mahallesinde oturan (D.1926) Ebiş Tunç “Bu güne kadar yayınlanmamış Karaca-Oğlan’ türküsünü Barcın Yaylası  güzeli seçilen sevgilisi Elif’ Baş dere Karaca-Oğlan Pazarında yanız  kaldığını görünce hemen yanına gider ilk yeminli türküsünü bu pazarda söyler” der. Kaynak: Orta Toroslardan Yükselen Ses s.288-289-Mustafa Ertaş

                                      Karac-Oğlan bilir senin halini

                                      Kadir Mevlam açık etsin yolunu

                                      Senden gayrısına vermem meylimi

                                      Vallahi billahi veren değilim.

 

   Çağdaş sanat,bir kişinin yarattığı eserdir.Şiir,resim,roman,öykü gibi ürünler kişisel bir yaratma  yapılandırmadır.Sözlü şiirde yazıya geçirilmemişse bunu bulamayız.Ekler,çıkarmalar çoktur.Bu yönüyle tek yaratıcısı yoktur.Bir çok kişinin katkıları vardır.Bu nedenle ilk söylendiği  gibi günümüze gelen deyişler özgünlüğünü koruyarak günümüze  ulaşmıştır..

   Halk şiir geleneğimizde sevgililerin memesi elmaya, turunca benzetilir.Karacaoğlan bu benzetmeleri aşmıştır.Uzun yıllar aynı şeylerin yinelenmesi bıkkınlık yaratmıştır.Karacaoğlan bu tür benzetmeleri tekdüzelikten çıkarmış,dinleyicilere usanç vermeden  yaratıcı gücünü kullanarak yeni söylemler geliştirir.

Yaratma gücü denilen şey de işte burada başlamaktadır.

       Karacaoğlan’ın yarinin  memesi de turunçtur ama,Aydın turuncudur,yada Yusuf elmasıdır. Sevgilinin dilini betimlerken ayrıcalığını göstermeden  edemez.Onun sevgilisinin dili şeker değil Frenk şekeridir

      Gördüğümüz gibi tekdüzeliğin içine yaratıcı gücünü getirerek üstünlüğünü ortaya çıkarır.Böylece sevgilisini yeni renklerle donatır.Yedi benlidir onun sevgilisi. Al kınalı kekliktir.Körpe kuzudur, Çakır gözlü üveyiktir.Kaşlar arasında çifte benlidir.

         Bu yeni renklendirmeler  sevgilisini  onun dizelerinin özgünlüğünü somutlaştırır,gözümüze gönlümüze yerleştirir şiir geleneğini altüst ederek başkaldırır.Deyişleriyle bir devrim yaratmıştır..                        

                                        “Sabahtan uğradım ben bir güzele

                                         Sabahtan uğradım yarin yurduna 

                                         Sabahtan uğradım ben bir geline            

    Kalıplaşmış bir görünüm içinde olsalar da değişik renkler içinde okuyana dinleyene  yeni dünyaların  kapısını açmış gibidir. Bu bir bakıma Osmanlı aşık şiir geleneğine ve sosyal yapısına karşı bir direniş olarak kendini gösterir.

                                                   Karacaoğlan der ki sözün doğrusu

                                                   Gökte melek yerde hüma yavrusu

                                                   Söyleyim ben sana sözün doğrusu

                                                   Soyunup koynuna girmeye geldim.                                           

 

       Kadını soyutluktan çıkararak ete kemiğe bürünmüş,insanca gereksinimleri olan gerçek bir varlık olduğunu ortaya koyar. Bunda başarılı da olmuş,kendinden sonra gelen ozanların da çevrenlerini (ufuk) genişletmiştir. Ona gelinceye kadar yerleşik düzene girmiş köylü aşıkların yaratıp geliştirdiği aşk şiirlerini

Orta Toros’larda göçebe yaşamı süren Türkmenlerin kendilerine özgün toplum yapılarına aktarmış ve bu yolda bir çığır açmıştır.Karacaoğlan’ın deyişleri gerçeği dile getirir..

    Kadınları betimlerken  hayal ederek değil gerçek yaşamında olduğu gibi somutlaştırarak anlatma yolunu açmıştır.Kadını imgelerinde canlandırmadan,yayla yolunda,pınar başında,sabahın erken vaktinde evlerinin önünde karşılaşmış görüşmüş konuşmuş dünya gözüyle bakmıştır onlara .Onun için deyişleriyle bir devrim

 Yaratmıştır diyoruz. O devirde aşıklar, kadını dört duvar içinde,peçe altında hayal ederek anlatmışlardı,  

   Bu dönüş biçimini tersine çeviren Karacaoğlan,kadını gerçek durumlarıyla tanıtmaktadır.O kadınları şöyle betimlemektedir:

       İncedir beli, hilaldir kaşı-Ak elleri deste deste güllüdür-Ala gözlerine sürmeler çekmiştir.-Zülfünü taramış dökmüştür bir yana.-Salıvermiştir ince belin üstüne,-Salına salına varır köyüne-Yayladan inerken görür  güzelleri. Güvercin topuklu keklik sekişlidir. onlar- hem ince bellidir, alma  yanakları, kömür gibi karadır gözleri-Dudakları kiraz gibidir-Güllerin üzerine yağan rahmet gibi al yanakları domur domurdur. Onlara,”Ala gözlerini sevdiğim dilber”diyerek seslenir.Aşık Ömer Karacaoğlan’ı “eski meseldir”diye küçümserken,kendini onun etkisinden kurtulamamıştır. İşte örnekleri:                       

                     

Coşkun sular gibi akar su isen                                 

Ararlar bulurlar asıl soy isen                                                                                                                     

                              Karac-Oğlan.                                                                 

                                                                                                                                                         

   Konar –göçer Türkmenlerin arasında görülen serbestlik yaşam biçimlerinin özelliğinden kaynaklanır.Kadın erkek her işte birlikte çalışırlar. Karacaoğlan’da görülen belirgin özelliklerden birisi de içinde yaşadığı  halkın zevkini yansıtmış olmasıdır.Orta Toros’lar,(Taşeli yöresi,) büyük kentlerden  ve

Kentler arası yollardan uzak kalmıştır.Toprağı az dağı ve taşı çok bir bölgedir.Bu nedenlerle yöreye dışarıdan göç olmadığı gibi bölgeden dışarıya sürekli  göçler olmuştur.Bunun sonucu olarakta arı Türkmen dili Arapça ve Farsçanın etkisine girmemiştir. Varlığını koruyan Türk dilini usta ozan deyişlerinde kullanarak işletmiş  21.yüz yıla bozulmadan gelmesinde önemli katkılar yapmıştır.Hiç bir yabancı çizmesinin çiğnemediği bu topraklar, dilini korumanın bilinciyle bu günlere gelmiştir Bu savaşta halk yanında Karacaoğlan’ı ve Yunus Emre’yi bulmuştur

      Karacaoğlan üzerinde Öksüz Dede,Kul Mehmet ve Aşık Kerem’in izlerini  görüyoruz.Kerem ile Aslı öyküsünün etkili olması da  olağan sayılmalıdır.Her insanın çağında veya sonrasında olumlu olumsuz,az veya çok etkilenmemesi olanaksızdır.

Önemli olan etkilenmenin sınırları ve sonuçlarıdır.                                            

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

        Ala gözlerine kurban olayım                              Ala gözlerine kurban olduğum

        Ecelim gelmeden öldürme beni     .                   Şayedip aleme bildirme beni                                                                            

                                      Öksüz Dede                                                  Karacaoğlan

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      

        Misali cennettir evvel baharı                              Çıktım dağın seyran eyledim

        Açılır kırmızı gülü Tuna’nın                                Sallanır gider yolu Hama’nın

                                Öksüz Dede                                                        Karacaoğlan.

      Bu örneklerde olduğu gibi Karacaoğlan üzerinde Öksüz Dede’nin etkileri gözden kaçmamıştır.Kim bilir bu etkilenme belki de iki yanlıdır,karşılıklıdır.

      Karacaoğlan deyişlerinde orta Toros’larda yılın sekiz ayını yaylak olarak geçiren Yörük ve yerleşik köylülerin geleneklerini,giyim kuşamlarını,günlük yaşayışlarını yörenin söyleyiş özelliğine (şive) uygun biçimde dillendirmesi, onun şiirlerinin belleklerde yaşatılmasında en önemli etken olmuştur.Gelmiş geçmiş yöre halkı onun

kendilerinden birisi olduğunu bağırlarına basarak yaşatmışlardır

 

    Kent kültüründen etkilenmemesi, dağ, yayla,oba, oymak çevresine bağlı kalışı dil ve anlatım yönüyle arı Türkçe olması, divan ve tekke edebiyatından uzak kalması; doğa ve insan sevgisini işlemesi onun ününün  yayılmasında etkili olmuştur.

        Şiirlerini   6+ 5=11 ve 4+4=8 kalıbı içerisinde hece ölçüsünü kullanmıştır.Yöresel sözcükleri başarıyla kullanması ona özgü bir yetenektir.                                                                                                                                                                                      

        Deyişlerindeki oluşum, deyiş ve yaratılış şekli, söyleyiş özelliğinin kendine özgü bir yöntemi olduğunu görüyoruz. Bilindiği üzere halk ozanları eserlerini saz çalarak izleyicilerin karşısında okur ve söylerler.

Kendi deyişlerinin yanında geçmişte yaşamış veya günümüzde yaşamakta olan halk ozanlarının eserlerini de çalar ve söylerler. Bu çalışma şekli halk ozanlarına özgü bir niteliktir.

      Çok ün yapanlarının arasında Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan öne çıkan sanatçılardır.

Üçü de dünya ölçüsünde evrensel ozanlardır.

       Yunus Emre garip ve günahsızların diliyle konuşmuş Tanrı sevgisini gönüllere kazımaya çalışmış özü ve sözü değişmeyen halk ve Hak ozanıdır.

       Pir Sultan AIbdal, düşünceleriyle insanları aydınlatmak isterken, ayakları yerden kesilmiş, aslını ölene kadar gizlememiş bir ozandır.

      Karacaoğlan’ın yaşamı üzerindeki bilgilerimiz, sözlü anlatımlardan öteye geçmiyor. Onun deyişlerinin doğru olarak yorumlanması sonunda gerçekler az da olsa ortaya çıkacaktır. Aslında onun kendinin ürünü olan yani değişmeden bizlere ulaşan deyişleri bu konudaki en önemli ipuçlarını verecektir.Onun ürünlerini inceledikçe Orta Toroslar’ı, Taşeli  yöresini onun deyişlerini okuyarak gezip araştırınca gerçeklere biraz

daha yaklaştıklarını göreceklerdir. Doğal olarak bu yörenin tarihi gelişimini, sosyal ve kültürel yapısını coğrafyasının da yakından incelenmesi önemli olacaktır.

    Deyişlerinde kullandığı sözcükler Türkçe ve yöresel olması ilk göze çarpan özelliğidir. Anadolu’da Arapça ve Farsçanın güçlü olduğu bir devirde onun  deyişlerindeki sözcüklerin Türkçe olmasının bir takım nedenleri olmalıdır. Bir cümleyle söylemek gerekirse yaşadığı bölge kentlerden uzak, hiçbir yabancı çizmesinin girmediği bir yerdir. Hiç bir etkilenme olmamıştır.

     Şiirleri tek tek incelendiği vakit benzer kalıpların geçtiği görülür. Saz şairleri için bu da olağan ve uzun uzadıya düşünme,düzenleme olanağı yoktur. Dinleyicileri çevresinde

Toplamıştır.

   İşte o sırada gerekli olan kalıpları yerine yerleştirecektir.Onun şiirlerini belleğine alanlar canlı kaynak olarak bilgiler sunarken de benzer durumlar ortaya çıkmaktadır.Halk ozanları deyişlerini yaratırken anlamla ilgili kalıplar içinde bulunan : güzel- sevgili- gönül-felek vb. gibi kavramları dile getirişte ortak kalıplardan yararlanırlar. Bu da onların, ”anlatma, oluşturma, deyiş ve yapış” tarzını ortaya çıkarır.

     Hazır söz kalıplarından bir bölümü: “Evlerinin önü, yaylanın yolu,” çok görülen kalıplardır.

     Sıfat tamlaması olarak : Kadir Mevlam, kahpe felek, Keten gömlek, deli gönül, Ala gözlü, ala gözlüm,  Yeşil ördek” gibi kalıplar sıkca kullanılmıştır.

      Üç sözcükten oluşan söz kalıplarının başında:

   “ Yüce dağ başı, Sabahın seher vakti,şu dağın ardı” gibi söz kalıpları kullanılmıştır. Bu arada anlamlı söz kalıplarının kullanılması sözlü yaratılarda önemli katkılar sağladığı bilinir

      “Şu dağın ardı, Sabahın seher vakti, yüce dağ başı-Has bahçenin gülü” örneklerinde olduğu gibi zincirleme tamlamalar da bulunmaktadır.

     “ Yeşil ördek yayılıyor çimende,” “yeşil ördek sulanıyor gölekte”  “Ala gözlü benli dilber”

      Adı geçen söz kalıplarının anlamlı cümleler olduğu görülür.

      Sabahtan uğradım ben bir güzele –Ala gözlerini sevdiğim dilber-  Sabahtan uğradım yarin yurduna -Sabahtan uğradım ben bir geline –Güvercin topuklu keklik sekişli –Ala gözlerini sevdiğim dilber-Güvercin duruşlu keklik sekişli”

      Karacaoğlan’ın deyişlerine başlarken yeğlediği belirli dize kalıpları vardır. Bunların başında :“Ala gözlerini sevdiğim dilber” kalıbıdır.

                          Ala gözlerini sevdiğim dilber                      Ala gözlerini sevdiğim dilber

                          Yurtlarınız çayır çimen pınar mı?                  Her seher her sabah kalkta bize gel  

  

                         Yaz gelipte beş ayları dolunca                      Yaz gelipte beş ayları dolunca

                         Açılmış bahçenin gülleri güzel                        Bülbülün figanı gonca gülünden

                                                      Karac-Oğlan.                                                          Dadaloğlu.                                                                 

                         Evvel bahar yaz ayları gelince                          Evvel bahar yaz ayları gelende

                        Akar boz bulanık kuru dereler                         Akar boz bulanık seli Tuna’nın 

                       Karac-Oğlan.                                                                Dadaloğlu.                                       

                                                                                                                                                                                              

  Yukarıdaki dizeleri okuyunca yinelenen kalıplar görüldüğü gibi, kalıpların değişikliğini görürsünüz Karacaoğlan’daki kuru dereler dizenin sonu “kuru dereler” Deli Boran’da “seli Tuna’nın” olduğunu görürüz.                               

 

 

Mustafa Ertaş

Doğrudan Doğruya

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2021 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com