M|E Medya Ermenek Medya Ermenek
...
Facebookta Paylaş

SUNA İLE TUNA AŞKI

Bahşiş köyünden Tuna Suna’ya âşıktır. Tuna ile Suna birbirlerini severler. Aynı köyden Mırcıoğlu Havva^ya âşıktır. Mırcıoğlu Havva’nın babasının peşinden ayrılmaz. Tüm işlerini tutar. .evresinden kişilerin Havva’nın kendisine gönlü olmadığını, kendisini tutma olarak kullandıklarını söylemesi üzerine Mığrcıoğlu’nun feleği şaşar ‘’ Bana yar olmayanı başkasına yar etmem.’’ Naraları atmaya başlar.

Havva’yı öldürme planları kurar. Havva’yı vuracak, kaza süsü verecek. Bir gün Havva süt sağarken Mırcıoğlu silahını ateşler. İşler planladığı gibi gitmez. İşin işine şeytan karışır. Bu defa silahını şeytan doldurmamıştır. Kendisi doldurmuştur. Ölen Havva değildir.Şeytan karşısına Suna’yı çıkarmıştır.

Oba feryat figan ederken Mırcıoğlu kuş olup uçmuştur dağlardan. O günden sonra kendisinden haber alan olmamıştır.

Olay barcın yaylasında gerçekleşmiştir. Değişik araştırmalar olay yeri olarak Bahşiş köyü, Zeyve köyü göstermiştir. Bir takım araştırmalar da Suna’yı Tuna’nın kastı ya da kaza ile vurduğu şekildedir.

Olay Mırcıoğlu ağzından dinlenmiş doğrusu bu şekildedir.

Suna Yayla güzeli seçilen güzellik birincisidir.

Suna, Tuna, Havva, Mıcırlıoğlu akraba çocuklarıdır. Ne öldüren öldürdüğüne sevine bilmiş ne ölen öldürene lanet yağdırabilmiş. Öykü hazin bir öyküdür.

Tuna acısını dindirmek amacı ile Fil Hasan( Düzenli)den beste yapmasını ister. Fil Hasan 3 keçi kesmesini birini fakir fukaraya dağıtmasını, birini kendisinin yemesini, birini de beste yaparken birlikte yemelerini İster. Tuna Teklifi kabul eder. Fil Hasan bir beste ile kalmaz çok sayıda beste yapar.

Olay hakkında çok fazla araştırma yapıldığından ben olay ayrıntısına girmeden olayda yer almayan başka ayrıntılara yer vereceğim.

Anamur’a ait yüzlerce yayla varken hikâyelerin % 90’nı Barcın yaylasında geçmektedir. Bunun bir nedeni ‘’Bahşiş köyünün özelliği mi yoksa başka bir nedeni mi var? Sorunun cevabı Barcın yaylasının ozanı Karacaoğlan izinden yürüyenlerde yattığı gerçeği karşımıza çıkmakta. Fill Hasan (Düzenli) gerek döneminde gerek döneminden bugüne adından söz ettiren bir ozandır. Sarıvelilerli oluşu, yaylanın Sarıveliler ile Bahşişlilerin ortak kullanması hikayelerin yaşamasına yol açmıştır.

İkinci bir husus Özay Gönlüm’le özleşleştirilen ‘’ Böyük Aanın Mektubu’’ Ege’ye ait olmadığı Sarıveliler’e ait olduğu. Nasıl olmuştu? Özay Gönlüm kardeşi ile Yöremiz yazarı Mustafa Ertaş ev arkadaşıdır. Özay Gönlüm kardeşini ziyarete gelir ve mektupla birlikte Suna Tuna türküleri eline geçer. Mektubu ömrünün son gününe kadar okur. Suna ile Tuna’nın Türküleri TRT arşivlerine kayıt olur.

’ Böyük Ananın Mektubu’’ Hisar Dergisi’nde yayınlanmıştır. Mehmet Çınarlı derginin yazarları ve kurucuları arasında yer alır.

Burada Suna ile Tuna aşkın kahramanı, Fil Hasan öyküyü filizlendiren Mustafa Ertaş Türkiye’ye duyuran oluyor.


Tuna’m ben vuruldum yapış elimden.

Çöz önceği kan olmasın, belimden.

Ben kalmışım sen de kalma yolundan,

Gül iken solduran Tuna’m ağlasın.

****

Ecel oku geldi cana dayandı,

Turunç memem al kanlara boyandı

Bu ölüme Tuna’m nasıl dayandı?

Gülün koklamayan Tuna’m ağlasın.

***

Yalan dünya senden uzak kalmadım,

Gelin olup koşun ata binmedim.

Senimle bir gün mihman olmadım,

Gülünü yitiren Tuna’m ağlasın.

***

Gümüş kemerimi çözün belimden,

Ben vuruldum; Tuna’m, sen tut elimden.

Al kanlarım aktı beyaz tenimden,

Sayıp selamım Tuna’m ağlasın.

***

Kınalı parmakta yüzük kaş idin.

Güzeller içinde gayet kişiydin.

Yörük kızlarının deste baş idin.

Sayıp selamım Tuna’m ağlasın.

***

Bu nasıl iştir ağalar beyler,

Sevdiceğim Tuna’m ah çekip ağlar,

Göçülen aştım, sineni dağlar,

Sayıp selamım Tuna’m ağlasın.

***

Tuna’m varsın hocasına okusun.

Garip bülbül gül dalında şakısın,

Gelin anam al astarı dokusun,

El yerine baksın dursun, ağlasın.

****

Acı merhem, tatlı merhem düzmeyin,

Yaram derin düğmeleri çözmeyin,

Mezarımı yoldan uzak kazmayın,

Yâr gelip geçtikçe baksın ağlasın.

***

Sürünün önünde sürmeli koçlar,

Akranım kızlar salınır saçlar,

Zeyve deresine inince göçler,

Göç çekip geçtiğim yollar ağlasın.

***

Barçın yaylasının güzel kuşuydum,

Gümüş feslerin inci taşıydım,

Aşiret kızlarının deste başıydım,

Seven akranlarım ansın ağlasın.

***

Sarı yaylam yaylayamadım kar iken.

Palazını avlayamadım tor iken,

Bu cihanda acı ölüm var iken,

Geride kalanlar yansın ağlasın.

***

Ne serin yayladır şu bizim yayla.

Soğuk subaşında var gönül eyle,

Bu sevgi, muhabbet kalırsa böyle,

Yiğit Tuna’m, güzün dönsün ağlasın.

***

Al fistanı anam dokusun,

Has bahçede bülbüller şakısın.

Verin mektubumu Tuna’m okusun,

Hasret mahşere kaldı den ahbaplar.

***

Eline almış kırmızı lökünü.

Üstüne vurmuş hesapsız yükünü,

Dolanıp gider Ermenek bükünü,

Hasret mahşere kaldı den ahbaplar.

***

Nedir ağalar beyler hele de bunlar,

Göç çekip açtın dumanlı, karlı dağlar,

Ah etsin gözünden içtiğim yosunlu muarlar,

Hasret mahşere kaldı den ahbaplar.

***

Çeşmeler başında altın tas mısın?

Aşiret kızlarının deste başı mısın?

Al kınalı parmakta yüzük, elmas kaş mısın?

Hasret mahşere kaldı den ahbaplar

***

Meyvem bitmeden, yaprağım düştü,

Yüklendi kervanım amanın göçtü.

Zeyve boğazını az öte geçti,

Hasret mahşere kaldı den ahbaplar.

**

Konduğum konaklar gelemem gayrı,

Ben bu dertlere derman bulamam gayrı,

Sevdiceğim Tuna’m ah çekip ağlasın gayrı,

Hasret mahşere kaldı den ahbaplar.

***

Yansın kavrulsun da Anamur çalı,

Savrulsun göklere külü dumanı,

Adını sevdiğimde Kervan alanı,

Gök öncekli Bahşiş kızı geçti mi?

***

Doku hey sevdiğim kilimler doku,

Erkenden yüklemiş, Selvinaz yükü,

Sana derim sana Zeyve’nin bükü,

Gök öncekli Bahşiş kızı geçti mi?

***

Sevdiğimin çekip gider obası,

Gençken de vermiş idi babası.

Kurban olam Ortaköy’ün ağası,

Top kâküllü Bahşiş kızı geçti mi?

***

Havayadır deli gönül havayı,

Alıcı kuşlar yüksek yapar yuvayı.

Bahşiş kızı katarlamış mayayı,

Çeke çeke yaylasına geçti mi?

***

Nehiridir kara gözlüm nehiri,

Elinden içeydim bir tas zehiri,

Ey sevdiğim Ermenek’in nehiri,

KebenindenYörük kızı geçti mi?

***

Fil Ahmet yazdı bunları yegâne,

El değmedik teni boyandı kane.

Ah edip ağladık hep yane yahe. 

Göç çekip de bu dağlardan geçti mi?


SÜRGÜNDEKİ MIRCI OĞLUNUN HİKÂYESİ

‘’Bir garip ölmüş diyeler

Üç günden sonra duyalar

Soğuk su ile yuyalar

Şöyle garip bencileyin’’

 

Yunus’un dediği gibi ölen garipti ne öldüren. Biri ağa kızıydı, biri ağa oğlu. Biri bir yiğide gönül vermişti, biri bir güzele. Biri kör şeytana uydu, biri kör kurşuna hedef.

Ağıtlar ölene yazılır hep. Adına destanlar yazılır.

Öldüren…

Bir gün iki gün lanet okunur ardından.

Sonra unutulur gider.

Belki ölen bir kez ölmüştür.

Öldüren her nefeste ölmüştür, ölmüştür…

Ölememiştir bir türlü. Her gün bir yaprak gibi solmuştur.

Olay destanlar diyarı Barcın yaylasında geçen şu bildik bizim ‘’ Suna ile Tuna’’ hikâyesi.

Yapılan araştırmalar hep Tuna ve Suna üzerine yoğunlaşmıştır.

Gelelim olayın özüne Tuna Sunaya( Selvinaz, Güllü) âşıktır.

Mıcır oğlu Ahmet Havva’ya( Mümüne) âşıktır

Havva’nın kardeşleri Ahmet’te Havva’yı vereceklerini söyler. Ahmet Havva’nın kardeşlerinin her işine koşar. Her dediklerini yerine getirir.

Ahmet’e çevresi kardeşlerinin Havva’yı kendisine vermeyeceklerini, kendisini hizmetçi olarak kullandıklarını söyler.

Ahmet bunu gurur meselesi yapar. ‘’ Bana yar etmeyeni başkasına yar etmem!’’ der. Bir gün süt sağan Havva’ya doğrultur silahını. Silah sesi ile yere serilen Havva değil Suna’dır.

Ortalık feryat figan. Telaşe, ağıt üstüne ağıt...

O günden sonra Ahmet’in yüzünü ne gören olur ne izini bilen.

Ahmet İzmir’in bir köyüne yerleşir. Birine bahçıvanlık yapar.

İzmir’in dağları benzemez Toros dağlarına…

Suları benzemez…

Obalar göç eylemez.

Ahmet bedenini kurtarmıştır dağlardan. Gel gör ki aklı Barcın yaylalarında takılı. Öldürdüğü Suna gözünün önünde. Havva beynin bir yerlerinde. Sürüler, dereler tepeler ayrı bir dert.

Çevresinde herkes birbirleri ile hoş sohbet ederken derdini bölerken bu dertleri ile çebeldeş. Kimse bilmez derdini. Kimi aş verir, kimi ekmek. Herkes ekmeğe muhtaç bilir. Bilmezler ki Barcı’nın esen yellerine muhtaç.

Yıllar yılı haber alacak bir Anamurlu arar. Gezdiği her köşe bucakta gözü Anamurlu arayışında. Tek derdi bir kez olsun haber alabilmek Barcın’ın havasından, suyundan. Havva’sından- Tuna’sından.

Ömrünün sonlarına doğru bir Anamurluya rastlar. Rastladığı Anamurlu Ali Molla Oğlu Kara Hamza Çapun'dur. (1925_1999)Sordukça sorar. İsim isim tek tek sayar. Saydıkları yaşıtları, yaşça kendinden büyükleri. Anamurlu sorar ‘’Sen kimsin, bu kadar kişiyi nerden tanıyorsun?’’ Anamurluya verdiği cevap ‘’ Ben, Mırcı’nın oğlu‘’


İbrahim ŞAHİN

YAZARLAR SAYFASINA ==>>>
Medya Ermenek Haber Sitesindeyayınlanan makaleleriniçeriği hakkında mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu makalesi yayınlanan yazara aittir.Yayınlanan makale karşılığında yazarlara telif ücreti ödenmez. Yazarlar bunu peşinen kabul etmiş sayılırlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Kuralları
Yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret, küfür, aşağılayıcı, küçük düşürücü, pornografik,
ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici,
yorumların her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluğu yorumcuya aittir.
İsimsiz yazılan yorumlar bir saat içinde sistem tarafından otomatik olarak silinir.

Düzenleme | Copyright © 2013-2021 | MedER |Medya Ermenek
BİZE ULAŞIN
ghs.google.com
ghs.google.com